Fetva Meclisi
Soru
Hocam annem ve babam birkaç sene önce hac ibadetini yerine getirmişti. Son beş yıldır ise umre yapma sevinci ile para biriktiriyorlardı. Yaklaşık yetmiş bin TL mevcut. Bunun yirmi bini borç alınmıştı. Deprem olunca babam umreyi erteleyip parayı depremde kullanılmak üzere hayır kuruluşlarına veya AFAD’a vermeyi düşündü ama annem çok kararsız ve sizin cevabınıza göre hareket etmek istiyor. Ne yapalım hocam?
Cevap
Benzer fetvalar
Böyle bir gitmeme fırsat kaçırma değildir, emre itaat etmektir. Gitmeyin, umreyi gerekiyorsa değerlendirin. Allah Teâlâ kabul buyursun.
Aleykümselam.Sizin babanızın kazancı hakkında yüzde yüz haramdandır diye bir kesin bilginiz olmadığına göre babanızın desteğini almanızda sakınca yoktur.
Selamünaleyküm. Önce haramlardan kurtul sonra ibadet yap.
Hanım efendiden kalan mal, miras konusu olacak bir maldır. Eğer sabit bir vasiyeti varsa o vasiyet, kalan malın üçte biri kadarından yerine getirilir. Vasiyeti yoksa miras sahipleri haklarını alırlar. Allah Teâlâ rahmeti ile muamelede bulunsun bacımıza.
Selamünaleyküm. Hac size farz ise önce onu yerine getirmelisiniz. Değilse diğerini yapabilirsiniz.
Aleykümselam. Siz mehir olarak talep ettiğiniz miktar olan umre fiyatını alacak olarak eşinizden alın. Umre konusunu da ne zaman nasip olursa o zaman yapmak üzere erteleyin. Bunu bir aile için sorun durumuna getirmeniz doğru olmaz. Aile içi huzurunuz umreden önemlidir!
afet konusundaki diğer fetvalar
Deprem, Allah’ın mülkünde Allah’ın kanunlarına göre ortaya çıkan ve bilimsel olarak izlenebilen bir gerçektir. Şu andaki bilimin onca derin bilimsel noktalar tespit edebiliyor olmasına rağmen zaman ve mekân olarak deprem hakkında bir tespiti ne yazık ki yoktur, olamamaktadır. Dini ve şahsi kimliği ne olursa olsun hiç kimsenin gayba ait bir konuda tahminde bulunup o tahmine bizi inandırması mümkün değildir. Maneviyat adamlarının vazifesi geleceğe dair tahminlerde bulunmak değil insanları geleceğe hazır hale getirmektir. Burada sözünü ettiğiniz tahminlerin hiçbir bilimsel ve dini değeri yoktur. Bir Müslüman olarak zihninizi bu bilgilerle meşgul etmeniz yanlış olur. İşinizle ve ibadetinizle meşgul olun. Bu konuda ne hocalardan ne de gazetecilerden bir şey öğrenmeniz gerekmez. Doktorlardan da öğrenmemiz gerekmez. Bu konuda uzman kim ise onu dinlemeliyiz. Onun uyarılarına kulak asmalıyız. Doğru olan böyledir.
Bizi yöneten devlet, vatandaşlarının belli bir dönem umreye gitmesinin yerinde olmayacağını, ekonomik olarak zor durumda bulunduğumuzu söylerse o zaman umrenin ertelenmesi şart olur. Allah’a hamd olsun öyle bir durum yoktur. Devlet bu olayın altından biiznillah kalkabilecek durumdadır. Bu nedenle de bir seferberlik hatta ek vergi yükü gibi bir ilan da yapılmadı. Şükürler olsun. Elbette, “gitmeyelim, kardeşlerimize destek olalım” şeklindeki bir düşünce yürekten takdir edilecek bir düşüncedir. Buna itiraz edilemez. Fakat büyük şehirlerde hayat, eğlence, keyif devam ediyorsa sadece umreyi kısmak kabul edilebilir değildir. Öyle veya böyle umre bir ibadet olarak yapıldığında kabul olur biiznillah. Sadece iyi bir umre olur mu olmaz mı onu konuşabiliriz. Allah kabul buyursun. Âmîn.
