Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Cemaate yetişmek için sabah namazının sünneti terk edilebilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Sabah namazının Sünnet'i Sünnet namazların en güçlülerindendir. Onu terk etmemek gerekiyor. İmamın bir rekâtına yetişebileceğini bilen biri Sünnet'i eda etmelidir. Cemaati kaçıracağını anlarsa hemen imama uyar.
Aleykümselam. Bir namazın farz veya nafile olması, o namazı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin bize emretmesi ile belli olur. Âlimler emretmedeki ifadelere bakarak o namazın bizi nasıl bağladığını açıklarlar. Mesela sabah namazının Sünnet olarak kılınan iki rekatı hakkındaki ifadeler oldukça yoğun olduğu için çok mühim bir nafile olarak kılınır. Aynı şekilde öğlenin farzından önce kılınan dört rekat da öyledir. İkindi ve yatsının farzından önce kılınan dört rekat hakkında ise böyle bir tekit yoktur. Sahih olmayan bazı hadislerde ikindiden önce dört rekat tavsiye edilmiştir. Bu da gösteriyor ki, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, ikindinin farzından önceki Sünnet namazını, sabahın farzından önceki Sünnet namazı gibi sürekli kılmamıştır. Bu nedenle ara sıra terk edilmesi hakkında konuşulmaktadır. Bu mesele ile alakalı olarak şunu tespit etmemiz gerekmektedir: Bizi ibadetlerden soğutmaya çalışan şeytanın oyunlarına dikkat etmeye mecburuz. İkindinin öncesindeki Sünnet namazı ara sıra terk etmenin de Sünnet olduğu şeklindeki bir sözü şeytan bize nasıl uygulatıyor, bunu iyi düşünelim.
Hz. Peygamber (s.a.s.), farz namazların öncesinde ve sonrasında sünnet namazları kılmış ve ümmetine de tavsiye etmiştir. Bundan dolayı vakit namazlarıyla birlikte eda edilen düzenli (revâtib) sünnetler imkânlar ölçüsünde kılınmalıdır. Hz. Muhammed (s.a.s.) bir hadislerinde, “Her kim öğle namazından önce dört rek’at, sonra iki rek’at, akşamdan sonra iki rek’at, yatsıdan sonra iki rek’at, sabahtan önce de iki rek’at olmak üzere 12 rek’at sünnet/nâfile namaz kılmaya devam ederse, Allah da o kimseye cennette bir köşk inşa eder.” (Tirmizî, Salât, 306 [414]; bk. Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 101 [728]) buyurmuştur. İkindi namazı ile ilgili olarak da “İkindiden önce dört rek’at namaz kılana Allah merhamet etsin.” (Ebû Dâvûd, Tatavvu‘, 296 [1271]; Tirmizî, Salât, 318 [430]) demiştir. Bir başka hadislerinde de; “Kıyamet gününde Müslüman kulun ilk hesaba çekileceği şey farz namazdır. Eğer bu namazları tam olarak yerine getirmişse ne güzel. Aksi hâlde şöyle denir: Bakın bakalım, bunun nâfile namazı var mıdır? Eğer nâfile namazları varsa, farzların eksiği bu nâfilelerle tamamlanır. Sonra diğer farzlar için de aynı şeyler yapılır.” (İbn Mâce, İkâmetü's-salavât, 202 [1425]; bk. Ebû Dâvûd, Salât, 148 [864])buyurmuştur.
Aleykümselam. Mesele şöyledir: Cemaatle namaza yetişme açısından bir sıkıntı olacaksa namazın iki rekaatte bırakılıp farza yetişilmesi vaciptir. Hayır imama yetişmede sıkıntı olmayacaksa nafile de olsa başlanan namaz tamamlanmalıdır. Meseleyi bu şekilde anlamalısınız. Şafii veya bir başka mezhebi taklit yerine bu genel ilkeye bağlı kalırsanız en doğru olanı yapmış olursunuz. Allah yardımcımız olsun.
