Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Sosyal medya platformlarından kazanç elde etmek caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Sosyal medya veya başka bir yer; biz Şeriat’ımızı ölçü almak zorundayız. Uygunsuz dediğiniz şey karşınıza çıkan durum hayati bir ihtiyaç için bulunulan bir durum ise onu zaruret kabul ederiz. Değilse fitne görür, kendimizi koruruz. Sosyal medyada hayati denebilecek bir durum yoktur. İmtihanınızı kaybetmeyin.
Hayali takipçi üzerinden ticaret caiz olamaz. Olmayan birini var gibi göstermek bir yalandır. Yalanla iş görmek de haramdır. İnsanların beğenisini toplamak, ticari gelir elde etmek, reklam sağlamak gibi nedenlerle yapılan bu iş bir hiledir, yalandır. Hile ve yalan Müslümanca iş değildir. Bu yolla elde edilen gelir de helal değildir.
Selamünaleyküm. İhale ile iş görmek, ihaleden para kazanmak caizdir, helaldir. Ancak ihaleyi, ilan edildiği şeklin dışına çekmek, içeriden ihaleye yön vermek caiz değildir. Bu yolla kazanılap para da batıl yolla kazanılmış paradır, haramdır.
Sosyal medyada beğeni satın alınması da yeni bir uygulamadır. Hayat bu yepyeni uygulamalarla yaşanmaya başlandı. Allah yardımcımız olsun, hepimize basiretler ihsan etsin. Bu tür satın almaların temelinde büyük oranda kişilik eksikliğini doldurma, kendini tatmin etme, şöhret yakalama, olmayan sevimliliği oluşturma gibi nedenler bulunmaktadır. Bazıları için de kâr elde etmeye dayalı maddi sebepler vardır. Bir şirketle veya şahıslarla anlaşıp sosyal medyadaki hesaplarının takip oranını artırmaya yönelik ticari ilişki fıkıhtaki CUALE konusuna benzemektedir. Bu da Hanefi fukahası dışındaki fakihlere göre caizdir. Bu bir nevi ödül vaat etmeye benzemektedir. Bir başka satın alma yöntemi olan elektronik programlar kullanarak takipçi sayısını, beğeniyi artırma yöntemi ise caiz değildir. Böyle bir yöntem olmayanı var gibi göstermek ve aldatmaktır. Bu bir yalandır. Ve yalan, aldatmak haramdır.
Selamünaleyküm. Hile ile kazanılan kazanç için helal diyemeyiz. Sözünü ettiğiniz bu işlem, olduğu gibi hiledir.
Sadece oyun üretmek ve satmak kazancı haram kılmaz. Oyunun içeriğinde Şeriatımıza aykırı bir şey bulunması veya yaygın olarak insanların o oyunla iman, ibadet ve sosyal sorumluluklarından uzak kalmaları gibi bir sonuç oluşuyorsa oyun sakıncalıdır deriz. Bizim şahsi kanaatimiz için bu dijital oyunların bir nesli dininden ve insanlığından uzaklaştırmanın ana figürlerinden biri olduğu için caiz olmayacağı şeklindedir.
TİCARÎ HAYAT konusundaki diğer fetvalar
Kamuoyunda “Ağ Pazarlama”, “Doğrudan Satış” veya “Network Marketing” adıyla bilinen uygulamanın iki farklı işleyişi bulunmaktadır. Birincisi “Piramit Satış Sistemi” denilen ve gerçekte saadet zinciri olan uygulamadır. Bu sistemde amaç, üye toplamak olup bir mal veya hizmet satışı ya hiç bulunmamakta ya da sistemi meşrulaştırmak için göstermelik bir ürün bulunmaktadır. Sistem aşırı bilinmezlik, aldatma, haksız kazanç vb. sakıncalar sebebiyle caiz değildir. Çok katlı ağ pazarlama sisteminin diğer bir uygulama şekli ise mal veya hizmet satımı üzerine kurulmuş olup geleneksel satış sistemlerinde bulunan aracıları ortadan kaldırarak doğrudan tüketiciye ulaşmayı hedeflemektedir. Bu sistemde her ne kadar satıma konu olan bir mal veya hizmet bulunsa da bazıları, çalışma yöntemleri açısından piramit satış sistemi ile de büyük oranda uyuşabilmektedir. Bu sebeple sistemin caiz olabilmesi için şu temel ilkeler dâhilinde işlemesi gerekmektedir: 1- Sistemde yer alanların elde ettiği kazanç, ağırlıklı olarak sisteme yeni kişiler kazandırılması ve bu sayede oluşan komisyon, prim, teşvik, ödül ve benzeri isimler altında nitelendirilen menfaatlerin dağıtılması üzerine kurulmamalıdır. Dolayısıyla sistemin, yeni kişiler kazandırmayı değil mal veya hizmetlerin satışını esas alması gerekir. Ayrıca satılan bu mal veya hizmetlerin dini açıdan meşru olması gerekir. 2- Sisteme dâhil olmak isteyenlerden işe başlamaları ya da başladıktan sonra sistemde kalabilmeleri için veya daha sonradan herhangi bir gerekçeyle karşılıksız bir ücret talep edilmemelidir. Bu meyanda organizasyonun normal hizmet giderleri dışında herhangi bir isim altında bir bedel alınmamalıdır. 3- Üyenin, firmadan mal/hizmet alabilmesi için yeni üye bulma zorunluluğu olmamalıdır. 4- Sisteme dâhil olan katılımcının bizzat kazandırdığı yeni üyeler sebebiyle bir prim alması caizdir. Ancak kazandırılan üyenin daha sonradan yaptığı satışlardan ve onun da getirdiği yeni üyeler ile onların yaptığı satışlardan, herhangi bir emek veya üstlenilen risk olmaksızın prim almak ise caiz değildir. 5- Üye istediği zaman sistemden herhangi bir cezaî şarta muhatap olmadan ayrılabilmelidir. Fakat üyenin ayrılmasının, baştaki taahhütleri dolayısıyla ilgili firmanın gerçek bir zarara uğramasına sebep olması haline münhasır olmak üzere cezaî şart koşulabilir. Bu şartları taşımayan bir ağ pazarlama ya da doğrudan satış sistemi caiz değildir.