Elbette bir mü'min olarak, insan olarak kardeşlerimizin başına gelen felaketten sonra üzüleceğiz. Etten kemikten yaratılmış zavallı insanlarız biz. Gerekiyorsa uykumuzdan ve gıdamızdan keseceğiz ve onlar için bir şeyler yapacağız. Fakat ölenle ölmek, boğulanla boğulmak da doğru değildir. Bu hayat devam edecek/etmelidir. Düğün derneğe ara veririz, keyifli oturumlar yapmayız ama hayat devam etmeli. Etmeli ki o kardeşlerimizin acılarına ortak olabilelim, devletin yaraları sarmasına yardım edecek desteklerde bulunalım. Yoksa depremzedelerin sayısı deprem devam etmediği hâlde artmaya devam eder. Bu nedenle şu hususlara dikkat edelim deriz: Deprem uzmanı olmamıza gerek yoktur. Herkesle her an aynı konuları gün boyu konuşup içimizdeki burukluğu derinleştirmemiz yanlıştır. Aynı konuları tekrar tekrar gündem yapmamalıyız. Bu günlerde haber bültenleri biraz da zorunluluktan sadece depremden ve depremzedeleri alakadar eden konulardan oluşuyor. Sürekli haber takip etmek sürekli yarayı kaşımaktır. Bunalan haber izlemeyi azaltmalıdır. Susadıkça tuzlu su içer gibi aynı yaraları gözümüzün içine soka soka anlatan haberleri izlememeliyiz. Şöyle bir soru sorabiliriz: Ben fazla haber izlemesem ne olur? Mesela depremzedelerin mağduriyeti mi artar? Elbette hiçbir fark olmaz. Biz fark etmesek de izlediklerimiz, dinlediklerimiz rüyalarımıza girecek kadar içimize siniyor. Buna bir sınırlama getirmeliyiz. Böyle zamanlarda nafile namaz kılmanın ve sesli Kur'an okumanın çok rahatlatıcı yönü vardır. Denemenizi tavsiye ederim. İşimiz ne ise o işimize yoğunluk getirelim. Mesela iki saat fazla çalışalım. Aile içinde bu gerginliğin birbirimize sataşma nedeni olmaması için bütün bireyler olarak oturup bir “susma, karşı tepki vermeme” sözleşmesi yapalım. Birbirimizi üç ay idare edeceğiz diyelim. Çocuklarımızın yaramazlıklarına biraz daha sabırlı olalım. Duanın rahatlatıcı yönünü asla görmezden gelemeyiz. Dua, acil kurtarıcı yönüyle dilimizde olmalıdır. Ve şu gerçeği artık anlayalım: Dünya budur, böyledir. Hiçbir depreme yakalanmayan da bir gün kendi depremi ile toprağa girecektir, yok bir çaresi. En iyisi ahiretimizi hazırlamak, ahiretimiz için hazırlanmaktır.
Değiştirmeniz gerekmez. Siz fakir bile değilsiniz. Şu anda tam anlamıyla muhtaçsınız, acizsiniz. Bu ayrıntı ile ilgilenmeniz gerekmez. Allah Teâlâ size bu durumdan acilen kurtulmayı ve kendi kazancınızla ailenizi geçindirmeyi nasip etsin. Âmîn.
