Fetva Meclisi
Soru
Hocam bana şöyle bir mesaj geldi: “Bu gece herkes ne dua etse kabul olur çünkü bu gece ay Kâbe’yi tavaf ediyor. Bu mesajı herkese gönderin mahrum kalmasınlar. Fâtır suresinin 29 ve 30. ayetleri; بِسمِ اللّهِ الرَّحمنِ الرَّحِيم إِنَّ الَّذِینَ یَتْلُونَ کِتَابَ اللَّهِ وَأَقَامُوا الصَّلاةَ وَأَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلانِیَةً یَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَ ﴿٢٩﴾ لِیُوَفِّیَهُمْ أُجُورَهُمْ وَیَزِیدَهُمْ مِنْ فَضْلِهِ إِنَّهُ غَفُورٌ شَکُورٌ( ۳۰) سُبحانَ الله يا فارِجَ الهَمّ وَ يا کاشِفَ الغَمّ فَرِّج هَـمّی وَ يَسّر اَمری وَ ارحِم ضَعفی وَ قِلَـّةَ حيلَتی وَ ارزُقنی حَيثَ لا اَحتَسِب يا رَبَّ العالَمين. Hazreti Muhammed aleyhisselam buyurdular ki: Her kim bu duayı insanlar arasında dağıtırsa derdi deva bulur üzüntü ve gamı hallolur. Sadece bu gece için geçerli. RABBİM KABUL VE KARÎN EYLESİN.” Bu mesaj sahih mi, kimden rivayet ediliyor öğrenebilir miyim?
Cevap
Benzer fetvalar
İslâm dinine göre dua için mutlaka uyulması gereken özel bir zaman ve mekân tahsis edilmiş değildir. Her yerde her zaman dua edilebilir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de, “Akşama ulaştığınızda ve sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde, Allah’ı tesbîh edin (namaz kılın). Göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur.” (er-Rum, 30/17-18) buyrularak, ibadet ve duanın gün içine yayılmasının önemi vurgulanmıştır. Bununla birlikte Kur’ân ve hadislerden anlaşıldığına göre gece seher vaktinde yapılan dualar daha makbuldür. (Tirmizî, Deavât, 79 [3499])Âl-i İmrân sûresi 16-17. âyetlerde cennetlikler şöyle müjdelenir: “(Onlar) ‘Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru’ diyenler; sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir.” Bir başka âyette de şöyle buyrulmuştur: “Onlar, geceleri az uyurlardı. Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.” (ez-Zâriyât, 51/17-18) Hadis-i şeriflerde duaların kabul edileceği bazı vakitler belirtilmiştir: Ramazan geceleri, Arafat vakfesi, Berât ve Kadîr geceleri, cuma günleri, gece vakitleri, ezân okunduğu ve kâmet getirildiği vakitler ve farz namazların sonrası bunların bir kısmıdır. (Buhârî, Cum`a, 37 [935]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 166 [757]; Cum`a, 13-15 [852]; Ebû Dâvûd, Salât, 35 [521]; Tirmizî, Deʽavât, 79, 122 [3499, 3585]; 85 [3513]; İbn Mâce, Sıyâm, 48 [1752]; İkâmetü’s-salavât, 191 [1388-1390])
Tövbe edecek kimsenin iki rek’at namaz kılması, akabinde Allah’a hamd, Resûlüne (s.a.s.) salât ve selâm getirdikten sonra tövbe ve istiğfar etmesi ve salavât ve hamd ile bitirmesi tövbenin adabındandır. Hz. Peygamber’in (s.a.s.), bağışlanması için yaptığı pek çok duadan ikisi şudur: اللَّهُمَّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي ظُلْمًا كَثِيرًا وَلاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ فَاغْفِرْ لِي مَغْفِرَةً مِنْ عِنْدِكَ وَارْحَمْنِي إِنَّكَ أَنْتَ الغَفُورُ الرَّحِيمُ. “Allah’ım! Ben kendime çok zulmettim. Günahları bağışlayacak ise yalnız sensin. Öyleyse tükenmez lütfunla beni bağışla, bana merhamet et. Çünkü affı sonsuz, merhameti nihâyetsiz olan yalnız sensin.” (Buhârî, Ezân 149 [834]; Müslim, Zikir, 48 [2705]) رَبِّ اغْفِرْ لِي خَطِيئَتِي وَجَهْلِي وَإِسْرَافِي فِي أَمْرِي كُلِّهِ وَمَا أَنْتَ أَعْلَمُ بِهِ مِنِّي اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي خَطَايَايَ وَعَمْدِي وَجَهْلِي وَهَزْلِي وَكُلُّ ذَلِكَ عِنْدِي. اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ وَمَا أَسْرَرْتُ وَمَا أَعْلَنْتُ أَنْتَ المُقَدِّمُ وَأَنْتَ المُؤَخِّرُ وَأَنْتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ. “Ey Rabbim! Günahlarımı, bilmeden ve haddimi aşarak işlediğim kusurlarımı, benden daha iyi bildiğin bütün suçlarımı bağışla! Allah’ım! Bilerek, bilmeyerek ve umursamadan yaptığım yanlışları! Bütün bu kusurların bende bulunduğunu itiraf ederim. Allah’ım! Şimdiye kadar yaptığım, bundan sonra yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum günahlarımı affeyle! Öne geçiren de sen, geride bırakan da sensin ve Senin gücün her şeye yeter.” (Buhârî, Deʽavât, 60 [6398]; Müslim, Zikir, 70 [2719])