Sabah namazının farzını cemaatle kılmaya yetecek kadar vakit bulunduğuna kani isek sünneti kılıp imama öyle uyarız. Aksi takdirde imama uyarız. Bunu da imamın normal durumlarda ne kadar sürede namazı kıldırdığını biliyorsak yapabiliriz. Yoksa cemaate katılmak daha önemlidir.
Selamünaleyküm. Abdestten sonra burnunuzdan kan gelmesi, özürlü olmanız yeterli değildir. Siz müdahale etmedikçe içeride kalan kanın zararı yoktur. Müdahale ettiğinizde kan görürseniz yeniden abdest almanız gerekir. Sabah namazının ilk sünnet'ini siz kılarken cemaati kaçırmayacaksanız, sünnet'i kılıp farza durursunuz. Aksi takdirde direk farza girersiniz. İkindi de ise böyle değildir. Farz başlıyorsa hemen cemaate uyun. Farzdan sonra ise her iki durumda da Sünnet kılmak yoktur. Tesbihlerin cemaatle yapılması gerekmez. Ne kadar yapabilirseniz o kadarını yapar, kendiniz tamamlarsınız.
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
Kur’ân okunurken kişinin zorunlu olmadıkça başka bir işle meşgul olmayıp Kur’ân’ı dinlemesi gerekir. Nitekim, “Kur’ân okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki; merhamet olunasınız.” (el-A'râf, 7/204) mealindeki âyet-i kerîmede müminlere, Kur’ân okunurken onun dinlenilmesi emredilmektedir. Ancak Kur’ân dinlemek farz-ı kifâye olduğundan dinleyen başka birileri varsa, tahiyyetü’l-mescid namazı kılmak caizdir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/546, 2/18)
Hanefîlerde öğle ile cuma namazlarının ilk sünnetleri hariç genel olarak nâfile namazların her iki rek’atı müstakil bir namaz sayıldığı için ilk oturuşlar da son oturuş konumunda olur. Bunun için ikindi ile yatsı namazlarının farzlarının öncesinde kılınan nâfile namazların ilk oturuşlarında “Salli” ve “Bârik” duaları okunur. Aynı gerekçe ile ilk oturuştan kalktıktan sonra başlanacak rek’atta da “Sübhâneke” okunur. (Bilmen, İlmihâl, 141-142)
Vakit namazlarının öncesinde ve sonrasında kılınan sünnet namazlar, farz namazlara hazırlayıcı ve bu namazlarda oluşabilecek eksiklikleri tamamlayıcı ibadetler olarak değerlendirilmiş, ayrıca Hz. Peygamber’e (s.a.s.) bağlı olmanın bir göstergesi kabul edilmiştir. Bu itibarla bu namazların mümkün oldukça kılınması tavsiye edilmiştir. Nitekim Resûlullah (s.a.s.) bazı hadis-i şeriflerinde kulun mahşer gününde hesaba çekilirken eksik farz namazlarının, nâfile namazlarla tamamlanacağını beyan etmişlerdir. Ebû Hureyre’nin (r.a.) Resûlullah’tan (s.a.s.) naklettiği bir hadiste şöyle buyrulur: “Kıyamet gününde Müslüman kulun ilk hesaba çekileceği şey farz namazdır. Eğer bu namazları tam olarak yerine getirmişse ne güzel. Aksi hâlde şöyle denir: Bakın bakalım, bunun nâfile namazı var mıdır? Eğer nâfile namazları varsa, farzların eksiği bu nâfilelerle tamamlanır. Sonra diğer farzlar için de aynı şeyler yapılır.” (İbn Mâce, İkâmetü's-salavât, 202 [1425]; bk. Ebû Dâvûd, Salât, 148 [864]) Şu hâlde farz namazlar ile birlikte kılınan düzenli nâfileler (revâtib sünnetler) de kılınmalıdır. Önemli mazeretleri olanlar ise alışkanlık hâline getirmemek kaydıyla gerektiğinde bu sünnetleri terk edebilirler.