Aşağıdaki yazılarımızı okuyabilirsiniz. Allah yardımcınız olsun: https://fetvameclisi.com/fetva/cocuklarimizi-kufurden-nasil-uzak-tutabiliriz https://fetvameclisi.com/fetva/musluman-aileler-icin-acil-eylem-plani https://fetvameclisi.com/fetva/hocam-bu-mektubu-goz-yaslarimla-susledim https://fetvameclisi.com/fetva/8-yasindaki-yavrumun-hafiz-olmasini-cok-istiyorum-o-da-istiyor-ne-tavsiye-edersiniz
Önce şunu tespit edelim: Müslüman Allah’a iman eden insandır. Onun iman ettiği Allah, her şeyi yaratan ve idare edendir. Mülk onundur, söz onundur. Onun imanında her şeyin yaratanı Allah olur. İnsan da üzerine düşeni yapar. İnsan üzerine düşeni yaptıktan sonra gerisinden mesul olmaz. Görevini ihmal ettiğinde ise ihmali kadar sorumlu olur. Bu bir dengedir. Bu denge Müslüman’ı huzurlu kılar. Her şeyi maddi gözle görebilen, ruhtan yoksun anlayış sahipleri için ise matematik hayatın bütünüdür. Rakamlarla okuyabildiklerini anlayabilirler. Biz bu hayatı bakışı bu olanlarla beraber paylaşmaya mecburuz. Gidebileceğimiz başka bir dünya yoktur. Ne biz mü'minler ne de onlar yok oluruz. Bir ortak noktada yaşamaya mecburuz. Şöyle bir gerçeği ihmal ediyoruz: Biz, hayatı ve olayları yorumlarken imanımızın etkisinde bir yorum yapıyoruz, yapmamız de gerekiyor. Bizim iman penceresinden bakarak görüp yorumladıklarımızı bizim gibi iman etmeyenler tarafından da kabul edilmesini istememiz isabetli değildir. Mesela bir deprem konusunda biz onlarla sadece depremin zararlı olduğu ve belli tedbirlerin önceden alınabileceği, olduğunda da insanca bir dayanışma yapılabileceği gibi konularda ortak nokta bulabiliriz. Daha öteye gidip ayrıntılarda buluşmayı istememiz bizim tarafımızdan işlenmiş bir hata olur. Böyle bir beklenti bizi onların gözünde deprem gibi büyük bir musibete karşı yan gelip yatmayı imanı gereği yapan bir tembel durumuna düşürür. Biz ise kesinlikle böyle bir tembelliğe iman etmiyoruz. Bu sonuç bir yandan da dinimize yanlış bakılmasına sebep olacağı için bizi vebal altına da sokacaktır. Belasını arayan insanlar durumuna düşmek hoşumuza gitmeyeceğine göre, iman edenlerle konuşulabilecek ayrıntıları imanı olmayanlarla tartışma hatasını işlememeliyiz. Bugün insanlık olarak yaşadığımız depremler başta olmak üzere seller ve benzeri felaketler hakkında biz şuna inanıyoruz: İçinde bulunduğumuz evrenin ve onun bir parçası olan dünyanın işleme kuralları vardır. Bu kuralların koyanı ve idare edeni de Allah Teâlâ’dır. Bu kuralların önünde mü'min olan ve olmayan eşittir. Kim işleyişe ait tedbirleri daha iyi kullanıyorsa onun güvenliği daha iyi olacaktır. Tedbir alan rahat, tedbiri ihmal eden ise sıkıntılı olacaktır. Bunun bu kadarının dinle alakası yoktur. İnsan bu hayata bir yoğunluk ve mücadele içinde girmiştir. Böyle gelmiş böyle gidecektir. İnsanlar iman ettiler diye depremler kalkacak değildir. Ancak iman eden imanının gereği olarak daha güvenli ve imar edilmiş bir dünya oluşturacak, böylece daha az zarar görecektir. Bir yandan da psikolojisi güçlü olacaktır. Mü'min musibet anında, yapabileceği yapmış birinin rahatlığı ile Rabbine sığınacak ve kalbi rahat edecektir. Böyle bir itidal üzerinde durmalıyız. Allah yardımcımız olsun.