Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Tedavi olan bir hastanın avret mahallini açmasında bir sakınca var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir kadın, -zaruret bulunmadıkça- eşi dışındaki herhangi bir erkeğin avret sayılan yerlerine bakamaz ve dokunamaz. Ayrıca eşi ve mahremleri dışındaki erkeklerin avret sayılmayan yerlerine de dokunamaz. Buna göre bakıma muhtaç durumdaki bir erkeğin bakımının, öncelikle eşi, sonra hemcinsi olan yakınları veya diğer erkek bakıcılar tarafından yapılması gerekir. Tüm bu kişiler arasında yaşlı veya hastanın bakımını yapacak kimse bulunamadığı takdirde, öncelikle mahremi olan bir kadın, bulunamaması halinde başka bir kadın tarafından bakılması zaruret hâline gelmiş olur. Böyle bir durumda söz konusu kadının bakıma muhtaç erkeğe zaruret miktarınca dokunmasında veya avret yerlerine bakmasında dinen bir sakınca olmaz. (bk. Merğînânî, el-Hidâye, 4/369)
Selamünaleyküm. Allah Teâlâ size, sizin için hayır olacak, sadakayı cariye olarak yaşayacak çocuklar ihsan etsin. Muhakkak tedavi olmalısınız. Tıbbın 'bitti' dediği yere kadar gidin. Umutsuz olmayın. Yüz km mesafede uzman bir bayan yoksa erkek doktora da gidebilirsiniz.
Uzmanlığın gerektiği yerde uzman ve uzman olmayan arasında bir tercih yapamayız. Kendi cinsimizden bir uzman yoksa tercih imkânımız da yoktur. Uzmanlıkta ve maharette denklik varsa bayanın erkekte, erkeğin bayanda muayene olması caiz olmaz.
Değerli kardeşim, kazandığınız para ile bayan hastaya bakmanın helallik açısından bir bağlantısı yoktur. İşiniz mübarek bir iştir. Kaliteli yaptığınız sürece Allah’ın izniyle helaldir. Kalite de işinizde süreklileştikçe oluşacaktır. Kimse mezun olduğu gün uzman olmuyor. Uzmanlaşanlar hata yapa yapa o noktaya geldi. Kaldı ki ehil olanlar bile hatadan uzak değildir. Yeter ki kasten olmasın. Siz de bir dönem uzman hekimlerle birlikte çalışarak bu açığı kapatacaksınız inşallah. Bayan hastaya bakma meselesi kendi içinde bir konudur. Örneğin; bayan hastaya bakmanızın varsayalım ki caiz olmaması, kazancınızı haram yapmaz. Konuyu şöyle değerlendirebilirsiniz: • İlke olarak bayan hastaya bayan hekim bakar. • Size gelen bayan hastaya bakmanızda sakınca yoktur. • Bayan hastayı tedavi ederken en üst düzey takva ayarları ile muamelede bulunursunuz. • Bunlara rağmen nefsiniz sizi sıkıştırıyorsa bayan hasta almazsınız.
Bu sorunun cevabı için deriz ki; "anneye hastalık durumunda nasıl bakmalıdır?" sorusu manevi açıdan kastediliyorsa onun cevabı şudur: Cenneti olarak bakmalıdır. Tedavi ve bakım açısından ise şunu söyleyebiliriz: a- Annesinin tedavisi, morali ve ihtiyaçları için hiçbir eksiklik olmayacak gayretin içinde olmalıdır. Buna doktora götürmekten evdeki bakımına kadar hepsi dahildir. b- Özellikle bir erkek için mahremiyet açısından sakınca oluşturacak durumlarda bir kadının o ihtiyacı gidermesi gerekir. c- Bu ihtiyaç gidermede görev erkek çocuk ve kız kardeşlerinin üzerindedir. Erkek çocuğun hanımı bu hizmeti yaparsa mükemmel bir insanlık ve büyük bir sevap kazanmayı becermiş olur. Bu neticede bir insanlık ve merhamet meselesidir. Erkekler umumiyetle eşlerini böyle bir hizmet için zorunlu tuttuklarından yani bunu bir insani yardımlaşma göremediklerinden aile içinde sorunlar oluşabilmektedir. d- Erkek çaresiz kalır mesela hemşire/bakıcı bile tutamaz bir dar vakit ya da imkânsızlık içinde kalırsa annenisin her türlü hizmetini ‘olağan üstü bir durum’ gereği yapabilir/yapar. Bunun için de mahrem hizmetler için eldiven kullanma, gözünü kayırma gibi hassasiyetlere dikkat eder. e- Erkek veya kadın, anneye babaya bakanın düşebileceği en büyük hatalardan biri, o bakımın karşılığını anneden babadan teşekkür olarak beklemesidir ki bu bir zayiattır. Anadolu deyimiyle bir çuval inciri berbat etmektir. Hizmetini yapıp karşılığını sadece Allah’tan beklemek gerekir. O anne değil cennettir ya da cehennemdir maazallah.
