Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Tüp bebek yönteminde fazla embriyo üretilip dondurulması caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
İslam hukukunda, “canın korunması”, vazgeçilmez hak ve değerlerden (zaruriyyât-ı hamse) biridir. İnsan varlığı sperm ve yumurtanın döllenmesiyle başlamakta olup embriyoya ilk anından itibaren potansiyel bir birey olarak saygı duyulması ve yaşam hakkının korunması gerekir. Tüp bebek uygulamasında aşılanmış fazla yumurtaların imha edilmesi, embriyonun yaşamının sonlandırılması anlamına gelmekte olup dinî yönden sakınca teşkil etmektedir. Bu itibarla rahme yerleştirilecek kadar yumurta döllenmesine dikkat edilmelidir. Bununla birlikte bir şekilde fazla embriyo oluşturulmuşsa bunların dondurulması ve daha sonra aynı çift arasında fiilen devam eden evliliklerde dondurulmuş bu embriyoların annenin rahmine yerleştirilmesi cihetine gidilebilir. Bunun mümkün olmaması durumunda başkaları tarafından kullanılmasını önlemek amacıyla son çare olarak embriyoların dondurulması işlemi zarureten sonlandırılabilir.
Kadın veya erkekteki bir hastalık veya anomali sebebiyle, gebeliğin doğal yolla gerçekleşmesi mümkün olmadığı takdirde sperm, yumurta ve rahim aynı karı kocaya yani evliliği fiilen devam eden çifte ait olmak şartıyla tüp bebek tedavisi ile çocuk sahibi olmak caizdir. Tıbbî zorunluluk hallerinde, üreme hücresinin dondurulmasında ve dondurulan bu hücrenin, ileride döllendirilme anındaki nikâhlı eşin üreme hücresiyle aşılanmasında da dinen bir sakınca yoktur. Bunun yanında tüp bebek uygulamasında tıbben gerekli olan asgari miktarda yumurtanın döllenmesiyle yetinilmeli, gereğinden fazla embriyo oluşturmaktan ve bunları dondurmaktan kaçınılmalıdır. Evlilik devam ederken embriyonun dondurularak daha sonra kullanılmak üzere muhafaza edilmesi, birçok mefsedeti ve sakıncalı sonucu beraberinde getireceğinden doğru değildir. Bu bağlamda kocası ölmüş olan kadının, daha önce evlilik sürecindeyken kocasının dondurulmuş spermlerini veya tüp bebek yöntemiyle oluşturulmuş embriyoları, ölümü takip eden iddet süresi içerisinde de olsa kullanarak gebe kalması caiz değildir. Evliliğin boşanmayla sona ermesi durumunda da aynı hüküm geçerlidir.
Selamünaleyküm. Sizin tedaviniz için kullanılacağını garanti edebiliyorsanız belli bir tarihe kadar bekletilmesinde sıkıntı yoktur.
Tüp bebek yönteminde, evliliği fiilen devam eden eşlerin dışında üçüncü şahıslara ait sperm, yumurta, embriyo ya da rahmin kullanılması; çocuk sahibi olmanın evlilik kurumunun dışına taşınması, nesep ve nesil güvenliğinin zedelenmesi ve mahremiyet ilkelerinin ihlal edilmesi sebebiyle dinen caiz değildir. Bu itibarla, tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olma yönündeki cevazın, nikâhlı karı-koca (evliliği fiilen devam eden çift) ile sınırlı olduğu bilinmelidir.
Tüp bebek uygulaması helal olarak yapılıyorsa bunun bir sakıncası olmaz biiznillah.