Duaların kabulünde şunu unutmayın: Allah sizi hep dua ederken, O’nun zatına yalvarırken görmek istiyor olabilir. Duadaki sabrınızı ve samimiyetinizi test ediyor olabilir. Bu yüzden erteliyordur. İstediğinizin Allah katında size sonraları daha büyük sorunlar oluşturacağını bildiği için Allah, size acıdığı için kabul etmiyor olabilir. Duaların kabulünü ahiret gününe bırakmış olabilir. https://fetvameclisi.com/fetva/dualarim-kabul-olmuyor-ne-yapmaliyim https://fetvameclisi.com/fetva/hangi-dualar-kabul-olur https://www.youtube.com/watch?v=N4b388Cy9Sk
Ayakta, oturarak veya yatarak Allah’ı anmakta, dua edilmesinde bir sakınca yoktur. Kur’ân-ı Kerîm’de, “Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar.” (Âl-i İmrân, 3/191) buyrulmaktadır. Berâ b. Âzib’den (r.a.) rivâyet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) yatağına uzandığında, sağ tarafı üzerine yatar ve şöyle dua ederdi: اللَّهُمَّ أَسْلَمْتُ نَفْسِي إِلَيْكَ، وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ، وَوَجَّهْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ، وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ، لاَ مَلْجَا وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلَّا إِلَيْكَ، آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ، وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ. “Allah’ım! Kendimi sana teslim ettim. İşimi sana ısmarladım. Yüzümü sana çevirdim. Rızanı isteyerek, azabından korkarak sırtımı sana dayadım, sana sığındım. Sana karşı yine senden başka sığınak yoktur. İndirdiğin Kitab’a ve gönderdiğin Peygambere inandım.” (Buhârî, Vudû’, 75 [247] Müslim, Zikir, 56-58 [2710]) Aynı sahabi, Resûlullah'ın (s.a.s.) kendisine; “Yatağına gireceğin zaman namaz abdesti gibi abdest al, sonra sağ yanın üzerine yat ve bu duayı oku ve bu duanın sözleri yatmadan önceki son sözün olsun.” (Buhârî, Vudû’, 75 [247]; Müslim, Zikir, 56 [2710]) buyurduğunu nakletmiştir.
Selamünaleyküm. Allah Teâlâ'nın 'biz' buyurması bir azamet ifadesinden dolayıdır. Kayınpederinizin derslere gelmemesi pek tabii hakkıdır. Dediklerinde de onun zaviyesinden haklıdır. Demek ki bu ders, onun kalbine feyiz verebilecek düzeyde değil. Bu kadar basit. Bari bize dua etsin ola ki duası tutar. Allah'a emanet olunuz.
Bir kere alevi dediğiniz insanlara kâfir gibi hüküm biçmeniz doğru bir tespit değildir. Bu ülkede yaşayan alevi denen insanların tamamının mü'min olmadığını söyleyecek kadar kesin konuşamayız. Diğer aile ile tartışma üretecek konularda hassas olun. Onları incitmeyin. Mesela verdiklerini alın, eve gelince kullanmayın. Onları incitmenizden daha iyi olur bu. Gönüllerine girerek onları kazanmanız daha kolay olur. Sizdeki incelik ve ahlâk güzelliği onlara yapabileceğiniz en büyük iyiliktir. Size imrenip sizi taklit edebilirler. Onlar için dua etmeyi de unutmayın. Bu arada evinizde muhakkak kitap okuyun, bir ders halkasına katılın ki kendinizi yetiştirmiş olun. Allah yardımcınız olsun.
bid'at konusundaki diğer fetvalar
Müslüman’ın Allah rızası için yapacağı veya yapma fırsatı bulduğu bir işi kaçırması üzülmesi gereken bir durumdur şüphesiz. Selefimizin büyükleri böyle bir durumla karşılaştıklarında kendilerini kınamışlar bir nevi suçlu gibi hissetmişlerdir. Buna rağmen farz olmayan bir ibadeti yapamadığı için onun yerine yeni bir ibadeti planlayıp yapmayı belli bir kural çerçevesinde mecburi gibi tutmak da isabetli değildir. Şunun yerine şu, şu kadarın yerine bu kadar tarzında bir planlamaya gidilirse bu bir bidat olabilir ama kaçanın yerini dolduracak yeni bir ibadet yapmayı istemek olması gerekendir.