Gece kılınan nâfile namazlarda iki rek’atta bir, gündüz kılınanlarda ise dört rek’atta bir selâm vermek Hanefîlere göre daha faziletlidir. Gündüz kılınan namazlarda bir selâmla dört rek’attan, gece namazlarında ise tek selâmla sekiz rek’attan fazla nâfile kılmak mekruhtur. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/67-68; Aliyyü’l-Kârî, Fethu bâbi’l-‘inâye, 1/394) Şâfiîlere göre hem gündüz hem de gece kılınan nâfile namazlarda iki rek’atta bir selâm verilir. (Mâverdî, el-Hâvî, 2/289; Merğînânî, el-Hidâye, 1/67)
Öğle ve yatsı namazlarının son sünneti, iki rek’at olarak kılınabileceği gibi dört rek’at olarak da kılınabilir. Nitekim Hz. Peygamber’in (s.a.s.) öğle namazının son sünnetini dört rek’at kılmayı tavsiye ettiğine dair rivâyetler bulunduğu gibi (Ebû Dâvûd, Tatavvu‘, 295 [1269]; Tirmizî, Salât, 317 [426-428]), iki rek’at kıldığı ve tavsiye ettiğine dair rivâyetler de mevcuttur. (Buhârî, Teheccüd, 29, 34 [1172, 1180]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 104 [729]) Ancak iki rek’at kılındığına yönelik rivâyetler daha kuvvetli ve meşhur olduğundan tercih edilmiş ve genel olarak uygulama bu yönde yerleşmiştir.
Tahiyyetü’l-mescid namazının, camiye girildiğinde kılınması sünnettir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), söz konusu namazla ilgili olarak; “Sizden biriniz mescide girdiğinde oturmadan iki rek’at namaz kılsın.” (Buhârî, Salât, 60 [444]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 69 [714]) buyurmuştur. Tahiyyetü’l-mescid namazı Hanefîlere göre iki veya dört, Mâlikîlere göre ise iki rek’at kılınır. Şâfiîlere göre aslolan iki rek’at olmakla birlikte Şâfiî ve Hanbelîler bu niyetle istendiği kadar namaz kılınabileceğini ifade etmişlerdir. Hanefîler, nâfile namaz kılmanın mekruh sayıldığı vakitlerde tahiyyetü’l-mescid namazının kılınamayacağı kanaatindedir. Şâfiîlere göre tahiyyetü’l-mescid mutlak değil sebebe bağlı nâfile namazlardan olduğu için bu vakitlerde de kılınabilir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/311) Ezân okunduğu sırada mescide giren kimsenin bu namazı kılması Hanefîlere göre mekruh iken Şâfiîlere göre mekruh değildir. Ancak müezzin kâmet getirirken veya cemaatle namaza başlandığında mescide giren kişinin tahiyyetü’l-mescid kılmasının mekruh olduğu hususunda fakihler görüş birliği içindedir. Hanefîler, cuma namazında hatip minberde iken mescide giren kimsenin oturup hutbeyi dinlemesi gerektiğini ve tahiyyetü’l-mescid kılmasının mekruh olduğunu söylemiştir. Şâfiîlere göre ise uzatmamak ve iki rek’atı geçirmemek şartıyla kılınmalıdır. Mescide giren kişinin, meşguliyet veya kerâhet vaktinin girmesi gibi sebeplerle bu namazı kılamaması durumunda, “Sübhânallâhi ve’l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü va’llâhü ekber” demesi müstehaptır; bazı âlimler buna “ve lâ havle ve lâ kudrete illâ bi’llâhi’l-aliyyi’l-azîm” cümlesini de eklemiştir. Hanefîler, herhangi bir namazı kılmak veya farz namazı cemaatle kılmak suretiyle de mescidin hakkının verileceğini, dolayısıyla en az iki rek’at farz veya nâfile namazı kılmak niyetiyle mescide giren kişinin kıldığı bu namazın, niyet etmese bile tahiyyetü’l-mescid yerine geçeceğini ve onun sevabını da kazanacağını belirtmişlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/190, 191; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/18) Mescid-i Harâm’ın tahiyyesi Kâbe’yi tavaf etmektir; tavaf niyetiyle oraya giren hemen tavafa başlamalı, tavaf niyeti olmaksızın giren ise tahiyyetü’l-mescid namazı kılmalıdır.