Tüp bebek çalışmasında üretilen embriyoların kullanılması ile alakalı olarak şu hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir: a- Nikâhlı iki eşin doğal yollarla bebek oluşturamıyorlarsa tüp bebek çalışması yapması, bu iki eşten başka üçüncü bir kişi devreye girmeden ve erkeğin ölümünden önce olmak kaydıyla caiz görülmüştür. b- Kadından üretilecek embriyoların elde edilmesi yoğun bir çalışmayı ve kadının yorulmasını gerektirmektedir. Üzerinde çalışma yapılan ve rahme yerleştirilen embriyolarda başarı oranı çok düşük olduğu için birkaç kere deneme yapılması gerekebilmektedir. Her deneme için yeniden bir yoğunluk yaşanması yerine ilk çalışmada birden çok embriyo üretilmekte ve bunların biri veya ikisi rahme yerleştirilmektedir. Başarılı olursa onlarla devam ediliyor, başarılı olmazsa eldeki embriyolardan bir başkası yerleştiriliyor. Bu esnada eldeki embriyoların canlı yaşayabilmesi için de “dondurulma” denen bir sistemle muhafaza edilmektedir. c- Eşlerin beklentisinin karşılanması veya çalışmadan vazgeçmeleri gibi bir durumda da dondurulmuş durumdaki embriyolar laboratuvarda kalmaktadır. Bu noktada da telafisi sıkıntılı iki sorun çıkıyor. Birincisi: Bu embriyolar imha edilecektir. Bunların imhası bir nevi kürtaj demektir. Zira eldeki embriyolar cenindir yani bebektir. Elde bekleyen beş on embriyonun her biri bir kürtaj denebilecek yöntemle imha edilecektir. Bunun fıkhî bir boyutu vardır. İkincisi: Bilhassa Avrupa kültüründe bu embriyolar bankalara konmakta ve isteyene satılabilmektedir. Bunun biraz daha masum gibi duran ama hiç de masum olmayan şekli ile çocuğu olmayan kadınlar için deneme malzemesi olarak kullanılmaktadır. Bu durumda da o embriyoları veren eşler, hiç haberleri olmadan kendi menileri ile başkasının rahmindeki çocuğu oluşturmaktadırlar. Buna zina başta olmak üzere dinimiz ve iffetimiz açısından büyük bir sıkıntı olarak bakmak zorundayız. Bu nedenle diyoruz ki: Tüp bebek çalışması yapanlar, güven noktasını iyi araştırmalıdırlar. Tıbbın bu konudaki heyecanı yani bir iş üretme arzusu helal/haram ilkelerini gözetmemektedir. Bazı ülkelerin kanunları belirli sınırlamalar getirse de neticede hilesi çok ve kolay yapılmaktadır. Nesiller boyu devam edebilecek bir rezilliğe karşı çok dikkatli ve takipçi olmalıdırlar. Her defasında kullanılacak kadar embriyo üretmeli ve ikinci defa için çalışmanın ikinci defa yapılması istenmelidir. Böylesi daha güvenlidir. Çalışma sürerken eldeki embriyolar fazla ise onların muhafazası konusunda hasta, yasal gücünü de kullanarak ciddi bir takip içinde olmalıdır. Çalışma bittikten sonra da imha edilmelerini bizzat izlemelidir. Asla ve kata, embriyoları laboratuvara terk etme ve bağışlama gibi bir akılsızlık yapmamalıdırlar. Meseleyi şöyle görmelidirler: İki yaşındaki bebeğimizi laboratuvara bağışladık veya embriyoyu bağışladık! İmha edilme esnasında şöyle bir soru önümüzde duracaktır: Bu bir kürtajdır. Kürtaj ise haramdır. Evet, bu ihtimal vardır. Ancak bilhassa kırk günü dolmayan bir embriyo için ortada bir tedavi çalışması bulunduğundan ruhsat oluşabilir kanaatindeki fukahaya tabi olabiliriz. Netice olarak öyle veya böyle embriyolar imha edilmelidir.
TIP ve SAĞLIK konusundaki diğer fetvalar
İnsan hayatının korunması dinin vazgeçilmez değerlerindendir. Yaşama hakkı, sperm ve yumurta hücrelerinin birleştiği ve döllenmenin başladığı andan itibaren Yüce Allah tarafından verilmiş temel bir hak olup artık bu safhadan itibaren anne ve baba da dahil hiçbir kimsenin bu hakkı ihlal etmesine izin verilmemiştir. Kur’an ve sünnette yer alan genel kaideler ve hükümler, dinen meşru bir gerekçe olmadıkça anne karnındaki ceninin hayatının sonlandırılmasına müsaade etmez. Bu itibarla, annenin hayati tehlikesi gibi haklı ve kesin bir zaruret olmaksızın anomalili de olsa gebeliği sonlandırmak dinen caiz değildir.
Gebelik takibi sırasında bir kısmı rutin olarak uygulanan bir kısmı ise fetal hastalık/anomali şüphesi varlığında kullanılan bir takım testler ve işlemlerle fetüsteki problem teşhis edilmeye çalışılmaktadır. Prenatal teşhis adı verilen bu uygulama, yaşamla bağdaşmayan ya da bebeğin devamlı sekelli (işlev veya doku bozukluğu) kalmasına yol açma riski yüksek olan anomalilerin tanınmasına, bebek anne karnında iken ya da doğduktan sonra erken müdahale ile tedavisine imkan tanımaktadır. Anne rahminde cenine zarar vermemek, doğrudan ya da dolaylı yoldan gebeliği sonlandırmamak; bilakis anne rahminde veya doğumdan sonra bebeğin sağlıklı gelişimini ve yaşamasını temin etmeye yönelik olması kaydıyla yapılan test, muayene ve müdahalelerde dinen bir sakınca bulunmamaktadır.