Ses ulaşmasında ihtiyaç hissedilen bir ortamda namazda mikrofon kullanılmasının bir sakıncası olmaz. Gereksiz olan bir ortamda ise namaz huşuu açısından sakıncalı buluruz.
Şiir bütün dillerde ve tarihin neredeyse her döneminde bulunan bir olgudur. Dinimiz penceresinden bakıldığında da Kur'an ve Sünnet günlerinde de şiirin bulunduğu ve gündem olabildiğini söyleyebiliriz. Şiirle alakalı olarak şöyle bir özetleme yapabiliriz: Şiir başka şey müzik başka şeydir. Müzik ile alakalı yasaklama hükümleri şiirle karıştırılmamalıdır. Şiirin fıkhi boyutu farklıdır. Şiir hayatın içindendir. Dinimiz de hayatı kuşatan bir din olduğuna göre şiiri ve şairi gündemine muhakkak almıştır. Kur'an’ımızın indiği günlerde şiir vardı ve etkindi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ashabı arasında seçkin şairler vardı. O şairlerin şiirlerini dinlediği olmuştu. Şiirle ilgili övgülerde de bulundu. Ashab-ı Kiramın büyükleri, fakihler ve âlimler şiiri kullandılar ve değerlendirdiler. Bu nedenle Kur'an’ı daha iyi anlama bakımından başta olmak üzere şiir dini anlama kaynaklarından biri olarak değerlendirilmiştir. Şiir, dini tebliğde bir dil cihadı olarak da kullanılmıştır. 2. Şiirin kullandığı konu haram bir konu olmamalıdır. Haram bir konu kullanmayan şiir mübahtır ve caizdir. Müslüman’ın onurunu zedeleyebilecek ithamlar, cinsel kışkırtmalar ve benzeri sakıncalar ihtiva eden şiirin sakıncalı olacağı ise şüphesizdir. Buradaki sakınca da şiirde değil şiirin konusundadır. Övgü için üretilen şiirde şairin; Doğruyu söylemesi, Sınırsız övgü nitelikli olmaması, Zulme ve zalime destek vermemeli, Bir insanın değerini düşürücü nitelikte olmamalı, Haram bir maksadın gerçekleşmesine hizmet etmemelidir. 3 . Şiir ve kadın birleştiğinde ise zaten mü'min insanın kadın konusundaki hassasiyetleri şiirine de yansıyacaktır. Şiir için bu konuda özel not düşülmesine gerek yoktur. 4. Şiir dersi görmek, şiir öğrenmek ve öğretmek, bundan geçim sağlamakta bir sakınca yoktur. Şiir haram içerikli ise zaten varlığı caiz değildir. 5. Şiire besmele ile başlamak sıradan bir işe başlarken gibidir. Şart değildir, sakıncalı da değildir. 6 .Camilerde şiir okunması ancak dini nitelikli şiirler için olabilir. 7. Cuma hutbesinde şiirden alıntı yapılması caiz görülmüştür. 8. Ölülerin anılması için normal şiir okunabilir. 9. Şiir kalıplarında dua yapılabilir ama bunu ibadet nitelikli duruma getirmek caiz olmaz. Bu da şu demektir, bir mü'min şiirle dua edebilir ama grup olup o şiiri tesbihat gibi tekrarlaması bir bid’attir. 10. Şiir bir teliftir. Sahibi ticaretini yapabilir. Kitabını satabilir. Diğer ticari meta ile aynıdır. 11. Şiir yarışmaları yapılabilir. Ödüller verilebilir. 12. Başkasının şiirini intihal, çalmak diğer çalmalarla aynıdır, bir kul hakkıdır. 13. Şiirle işlenen suçların da cezası vardır.
Secde her zaman yapılır ama vitirle bağlantılı bir ilave gibi yapılırsa o namaza ilave olur, caiz olmaz.
Hadsiz bir söz olmuş bu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin dua ederken ellerini kaldırdığına dair pek çok hadis vardır. İbadet ve din konularında böyle ulu orta sözler söylenmemelidir.
Bunu namazın bir parçası gibi görmek bid’attir. Böyle görmeden bir nezaket gereği dualaşma mantığı ile yapılırsa sakıncası olmaz.