Anason, haşhaş, kenevir vb. bitkilerin uyuşturucu imalat etmek amacıyla yetiştirilmesi ve satılması caiz değildir. (bk. İbn Nüceym, el-Bahr, 5/277; el-Büceyrimî, Tuhfetü’l-Habîb, 11/103; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 6/454; Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 7/5517-5519) Fakat bu tür bitkilerin ilaç imalatı vb. mubah alanlarda kullanılmak üzere yetiştirilip satılmalarında sakınca yoktur. Söz konusu bitkilerin yetiştirilmesinde devlet tarafından getirilen sınırlayıcı düzenlemelere de riâyet etmek gerekir.
İster aynı ister farklı cins olsun hayvanların peşin olarak takas edilmesi ittifakla caizdir (bk. Şevkânî, Neylü’l-evtâr, 5/241). Örneğin, iki hayvan birbiriyle veya bir hayvan iki hayvan karşılığında peşin olarak takas edilebilir. Hayvanların vadeli olarak takas edilmesi, vade faizi (ribe’n-nesîe) doğuracağı gerekçesiyle Hanefî fakihler tarafından caiz görülmemiştir (Zeylaî, Tebyîn, 4/87). Şâfiîlere göre ise cinsleri ister aynı ister farklı olsun hayvanların peşin takası caiz olduğu gibi vadeli takası da caizdir. Zira Şâfiîler, burada faizin illetinin bulunmadığını söylemişlerdir (Nevevî, Ravdatü’t-tâlibîn, 3/380). Söz konusu vadeli satış, teamül haline gelmişse ihtiyaca binaen Şâfiîlerin görüşüyle amel edilebilir.”
Fakihlerin çoğunluğu, altına veya gümüşe endeksli olmayan kâğıt, madenî vb. itibarî para borçlarının misliyle ödenmesi gerektiğini belirtmiş ve bu paraların değerindeki artma veya azalmayı dikkate almamıştır. (Serahsî, el-Mebsût, 14/30; Sahnûn, el-Müdevvene, 3/52, 4/152-153; Süyûtî, el-Hâvî, 1/116, 117; İbn Kudâme, el-Mugnî, 4/244) Ancak Hanefî fakihlerinden İmam Ebû Yûsuf’a, Mâlikî âlimlerinden Rahûnî’ye ve Hanbelî mezhebinde aktarılan bir görüşe göre ise itibarî paraların değerinde artma veya azalma meydana gelmesi durumunda, borcun sabit olduğu tarihteki kıymet esas alınarak ödeme yapılır. (İbn Nüceym, el-Bahr, 6/219; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, 4/533-534; Rahûnî, Hâşiye, 5/121; Merdâvî, el-İnsâf, 5/127) Ebû Yûsuf’un bu içtihadı, Hanefî mezhebinde tercih edilen görüş hâline gelmiştir. (İbn Nüceym, el-Bahr, 6/219; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, 4/533-534) Borca konu olan itibarî paralarda bir değer kaybı meydana gelmesi durumunda borcun sabit olduğu tarihteki değerin esas alınması hakkaniyete daha uygundur. Söz konusu değerin belirlenmesinde öncelikle tarafların karşılıklı rıza ile anlaşmaları tavsiye edilir. Bunun yanında yetkili kurumlarca açıklanan enflasyon oranları da dikkate alınabilir.
Kira sözleşmelerinde süre ve ücretin anlaşmazlığa yol açmayacak şekilde net olarak belirlenmesi gerekir. Tarafların kira süresi ve ücretini belirlememesi hâlinde konuyla ilgili yasal mevzuat ve/veya örf dikkate alınır. Söz konusu süre ve ücretin herhangi bir şekilde tespit edilemediği durumlarda ise kira konusu maldan faydalanılan süre kadar emsal kira ücreti terettüp eder. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 2/57; Mecelle, md. 462)
Hanefî fakihler, satıcı tarafından belirli bir süre ücretsiz kullanmak şartıyla ev veya araç gibi malların satımını, konuya dair örf ve teamül bulunması hâlinde istihsanen caiz görmüşlerdir. (Ka'sân'i, Bedâ’i, 5/169-171; Merğînânî, el-Hidâye, 3/48-49; Mecelle, Md. 188; Ali Haydar Efendi, Dürerü’l-hükkâm, 1/159) Hanbelîler böyle bir satım akdine herhangi bir kayıt koymaksızın, (İbn Kudâme, el-Muğnî, 4/73-74) Mâlikîler ise birkaç günle sınırlı olması şartıyla cevaz vermişlerdir. (Sahnûn, el-Müdevvene, 3/267) Buna göre satıcının belirli bir müddet ücretsiz kullanmak şartıyla evini veya aracını satması örf ve teamül bulunması hâlinde caizdir.