Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Saç ektirmek ve peruk kullanmak caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
İslam âlimleri, Hz. Peygamber'den nakledilen konuyla ilgili hadislere dayanarak saça saç eklenmesine ve peruk takılmasına ilişkin çeşitli görüşler ortaya koymuşlardır. Fakihlerin ve hadis şarihlerinin konuya dair değerlendirmelerinden hareketle şu sonuçlara ulaşılmıştır: 1. Hangi amaca matuf olursa olsun insan saçının alınıp satılması ve ticaretinin yapılması caiz değildir. 2. Kanser tedavisi gören ve saçları dökülen çocukların psikolojik faydaları da göz önünde bulundurularak insan saçından mamul peruk kullanmaları caizdir. 3. Başka amaçlarla kullanılmamak şartıyla sadece kanser hastası çocukların kullanması için saç bağışında bulunmak caizdir.
Evet, takma saçla alakalı bir yasak vardır. Annenizin durumu gibi tedavi maksatlı bir peruk kullanımına cevaz veren bazı âlimler vardır. Gusül için çıkarıp başını yıkamak ve abdest için de mesh için gerekli olanı kadarını çıkarıp mesh etmek şartı ile bu cevazdan istifade edilerek kullanabilir diye düşünürüz.
Selamünaleyküm. Peruk kastediyorsanız onun caiz olmasında sıkıntı vardır. Onun dışında tedavi yöntemi ile saç ekimi yapılabilir. İnsanın kendi bedeninden alınıp başka yere dikilmesi de mümkündür, temiz bir maddeden imal edilenin ekilmesi de (bazı âlimlere göre) mümkündür. Böyle bir durumun da gusle zararı yoktur.
Erkeklerin elbise giymeleri, başlarını veya yüzlerini örtmeleri, kadınların ise yüzlerini örtmeleri, ceza gerektiren ihram yasaklarındandır. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/8-9; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/547) Vücudun baş ve yüz dışındaki herhangi bir yerinin mazeretsiz olarak sargı ile sarılması mekruh olmakla birlikte ceza gerektirmez. (Serahsî, el-Mebsût, 4/127-128; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/242) Baş veya yüzde giyme ve örtme işlevi taşımayan bir şey kullanılması da ceza gerektiren durumlardan değildir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/185; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/488) Buna göre ihramlı kimsenin gözlük, saat, kemer, toka vb. aksesuarları takması veya baş ve yüz dışındaki bir yerinde atel, bandaj gibi sargı malzemeleri kullanması ihram yasağı kapsamına girmediğinden herhangi bir ceza gerektirmez.
Tamamen dökülmüş saçın yerine erkek veya kadın peruk kullanabilir. Bazı âlimler böyle bir görüş belirtmişlerdir. Saçı biraz dökülen ise peruk kullanamaz. Hadiste yasaklanan “saça saç ilave etme” sakıncasından dolayı böyle bir farklı hüküm bulunmaktadır. Guslederken peruk çıkarılmalıdır. Abdestte mesh ederken ise çıkarması daha evla olandır.
