Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Öğle ve yatsının son sünnetleri dört rek'at olarak kılınabilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Öğlen ve yatsı namazının son sünnetlerini daima dört olarak kılmakta hiçbir sakınca olmaz. “Dörtten az olmaz” demenin sakıncası olur.
Sünnet namazlar iki rekaat olarak kılınabilir. Öğlen namazının ilk sünneti gibi dört rekaat olarak konmuş olanları ise o şekilde kılmayı tercih etmek gerekir.
Hz. Peygamber (s.a.s.), farz namazların öncesinde ve sonrasında sünnet namazları kılmış ve ümmetine de tavsiye etmiştir. Bundan dolayı vakit namazlarıyla birlikte eda edilen düzenli (revâtib) sünnetler imkânlar ölçüsünde kılınmalıdır. Hz. Muhammed (s.a.s.) bir hadislerinde, “Her kim öğle namazından önce dört rek’at, sonra iki rek’at, akşamdan sonra iki rek’at, yatsıdan sonra iki rek’at, sabahtan önce de iki rek’at olmak üzere 12 rek’at sünnet/nâfile namaz kılmaya devam ederse, Allah da o kimseye cennette bir köşk inşa eder.” (Tirmizî, Salât, 306 [414]; bk. Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 101 [728]) buyurmuştur. İkindi namazı ile ilgili olarak da “İkindiden önce dört rek’at namaz kılana Allah merhamet etsin.” (Ebû Dâvûd, Tatavvu‘, 296 [1271]; Tirmizî, Salât, 318 [430]) demiştir. Bir başka hadislerinde de; “Kıyamet gününde Müslüman kulun ilk hesaba çekileceği şey farz namazdır. Eğer bu namazları tam olarak yerine getirmişse ne güzel. Aksi hâlde şöyle denir: Bakın bakalım, bunun nâfile namazı var mıdır? Eğer nâfile namazları varsa, farzların eksiği bu nâfilelerle tamamlanır. Sonra diğer farzlar için de aynı şeyler yapılır.” (İbn Mâce, İkâmetü's-salavât, 202 [1425]; bk. Ebû Dâvûd, Salât, 148 [864])buyurmuştur.
Aleykümselam. Mesele şöyledir: Cemaatle namaza yetişme açısından bir sıkıntı olacaksa namazın iki rekaatte bırakılıp farza yetişilmesi vaciptir. Hayır imama yetişmede sıkıntı olmayacaksa nafile de olsa başlanan namaz tamamlanmalıdır. Meseleyi bu şekilde anlamalısınız. Şafii veya bir başka mezhebi taklit yerine bu genel ilkeye bağlı kalırsanız en doğru olanı yapmış olursunuz. Allah yardımcımız olsun.
Aleykümselam. Bir namazın farz veya nafile olması, o namazı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin bize emretmesi ile belli olur. Âlimler emretmedeki ifadelere bakarak o namazın bizi nasıl bağladığını açıklarlar. Mesela sabah namazının Sünnet olarak kılınan iki rekatı hakkındaki ifadeler oldukça yoğun olduğu için çok mühim bir nafile olarak kılınır. Aynı şekilde öğlenin farzından önce kılınan dört rekat da öyledir. İkindi ve yatsının farzından önce kılınan dört rekat hakkında ise böyle bir tekit yoktur. Sahih olmayan bazı hadislerde ikindiden önce dört rekat tavsiye edilmiştir. Bu da gösteriyor ki, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, ikindinin farzından önceki Sünnet namazını, sabahın farzından önceki Sünnet namazı gibi sürekli kılmamıştır. Bu nedenle ara sıra terk edilmesi hakkında konuşulmaktadır. Bu mesele ile alakalı olarak şunu tespit etmemiz gerekmektedir: Bizi ibadetlerden soğutmaya çalışan şeytanın oyunlarına dikkat etmeye mecburuz. İkindinin öncesindeki Sünnet namazı ara sıra terk etmenin de Sünnet olduğu şeklindeki bir sözü şeytan bize nasıl uygulatıyor, bunu iyi düşünelim.
Hayır ikindinin farzından önce müekked yani öğlenin öncesindeki gibi muhakkak kılınması gereken bir sünnet namaz yoktur. Kılınması sevap olan nafile namazlardan biri olarak dört rekaatlık bir sünnet vardır. Bu da Peygamber aleyhisselamın o sünneti sürekli kılmamasından kaynaklanan bir farklılık vardır.
