Fetva Meclisi
Soru
Hocam yaşadığım yerde şöyle bir gelenek var. Bir kişi vefat ettikten sonra onun arkasından nohutların üzerine 70 bin kelime-i tevhid okuyup mezarına gömüyorlar. Ben de bunu yapanlara bid’at yapmayın diyorum, böyle yapacağınıza tevhid çekip bağışlayın diyorum. Bu yaptıklarına bid’at dememde bir sakınca var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Sözünü ettiğiniz şeyin aslı yoktur.
Bunlar Ashab-ı kiramın hayatında olan şeyler değildir.
Ashab-ı Kiramın böyle bir şey yaptığını duymadım.
Böyle bir endişe taşıman bile güzel, sen düzeltmek için değil, düzeltmeye çalışan biri olmak için gayret edeceksin. Kalpler Allah'ın elindedir. O dilediğini hidayet eder. Sen vazifeni yap, gerisine takılma.
İyi işleri çoğalttıkça onlar senin gündeminden gidecek. Yeni iyi işler az olunca böyle sıkıntılar gider. Mesela her gün on sayfa Kur'an okusan, bir günlük kaza namazı kılsan bunlar azalmaya başlar.
Hadislerde 'evirip çevirerek/yokuşa sürerek konuşma' denebilecek tarza karşı bir ikaz vardır ama belağatlı/edebiyatlı konuşmaya karşı bir ikaz yoktur. Şiiri de kullanabiliriz. Toplumun uçuk kabul edeceği bir tarzı da kullanmamak gerekir.
bid'at konusundaki diğer fetvalar
Şöyle anlamalıyız: Tıbben kullanılması belirttiğiniz açıdan faydalı olan bir maddenin o şekilde kullanılmasında bir sakınca olmaz. Tıbben sakıncası bulunan bir nesnenin kullanılması ise sakıncalı kabul edilir. “Uğurlu olma” gibi bir hurafeye dayalı olarak kullanıldığında ise asla caiz olmaz, günahlardan bir günah işlenmiş olur.
Bu bakış ve düşünce tarzı doğru değildir. Müslümanların birbirine bakışı hüsnüzan esasına dayanmalıdır. Bir Müslüman’ın aksi bilinmedikçe iyi olduğuna inanmak zorundayız. Bilhassa bidat gibi kişinin imanına zarar verecek kadar hassas bir konuda karar vermek ve verilen kararı uygulamak hatadır, böyle düşünmemelisiniz. Elimizde o kişinin açık bir itirafı veya açık bir uygulaması olmadıkça bir Müslüman için böyle diyemeyiz. Bir başka nokta da bidat tek çeşit değildir. Kişiyi imansız denebilecek bir bataklığa çekebilecek bidat var, o derece olmayan mekruh denebilecek düzeyde bidat var. Üçüncü bir nokta da şudur: Camiler imamların değil Allah’ın evleridir. O iyi bu kötü diye seçmeye kalkarsak tek bir camimiz bile olmayabilir. Kendimizi evliya makamında görüp imamları tenkit ederek bir yere gidemeyiz. Camiye devam edeceğiz. İmamlardaki eksiklikleri birbirimize nasihat mantığı ile gidermeye çalışacağız. Gerekirse resmi makamları yani imamların üstlerini devreye sokacağız ama camiyi terk etmeyeceğiz. Cami üzerinden fitne, fitnelerin en yıkıcısı olabilir maazallah. Şeytana el kaptırmaya karşı dikkatli olalım.
Hadsiz bir söz olmuş bu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin dua ederken ellerini kaldırdığına dair pek çok hadis vardır. İbadet ve din konularında böyle ulu orta sözler söylenmemelidir.
Şiir bütün dillerde ve tarihin neredeyse her döneminde bulunan bir olgudur. Dinimiz penceresinden bakıldığında da Kur'an ve Sünnet günlerinde de şiirin bulunduğu ve gündem olabildiğini söyleyebiliriz. Şiirle alakalı olarak şöyle bir özetleme yapabiliriz: Şiir başka şey müzik başka şeydir. Müzik ile alakalı yasaklama hükümleri şiirle karıştırılmamalıdır. Şiirin fıkhi boyutu farklıdır. Şiir hayatın içindendir. Dinimiz de hayatı kuşatan bir din olduğuna göre şiiri ve şairi gündemine muhakkak almıştır. Kur'an’ımızın indiği günlerde şiir vardı ve etkindi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ashabı arasında seçkin şairler vardı. O şairlerin şiirlerini dinlediği olmuştu. Şiirle ilgili övgülerde de bulundu. Ashab-ı Kiramın büyükleri, fakihler ve âlimler şiiri kullandılar ve değerlendirdiler. Bu nedenle Kur'an’ı daha iyi anlama bakımından başta olmak üzere şiir dini anlama kaynaklarından biri olarak değerlendirilmiştir. Şiir, dini tebliğde bir dil cihadı olarak da kullanılmıştır. 2. Şiirin kullandığı konu haram bir konu olmamalıdır. Haram bir konu kullanmayan şiir mübahtır ve caizdir. Müslüman’ın onurunu zedeleyebilecek ithamlar, cinsel kışkırtmalar ve benzeri sakıncalar ihtiva eden şiirin sakıncalı olacağı ise şüphesizdir. Buradaki sakınca da şiirde değil şiirin konusundadır. Övgü için üretilen şiirde şairin; Doğruyu söylemesi, Sınırsız övgü nitelikli olmaması, Zulme ve zalime destek vermemeli, Bir insanın değerini düşürücü nitelikte olmamalı, Haram bir maksadın gerçekleşmesine hizmet etmemelidir. 3 . Şiir ve kadın birleştiğinde ise zaten mü'min insanın kadın konusundaki hassasiyetleri şiirine de yansıyacaktır. Şiir için bu konuda özel not düşülmesine gerek yoktur. 4. Şiir dersi görmek, şiir öğrenmek ve öğretmek, bundan geçim sağlamakta bir sakınca yoktur. Şiir haram içerikli ise zaten varlığı caiz değildir. 5. Şiire besmele ile başlamak sıradan bir işe başlarken gibidir. Şart değildir, sakıncalı da değildir. 6 .Camilerde şiir okunması ancak dini nitelikli şiirler için olabilir. 7. Cuma hutbesinde şiirden alıntı yapılması caiz görülmüştür. 8. Ölülerin anılması için normal şiir okunabilir. 9. Şiir kalıplarında dua yapılabilir ama bunu ibadet nitelikli duruma getirmek caiz olmaz. Bu da şu demektir, bir mü'min şiirle dua edebilir ama grup olup o şiiri tesbihat gibi tekrarlaması bir bid’attir. 10. Şiir bir teliftir. Sahibi ticaretini yapabilir. Kitabını satabilir. Diğer ticari meta ile aynıdır. 11. Şiir yarışmaları yapılabilir. Ödüller verilebilir. 12. Başkasının şiirini intihal, çalmak diğer çalmalarla aynıdır, bir kul hakkıdır. 13. Şiirle işlenen suçların da cezası vardır.
Böyle bir bilgiye sahip değilim.
Hayal… Kurgu... Beklenti... ve Bid’at.