Kadın kadına da olsa ağır avret bölgesine bakmak ve temas etmek ancak tıbbi zorunluluk durumunda olabilir. Doktor düzeyinde bir teşhis veya tedavi olmadıkça ruhsat yoktur. Hacamat konusunun uygulamada abartıldığını ve bu düzeyde bir ruhsat oluşturmayacağını zannediyorum.
TIP ve SAĞLIK konusundaki diğer fetvalar
Ağız sağlığı vücut sağlığının bir parçasıdır. Vücut sağlığı gibi diş sağlığına da dikkat etmek gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s.) de diş temizliği ve sağlığına son derece önem vermiş; “Ümmetime -veya insanlara- zor gelmeyeceğini bilseydim her namazdan önce misvâk kullanmalarını emrederdim.” (Buhârî, Cumʽa, 8 [887]; Müslim, Tahâret, 42 [252]); “Misvâk ağzı temizler, Rabbi razı eder.” (Buhârî, Savm, 27 [Bab Başlığı]); Nesâî, Tahâret, 5 [5]);“…Cebrail misvâk üzerinde o kadar çok durdu ki farz olacak diye korktum…” (İbn Mâce, Tahâret, 7 [289]) buyurmuştur. Diş kaplama, doldurma ve protez, tedavi amaçlı başvurulan tıbbi yöntemlerdir. Bu işlemler yapılırken, tedavi neyi gerektiriyorsa onun uygulanması dinen sakıncalı değildir. Ancak dinin yasak kılmadığı bir madde ile tedavisi mümkünse yasak kıldığı bir maddenin kullanılması caiz değildir. Dinimiz, zaruret olmadıkça altının erkekler tarafından kullanılmasını yasaklamıştır. Buna bağlı olarak, İmam Ebû Hanîfe, çıkan dişlerin tekrar yerine bağlanması durumunda kullanılacak telde gümüşü yeterli bulup, altın kullanmayı caiz görmemiştir. Diğer Hanefî imamları İmam Muhammed ve İmam Ebû Yûsuf ise zaruretten dolayı diş tedavisinde altının da kullanılabileceğini belirtmişlerdir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 6/362) Bu müçtehitler bir savaşta burnunu kaybeden Arfece’nin (r.a.) gümüşten bir burun taktığını, bunun koku yapması üzerine Hz. Peygamber’e (s.a.s.) müracaatla altından burun yaptırmak istediğini ve kendisine bu hususta izin verildiğini (Ebû Dâvûd, Hâtem, 7 [4232]; Tirmizî, Libâs, 31 [1770]) delil olarak ileri sürmüşlerdir. Bundan anlaşılıyor ki, tıbbi bir zaruret varsa diş kaplamada altının kullanılmasında sakınca yoktur. Zaruret yoksa başka madde kullanılması dinî kurallara daha uygundur.
Bebek emziren bir kadının hamile kalması durumunda emzirmeye devam edip etmemesine dair dinî bir emir veya yasak bulunmamaktadır. Dolayısıyla konunun hükmünde, annenin sağlığı ve bebeğin anne sütüne olan ihtiyacı belirleyicidir. Buna göre tıbben bir sakınca olmadıkça hamile bir kadının çocuğunu emzirmeye devam etmesinde dinen bir mahzur yoktur.