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
Vakit namazlarının öncesinde ve sonrasında kılınan sünnet namazlar, farz namazlara hazırlayıcı ve bu namazlarda oluşabilecek eksiklikleri tamamlayıcı ibadetler olarak değerlendirilmiş, ayrıca Hz. Peygamber’e (s.a.s.) bağlı olmanın bir göstergesi kabul edilmiştir. Bu itibarla bu namazların mümkün oldukça kılınması tavsiye edilmiştir. Nitekim Resûlullah (s.a.s.) bazı hadis-i şeriflerinde kulun mahşer gününde hesaba çekilirken eksik farz namazlarının, nâfile namazlarla tamamlanacağını beyan etmişlerdir. Ebû Hureyre’nin (r.a.) Resûlullah’tan (s.a.s.) naklettiği bir hadiste şöyle buyrulur: “Kıyamet gününde Müslüman kulun ilk hesaba çekileceği şey farz namazdır. Eğer bu namazları tam olarak yerine getirmişse ne güzel. Aksi hâlde şöyle denir: Bakın bakalım, bunun nâfile namazı var mıdır? Eğer nâfile namazları varsa, farzların eksiği bu nâfilelerle tamamlanır. Sonra diğer farzlar için de aynı şeyler yapılır.” (İbn Mâce, İkâmetü's-salavât, 202 [1425]; bk. Ebû Dâvûd, Salât, 148 [864]) Şu hâlde farz namazlar ile birlikte kılınan düzenli nâfileler (revâtib sünnetler) de kılınmalıdır. Önemli mazeretleri olanlar ise alışkanlık hâline getirmemek kaydıyla gerektiğinde bu sünnetleri terk edebilirler.
Hz. Peygamber (s.a.s.), farz namazların cemaatle kılınmasını tavsiye etmiş ve “Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir.” (Buhârî, Ezân, 30 [645]; Müslim, Mesâcid, 249-250 [650]) buyurmuştur. Diğer bir hadislerinde ise “Eğer insanlar yatsı ve sabah namazlarını cemaatle kılmanın sevabını bilselerdi emekleyerek de olsa cemaate katılırlardı.” (Buhârî, Ezân, 32 [654]; Müslim, Salât, 129 [437]) buyurmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.), gerek beş vakit farz namazların öncesinde ve sonrasında, gerekse farz namazlardan ayrı olarak sünnet ve nâfile namaz kılar; sünnet ve nâfile namazların evde kılınmasının daha uygun olacağını belirtirdi. Bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Ey İnsanlar! Evinizde namaz kılınız. Zira farz namaz dışındaki namazların en makbulü, insanın evinde kıldığı namazdır.” (Buhârî, Ezân, 81 [731]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 213 [781]) Başka bir hadislerinde ise Hz. Peygamber (s.a.s.), “Biriniz farz namazını mescidde kıldığı zaman, o namazından evine de bir pay ayırsın. Zira Allah Teâlâ, bu nâfile namaz sebebiyle evinde hayır yaratır.” (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 210 [778]) buyurmuş; hatta “Namazın bir kısmını (yani nâfileleri) evlerinizde kılınız, evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz.” (Buhârî, Salât, 52 [432]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 208 [777]) uyarısında bulunmuştur. Buna göre, farz namazların sünnetleri dâhil tüm nâfile namazların camide kılınması mümkün olmakla birlikte, evlerde kılınması daha faziletlidir.
Hanefîlerde öğle ile cuma namazlarının ilk sünnetleri hariç genel olarak nâfile namazların her iki rek’atı müstakil bir namaz sayıldığı için ilk oturuşlar da son oturuş konumunda olur. Bunun için ikindi ile yatsı namazlarının farzlarının öncesinde kılınan nâfile namazların ilk oturuşlarında “Salli” ve “Bârik” duaları okunur. Aynı gerekçe ile ilk oturuştan kalktıktan sonra başlanacak rek’atta da “Sübhâneke” okunur. (Bilmen, İlmihâl, 141-142)
Sünnetler içerisinde en kuvvetlisi, sabah namazının farzından önce kılınan iki rek’atlık namazdır. Çünkü Hz. Peygamber’den (s.a.s.) bu namazın çok daha faziletli olduğuna dair, diğer nâfile namazlar hususunda söylenmeyen sözler varid olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Sabah namazının iki rek’atı, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.” (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 96 [725]) buyurmuştur. Herhangi bir farz namaz için ikâmete başlandığında veya imam namaza başladığında nâfile namaz kılmak mekruh olup, cemaate katılmak gerektiği hâlde, faziletinden dolayı sabah namazının farzından önce kılınan iki rek’atlık sünnet bundan istisna edilmiştir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/297) İmkân olduğunda bu faziletin kaçırılmaması gerekir. Bu itibarla bir kimse cemaatle kılınan sabah namazının farzının son rek’atına veya bazı görüşlere göre teşehhüdüne yetişebileceğini düşünüyorsa, sünneti kılmalıdır. Buna mukabil kişi, sünnetle meşgul olduğu takdirde farzın tamamını kaçıracağından endişe ederse sünneti terk ederek cemaate katılması gerekir. (İbn Mâze, el-Muhît, 1/448-449; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/56)
Namaz kılmakla mükellef olan bir kadın, vakit girdiği hâlde henüz namazını kılmadan âdet görürse; Hanefîlere göre artık o vaktin namazını kaza etmekle yükümlü olmaz. Zira namazın edası mükellefe -daha önce kılmamışsa- vaktin sonunda farz olur. Bu açıdan bir kadın temiz olarak yatıp da uyandığı zaman hayız görmeye başladığını anlarsa, uyandığı andan itibaren âdet görmeye başlamış sayılır ve vaktin namazını kılmaz. Buna mukabil hayızlı bir kadın, yatıp da vakit çıktıktan sonra uyandığı zaman temizlenmiş olduğunu anlarsa, ihtiyat olarak yattığı zamandan itibaren temizlenmiş sayılır ve o vaktin namazını kılması gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/291)