İslam dini, insan ve toplum yararına olan her türlü çalışmayı teşvik eder. Ancak bu çalışmaların dini, ahlaki ve manevi değerler açısından sorun oluşturacak ve insanlık için tehlike arz edecek noktalara getirilmesini onaylamaz. Zira ahlaki ilkeler ve dini değerlerden soyutlanarak yapılan çalışmalar, insanlığa fayda yerine zarar getirir. Bu itibarla, insanlığın hayrına olan genetik araştırmalar, dinimizce tasvip edilmekle birlikte, bu araştırmaların insan neslini ve tabiatın dengesini bozacak şekilde yapılması kabul edilemez. İnsan varlığı sperm ve yumurtanın döllenmesiyle başlamakta olup, ilk anından itibaren embriyonun yaşam hakkının korunması gerektiğinden onun deney aracı olarak kullanılması caiz görülemez. Ancak vücudun kemik iliği, yağ dokusu vb. bölgelerinden elde edilen kök hücrelerin ise tedavi amacıyla kullanılmasında dinen bir sakınca yoktur.
Günümüzde tüp bebek yönteminde sperm ayrıştırma veya PGT tekniği ile bebeğin cinsiyetini belirlemek mümkün hale gelmiştir. Teknik imkânlarla cinsiyet belirlenmesi mümkün olsa da bu durum şimdiden öngörülemeyecek demografik sorunlar ortaya çıkarabileceği gibi cinsiyetlerin dağılımındaki dengenin bozulmasına da yol açabilir. Kur’an-ı Kerim’de “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocuklar, dilediğine erkek çocuklar verir.” buyurulmaktadır. (Şûra, 42/49) Teknik müdahale ile cinsiyet seçimine gidilmesi, Allah’ın bu konudaki takdirine rıza göstermeme, toplumsal dengenin bir cinsiyet aleyhine bozulabilme ihtimali ve uygulama esnasında bir zaruret olmaksızın avret bölgelerinin açılması gibi nedenlerden ötürü caiz değildir. Ancak uzman hekim heyeti tarafından genetik bir hastalık nedeniyle cinsiyet seçimine gidilmesinin önerilmesi durumunda sperm ayrıştırma yöntemi kullanılarak cinsiyet seçimine gitmek, tedavi kapsamında değerlendirilip caiz görülebilir.
Kur’an-ı Kerim’de insana ruh üflenmesinden bahsedilmekle birlikte (Hicr, 15/29; Enbiya, 21/91; Secde, 32/9) bu hadisenin yaratılışın hangi aşamasında gerçekleştiğine ilişkin açık bir bilgi verilmemektedir. İlgili ayetler genellikle Yüce Allah’ın yoktan var etme kudretine dikkat çekmektedir. Ayrıca “Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki; ruh, Rabbimin emrindendir ve size pek az bilgi verilmiştir.” (İsra, 17/85) buyrulmak suretiyle ruhun mahiyetinin tam olarak bilinemeyeceği de ifade edilmiştir. Hadislerde de ruh üflenmesiyle ilgili bilgiler bulunmaktadır (Buhari, Kader, 1; Müslim, Kader, 1). Ancak söz konusu rivayetlerin tamamı bir arada değerlendirildiğinde cenine ruhun ne zaman üflendiğini kesin olarak söylemek güçtür. Ayrıca hadis literatüründe genellikle kader bağlamında ele alınan söz konusu rivayetlerden, ruh üflenmemiş ceninin hayatının bir değeri olmadığı ve sonlandırılabileceği sonucu çıkmaz. Kur’an ve Sünnet’te yer alan genel kaideler ve hükümler meşru sayılan bir gerekçe olmadan gebeliğe son verilmesine müsaade etmemektedir. Cenin insan olma potansiyeline sahip olduğundan ve ruh üflenme zamanı da kesin olarak bilinemediğinden ceninin dokunulmazlığı esas alınmalıdır. Nitekim dinin korunmasını emrettiği beş temel değerden birisi olan hayat hakkı, yumurta ve sperm hücrelerinin döllenmesiyle başlar. Bu andan itibaren, annenin hayatının korunması dışında herhangi bir sebeple gebeliğe son vermek caiz değildir.