Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Tırnak yeme ve benzeri rahatsızlıklar sebebiyle protez tırnak kullanmak caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Gusül veya abdest alırken, yıkanması gereken organların kuru yer kalmayacak şekilde yıkanması gerekir. Aksi halde gusül veya abdest geçerli olmaz. Dolayısıyla, gusledecek veya abdest alacak kimsenin bedeninde veya abdest organlarında suyun deriye ulaşmasına engel olacak bir madde bulunmamalıdır. Bununla birlikte tırnaklarda bulunan mantar, çatlak ve benzeri rahatsızlıkların giderilmesi için başka bir tedavi yolu bulunamaz ve suyun tırnak dokusuna ulaşmasını engelleyen cila türü ilaçların kullanılması kaçınılmaz hale gelirse doktor tavsiyesine bağlı olarak bunların tedavi amacıyla kullanılmasında bir sakınca yoktur. Bu durumda tırnak cilası tedavi amaçlı ve geçici bir süre ile kullanıldığı için söz konusu işlem sargı hükmünde olacağından suyun doku veya deriye ulaşmaması abdestin geçerli olmasına engel değildir.
İki noktada ele alacağız bu soruyu: a- Abdest ve gusül esnasında çıkarabiliyorsa ya da çıkarmadan da su parmağa ve asıl tırnağa temas ediyorsa mesele yok, kullanılabilir. b- Uzman doktor bunu tedavi için tek alternatif olarak görüyorsa o takdirde tedavi olana kadar bir nevi sargıda gibi kabul edeceğiz ve su teması olmasa da caizdir diyeceğiz.
Gusül veya abdest alırken, yıkanması gereken organların kuru yer kalmayacak şekilde yıkanması gerekir. Aksi hâlde gusül veya abdest geçerli olmaz. Dolayısıyla, gusledecek veya abdest alacak kimsenin bedeninde veya abdest organlarında suyun deriye ulaşmasına engel olacak bir madde bulunmamalıdır. (Aliyyü’l-Kârî, Fethu bâbi’l-‘inâye, 1/73) Ancak mesleğini icra ederken tırnaklarına boya yapışan boyacı veya tırnaklarının arasına çamur girip de çıkartamayan çiftçi ve benzeri meslek sahipleri bundan müstesnadır. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/4, 5; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/154) Bu kimseler için cilde yapışan ve tırnak aralarında kalan hamur, mum, zamk, boya vb. şeyler abdest ve gusle engel olmaz. Fakat isteğe bağlı olarak vücuda sürülen ya da yapıştırılan ve suyun bedenle temasına engel olan boya, oje, ruj gibi maddeler, bu ruhsatın dışındadır. Böyle maddeler suyun bedenle temasına engel olursa abdest ve gusle de engel olurlar. Bunların abdest veya gusülden önce giderilmesi gerekir. Saça sürülen jöle ise bir tabaka oluşturmadığından abdest ve gusle engel olmaz.
Cilanın orucunuzla bir ilgisi yoktur. O bulunsa da bulunmasa da orucunuz tamamdır biiznillah. Eğer tedavi için su değdirmeniz sakıncalı ise ya da o ilacın uzun süreli kullanılması zorunlu ise yani gusülden sonra mesela tekrar sürme imkânı olmuyorsa bu durumda da abdest ve gusül açısından da sakınca yok demektir. Bir zorunluluk yoksa guslü tekrar edeceksiniz.
Selamünaleyküm. Tırnak yeme sizin için bir hastalık durumuna geldi ise ve başka bir tedavi imkânı yoksa kullanabilirsiniz.
Kullandığınız malzeme tırnak üzerinde bir tabaka oluşturuyorsa ve o tabaka suyu alta iletmiyorsa abdeste ve gusle engel durum vardır, kullanılması adet günleri dışında mümkün değildir. Kullanılan malzeme su geçiren bir malzeme ise kullanılmasında sakınca olmaz.
TIP ve SAĞLIK konusundaki diğer fetvalar
Bir kişinin kanından elde edilen sıvının, muhtelif yöntemlerle kendisine geri uygulanması şeklinde yapılan işleme PRP tedavisi denilir. Bu yöntem, ciltteki kırışıklık ve çatlakların, lekelerin, sivilce ve yara izlerinin giderilmesi, saç dökülmelerinin önlenmesi vb. işlemlerde uygulanmaktadır. Bilindiği üzere İslam’da, yaratılıştan getirilen özellikleri (fıtrat) değiştirmeye yönelik tasarruf ve müdahaleler yasaklanmıştır (Nisâ, 4/119; Rûm, 30/30). Hz. Peygamber (s.a.s.), güzelleşmek maksadıyla vücuda dövme yapmak, dişleri incelterek seyrekleştirmek gibi işlemleri, yaratılışı değiştirmek kapsamında değerlendirmiş ve bunu yapanların Allah’ın rahmetinden uzak olacağını ifade etmiştir (Buhârî, Libâs, 83-87; Müslim, Libâs, 33). Bununla birlikte, vücudun herhangi bir organında, insanlar tarafından yadırganan, kişinin psikolojik olarak etkilenmesine sebep olabilecek bir anormallik bulunması durumunda bunun düzeltilmesi, fıtratı bozmak değil, bir tedavi işlemi olarak değerlendirilir (Ebû Dâvûd, Hatem, 7; Tirmizî, Libâs, 31). Netice olarak, insanlar tarafından yadırganan, kişinin psikolojik olarak olumsuz etkilenmesine sebep olan, vücuttaki bir anormalliğin giderilmesi veya tedavisi için söz konusu uygulamanın yaptırılmasında dinen bir sakınca yoktur. Bununla birlikte tedavi amacı taşımayan, başkalarına daha güzel görünmek veya dikkat çekmek gibi estetik kaygılarla yapılan PRP uygulaması ise caiz değildir.