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) saç eklemeyi ve ekletmeyi yasakladığı yönündeki rivâyetler sahih kaynaklarımızda yer almaktadır. (Buhârî, Libâs, 83-85 [5935-5942]; Müslim, Libâs, 115-119 [2122-2124]) Konuyla ilgili hadisleri değerlendiren İslâm âlimleri, bir kimsenin, saçına başkasının saçını eklemesini veya başkasının saçından imal edilen peruğu takmasını caiz görmemişlerdir. Çünkü bu gibi işlemlerde saygın olan insanın bir parçası kullanılmaktadır ki; bu, zorunlu hâller dışında caiz değildir. Ancak insan saçı dışında ipek, iplik, yün ve benzeri maddelerden yapılmış peruğun takılmasını, fakihlerin çoğunluğu caiz görmektedir. (Kâsânî, Bedâ’i, 5/125-126; İbn Kudâme, el-Muğnî, 1/70; İbn Nüceym, el-Bahr, 6/88) Günümüzde cerrahi bir operasyon olarak yapılan saç ekimi uygulaması ise kişinin kendi saçının alınıp saç kaybına uğrayan bölgeye nakledilmesi şeklinde olduğundan söz konusu yasak kapsamında değildir.
İslâm’da, yaratılıştan getirilen özellikleri (fıtrat) değiştirmeye yönelik tasarruf ve müdahaleler yasaklanmıştır. (en-Nisâ, 4/119; er-Rûm, 30/30) Hz. Peygamber (s.a.s.), güzelleşmek maksadıyla vücuda dövme yapmak, dişleri incelterek seyrekleştirmek gibi işlemleri, yaratılışı değiştirmek kapsamında değerlendirmiş ve bunu yapanların Allah’ın rahmetinden uzak olacağını ifade etmiştir. (Buhârî, Libâs, 83-87 [5935-5948]; Müslim, Libâs, 115-120 [2122-2125]) Bununla birlikte vücudun herhangi bir organında, diğer insanlar tarafından yadırganan, insanın psikolojik olarak etkilenmesine sebep olabilecek bir anormallik veya fazlalık bulunması durumunda bunun ameliyatla düzeltilmesi, fıtratı bozmak değil, bir tedavi işlemi olarak değerlendirilir. (Ebû Dâvûd, Hâtem, 7 [4232]; Tirmizî, Libâs, 31 [1770]) Yüzdeki kırışıklıkları gidermek için botulinum denilen zehirli (toksin) bir maddeden elde edilen sıvının, kırışıklıkların bulunduğu yere iğne ile az miktarda zerk edilmesini ifade eden “botoks” da genel amacı itibarı ile estetik müdahale niteliğindedir. Bu sebeple beden ya da ruh sağlığı açısından gerekli olmadıkça uygulanması caiz değildir.
İnsan hayatının korunması, İslâm dininin beş temel ilke ve amacından biridir. Zira en şerefli varlık olan insanoğlu saygındır ve dokunulmazdır. İnsanın yaşama hakkı, erkek spermi ile kadın yumurtasının birleştiği ve döllenmenin başladığı andan itibaren Allah tarafından verilmiş temel bir hak olup, artık bu safhadan itibaren anne baba da dâhil hiçbir kimsenin bu hakka müdahale etmesine izin verilmemiştir. Buna göre, annenin hayatının korunması gibi haklı ve kesin bir zaruret olmaksızın gebeliğe son vermek caiz değildir.
Çocuk doğurma, çocuk sayısının sınırlandırılması, iki gebelik arasındaki sürenin ayarlanması gibi konularda, karı-kocanın ortak isteğine göre, meşru çarelere başvurulması caizdir. Devamlı kısırlığa yol açan vazektomi, kordon bağlatma gibi yöntemlere başvurulması yani kadın veya erkeğin geri dönüşü olmayacak şekilde kısırlaştırılması ise fıtrata müdahale olarak değerlendirildiğinden sağlık açısından kesin bir zorunluluk olmadığı müddetçe caiz değildir.