Kişinin temiz, bakımlı ve düzgün görünümlü olması, dinimizin tavsiye ettiği hususlardandır. Saç, sakal ve bıyık bakımı bu bağlamda değerlendirilmelidir. Saçı temizlemek, yıkamak, koku sürmek, taramak ve boyamak, Hz. Peygamber’in teşvik ettiği hususlardandır. (Buhârî, Ehâdîsü’l-enbiyâ, 50 [3462]; Libâs, 67 [5899]; Müslim, Libâs, 80 [2103]) Buna göre, başkalarını yanıltma kastı olmaksızın saç, sakal ve bıyık boyanabilir. (Mübârekfûrî, Tuhfetü’l-ahvezî, 5/353-361 [1752-1753]) Erkeğin saçını, siyah dışındaki kına rengi gibi renklere boyaması caiz ise de siyah renge boyaması mekruh görülmüştür. Mekke’nin fethi günü, Hz. Ebû Bekir’in yaşlı babası Ebû Kuhâfe’nin saçlarının beyazlaştığını gören Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Bu beyaz saçın rengini değiştiriniz ve siyahtan sakınınız.” (Müslim, Libâs, 79 [2102]) Ancak saçı beyazlaşan kimse genç olursa, siyaha boyamasında da bir sakınca görülmemiştir. Çünkü bu durumda siyaha boyanan saç tabiî hâline dönüşmüş olacaktır. Nitekim Sa’d b. Ebî Vakkâs, Ukbe b. Âmir, Hasan, Hüseyin ve Cerîr gibi sahabîlerin bunu uyguladıkları nakledilmektedir. (Şevkânî, Neylü’l-evtâr, 1/154-155 [143]) Kadınlar için ise bir sınırlama yoktur. Bu konuda dikkat edilmesi gereken husus, kadının saçını ve vücudunun diğer mahrem yerlerini yabancı erkeklere göstermemesidir. Boya, saç üzerinde kimyasal bir tabaka oluşturup suyun temasına engel olmadıkça guslü ve namaz abdestini engelleyici bir unsur değildir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/154)
TIP ve SAĞLIK konusundaki diğer fetvalar
İslâm’da, yaratılıştan getirilen özellikleri (fıtrat) değiştirmeye yönelik tasarruf ve müdahaleler yasaklanmıştır. (en-Nisâ, 4/119; er-Rûm, 30/30) Hz. Peygamber (s.a.s.), güzelleşmek maksadıyla vücuda dövme yapmak, dişleri incelterek seyrekleştirmek gibi işlemleri, yaratılışı değiştirmek kapsamında değerlendirmiş ve bunu yapanların Allah’ın rahmetinden uzak olacağını ifade etmiştir. (Buhârî, Libâs, 83-87 [5935-5948]; Müslim, Libâs, 115-120 [2122-2125]) Bununla birlikte vücudun herhangi bir organında, diğer insanlar tarafından yadırganan, insanın psikolojik olarak etkilenmesine sebep olabilecek bir anormallik veya fazlalık bulunması durumunda bunun ameliyatla düzeltilmesi, fıtratı bozmak değil, bir tedavi işlemi olarak değerlendirilir. (Ebû Dâvûd, Hâtem, 7 [4232]; Tirmizî, Libâs, 31 [1770]) Yüzdeki kırışıklıkları gidermek için botulinum denilen zehirli (toksin) bir maddeden elde edilen sıvının, kırışıklıkların bulunduğu yere iğne ile az miktarda zerk edilmesini ifade eden “botoks” da genel amacı itibarı ile estetik müdahale niteliğindedir. Bu sebeple beden ya da ruh sağlığı açısından gerekli olmadıkça uygulanması caiz değildir.