İslam’ın sağlık anlayışı koruyucu ve tedavi edici olmak üzere iki kısımda değerlendirilebilir. Helal ve temiz gıdalarla dengeli beslenme (A’râf, 7/31; Mü’minun, 23/51), bulaşıcı hastalığın olduğu bölgeye girmeme uyarısı (Buhârî, Tıbb, 19, 30), misvak kullanımı, el, ağız ve beden temizliğinin tavsiye edilmesi (Buhârî, Savm, 27) gibi ilkeler sağlığın korunmasını teşvik etmektedir. Geniş zamana yayılan araştırma ve uygulamalar neticesinde üretilen ve konunun güvenilir uzmanlarınca hem birey hem de toplum sağlığı açısından etkili ve salgın hastalıklara karşı koruyucu olduğu belirtilen aşıların kullanımında yetkililerin tavsiyeleri doğrultusunda hareket edilmesi dinen uygun olandır. Ancak doğruluğu ispatlanmamış bilgilere itibar edilmemelidir.
Hayvan cinslerinin ıslahı, verimliliğin artırılması, maliyetin düşürülmesi ve yeni ihtiyaçların karşılanması gibi amaçlarla ilgili mevzuata uygun olarak yapılan suni tohumlama veya embriyo transferi işleminde dinen bir sakınca yoktur. İslam alimleri Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hayvanların tabii yollarla döllenmesinden ücret almayı yasaklamasını (Buhari, İcare, 21), gebeliğin oluşup oluşmamasındaki belirsizliğe bağlı olarak taraflar arasında ortaya çıkabilecek anlaşmazlıklarla ilişkilendirmişlerdir. (İbn Kudame, el-Muğni, VIII, 130; Zeylai, Tebyin, V, 124). Günümüzde ise suni tohumlama; özel bir emeği, bilgi birikimini ve tekniği gerektirdiğinden bilimsel bir mahiyet kazanmıştır. Dolayısıyla suni tohumlama veya embriyo transferi işleminden ücret alınması caiz görülebilir.
İslam dini, insanları maddi-manevi zarar ve kötülüklerden korumak için birtakım kurallar koymuş; zararlı, kötü ve pis şeyleri yasaklamış; temiz ve faydalı olanları ise helal kabul etmiştir (Bkz; Bakara, 2/168, 173; A‘râf, 7/157). Bu kapsamda bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından eşek etinin yenilmesi haram kılınmıştır (Bkz; Buhârî, Megâzî 38; Müslim, Nikâh 29). İslam âlimlerine göre hayvanların sütünün içilmesinin hükmü, etlerine tâbidir. Buna göre eti yenen hayvanların sütünün içilmesi caiz, eti yenmeyen hayvanların sütünün içilmesi ise caiz değildir (Merğînânî, el-Hidâye, IV, 78; İbn Kudâme, el-Muğnî, IX, 425). Buna göre, eşek etinin yenilmesi caiz olmadığından sütünün içilmesi de caiz değildir. Şu kadar var ki bir hastalığın tedavisi için, helal maddelerden elde edilmiş bir ilaç henüz üretilmemiş ya da üretilen bu ilaca ulaşma imkanı yok ise, haram olan bir maddenin meslekî ehliyet ve dürüstlüğüne güvenilen uzman bir doktor tarafından tavsiye edilmesi halinde, kullanılması dinen mübah olur. Çünkü “Zaruretler yasakları mübah kılar” (Mecelle, md. 21). Buna göre, meşru tedavi yöntemleri bulunduğu sürece eşek sütünün tedavide kullanılması caiz değildir.
İslam dini sağlığın korunmasına büyük önem vermiş, hastalık durumunda tedavi cihetine gidilmesini istemiş; tabibin hâzik (mahir/uzman) olması, mahremiyete riayet etme ve zaruret olmadıkça haramla tedavi olmama gibi bazı genel ilkeler dışında tedavi için özel şartlar veya belli bir yöntem belirlememiştir. Bu noktada meşru olmak şartıyla tedavinin şeklinin kişiye, zamana ve mekâna göre farklılık arz etmesi doğal karşılanmıştır. Buna göre hipnoz ile tedavinin caiz olması için, bu uygulamanın tıbben bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmesi halinde, hastanın tedaviye rıza göstermesi ve hipnozu uygulayacak kişinin konunun uzmanı olması gerekmektedir. Zira bilimsellikten uzak bazı hipnoterapi yöntemlerinin fayda yerine birtakım olumsuz sonuçlar doğurabileceği de ifade edilmektedir. Bu şartlara riayet edilmesi halinde hipnoz ile tedavi olmakta dinen bir sakınca görülmemektedir.
Palyatif sedasyon, tedavisi mümkün görülmeyen bir hastalıktan muzdarip olan kimselerin acılarını hafifletmek adına hastanın bilinç seviyesinin düşürülmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Burada asıl maksat dayanılmaz ağrıları olan hastanın çektiği acıların azaltılması/dindirilmesidir. İslam dini insanı mükerrem kabul etmiş ve insan hayatına değer vermiştir. Bu nedenle insanın hem dünyada hem de ahirette iyi/huzurlu bir hayat sürmesi için emir, yasak ve tavsiyelerde bulunmuştur. Hastalık hallerinde tedavi olmak da İslam dininin tavsiye ettiği ve önem verdiği bir husustur. Bu nedenle uzman doktorların gerekli görmesi durumunda hastaların acılarını dindirmek maksadıyla palyatif sedasyon uygulanmasında dinen bir sakınca yoktur.