Ağız sağlığı vücut sağlığının bir parçasıdır. Vücut sağlığı gibi diş sağlığına da dikkat etmek gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s.) de diş temizliği ve sağlığına son derece önem vermiş; “Ümmetime -veya insanlara- zor gelmeyeceğini bilseydim her namazdan önce misvâk kullanmalarını emrederdim.” (Buhârî, Cumʽa, 8 [887]; Müslim, Tahâret, 42 [252]); “Misvâk ağzı temizler, Rabbi razı eder.” (Buhârî, Savm, 27 [Bab Başlığı]); Nesâî, Tahâret, 5 [5]);“…Cebrail misvâk üzerinde o kadar çok durdu ki farz olacak diye korktum…” (İbn Mâce, Tahâret, 7 [289]) buyurmuştur. Diş kaplama, doldurma ve protez, tedavi amaçlı başvurulan tıbbi yöntemlerdir. Bu işlemler yapılırken, tedavi neyi gerektiriyorsa onun uygulanması dinen sakıncalı değildir. Ancak dinin yasak kılmadığı bir madde ile tedavisi mümkünse yasak kıldığı bir maddenin kullanılması caiz değildir. Dinimiz, zaruret olmadıkça altının erkekler tarafından kullanılmasını yasaklamıştır. Buna bağlı olarak, İmam Ebû Hanîfe, çıkan dişlerin tekrar yerine bağlanması durumunda kullanılacak telde gümüşü yeterli bulup, altın kullanmayı caiz görmemiştir. Diğer Hanefî imamları İmam Muhammed ve İmam Ebû Yûsuf ise zaruretten dolayı diş tedavisinde altının da kullanılabileceğini belirtmişlerdir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 6/362) Bu müçtehitler bir savaşta burnunu kaybeden Arfece’nin (r.a.) gümüşten bir burun taktığını, bunun koku yapması üzerine Hz. Peygamber’e (s.a.s.) müracaatla altından burun yaptırmak istediğini ve kendisine bu hususta izin verildiğini (Ebû Dâvûd, Hâtem, 7 [4232]; Tirmizî, Libâs, 31 [1770]) delil olarak ileri sürmüşlerdir. Bundan anlaşılıyor ki, tıbbi bir zaruret varsa diş kaplamada altının kullanılmasında sakınca yoktur. Zaruret yoksa başka madde kullanılması dinî kurallara daha uygundur.
Tedavi ihtiyacı gibi zaruri durumlarda, -gerektiğinde- hastanın bedeninin mahrem yerlerine, tedavi işlemini yapan kimselerin bakması ve dokunması caizdir. Mahrem yerlerini açmak durumunda olan hastaların, imkânlar ölçüsünde öncelikle hemcinsi olan sağlık personelini tercih etmeleri gerekir. Buna imkân bulunmaması hâlinde ise bu konuda cinsiyet farkı dikkate alınmaz. (Kâsânî, Bedâ’i, 5/124; Zeylaî, Tebyîn, 6/17) Çünkü “Zaruretler, yasakları mubah kılar.” (Mecelle, md. 21) Bununla birlikte, tedavi eden doktorun da harama bakma izninin zarurete mebni olduğunu unutmaması gerekir. Bunun için de teşhis ve tedavi amacıyla bakılması gereken sınır aşılmamalıdır. Zira “Zaruretler kendi miktarlarınca takdir olunurlar.” (Mecelle, md. 22)
Bebek emziren bir kadının hamile kalması durumunda emzirmeye devam edip etmemesine dair dinî bir emir veya yasak bulunmamaktadır. Dolayısıyla konunun hükmünde, annenin sağlığı ve bebeğin anne sütüne olan ihtiyacı belirleyicidir. Buna göre tıbben bir sakınca olmadıkça hamile bir kadının çocuğunu emzirmeye devam etmesinde dinen bir mahzur yoktur.
İnsan hayatının korunması, İslâm dininin beş temel ilke ve amacından biridir. Zira en şerefli varlık olan insanoğlu saygındır ve dokunulmazdır. İnsanın yaşama hakkı, erkek spermi ile kadın yumurtasının birleştiği ve döllenmenin başladığı andan itibaren Allah tarafından verilmiş temel bir hak olup, artık bu safhadan itibaren anne baba da dâhil hiçbir kimsenin bu hakka müdahale etmesine izin verilmemiştir. Buna göre, annenin hayatının korunması gibi haklı ve kesin bir zaruret olmaksızın gebeliğe son vermek caiz değildir.
Çocuk doğurma, çocuk sayısının sınırlandırılması, iki gebelik arasındaki sürenin ayarlanması gibi konularda, karı-kocanın ortak isteğine göre, meşru çarelere başvurulması caizdir. Devamlı kısırlığa yol açan vazektomi, kordon bağlatma gibi yöntemlere başvurulması yani kadın veya erkeğin geri dönüşü olmayacak şekilde kısırlaştırılması ise fıtrata müdahale olarak değerlendirildiğinden sağlık açısından kesin bir zorunluluk olmadığı müddetçe caiz değildir.