Fetva Meclisi
Soru
Hocam nafile ibadetleri kaçırınca onun yerine “şu kadar şu ibadeti yapacağım” şeklinde bir ek görev veya başka bir nafile uygulaması yapsam yeterli olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Müslüman'ın nezrettiği (adak olarak tayin ettiği) işi terk etmesinde bir sakınca aranabilir. Sizin durumunuz böyle değildir. Namazı zaten tamamıyla bırakmıyorsunuz. Fırsat buldukça nafile kılmaya da devam edersiniz.
Böyle bir tespit hatalı sonuca götürür. Şeyh veya âlim, insanların örnek almaları için vardır zaten. O yapıyor diye yapmayı bu açıdan ele alabiliriz. Bu da iyi bir göstergedir. Onun gözüne girmek gibi bir iş ise ona ibadet demek zordur.
Selamünaleyküm. Yanlış yapmışsınız. Bir kere siz barışmak istiyorsanız sizin sorumluluğunuz da kalkmış demektir. Şeytan sizi bir sevap deryasından uzaklaştırarak aynı noktadan iki kere vurmuş, hemen nafilelere dönün hemen.
Allah'ın kuluna farz olarak emrettiği işlerde eşlerin birbirlerini müdahale etme hakkı yoktur. Allah'ın emrini terk etmek isyandır. O işi kul emredince ona itaat olmaz. Söz konusu olan iş farz olmayan işlerden ise yani nafile işlerden ise erkeğin ailedeki farz görevlerini ihmal etmeden onu yapması gerekir. Kadının da farz olmayan yani nafile olan bir işi yapması için eşinin rızasını alması gerekir. Kadının eşinin razı olmadığı bir nafile işi ve bilhassa ev düzenindeki kadınlık görevlerini aksatma pahasına yapıyorsa bunda sevap olmaz.
Vakit namazlarının öncesinde ve sonrasında kılınan sünnet namazlar, farz namazlara hazırlayıcı ve bu namazlarda oluşabilecek eksiklikleri tamamlayıcı ibadetler olarak değerlendirilmiş, ayrıca Hz. Peygamber’e (s.a.s.) bağlı olmanın bir göstergesi kabul edilmiştir. Bu itibarla bu namazların mümkün oldukça kılınması tavsiye edilmiştir. Nitekim Resûlullah (s.a.s.) bazı hadis-i şeriflerinde kulun mahşer gününde hesaba çekilirken eksik farz namazlarının, nâfile namazlarla tamamlanacağını beyan etmişlerdir. Ebû Hureyre’nin (r.a.) Resûlullah’tan (s.a.s.) naklettiği bir hadiste şöyle buyrulur: “Kıyamet gününde Müslüman kulun ilk hesaba çekileceği şey farz namazdır. Eğer bu namazları tam olarak yerine getirmişse ne güzel. Aksi hâlde şöyle denir: Bakın bakalım, bunun nâfile namazı var mıdır? Eğer nâfile namazları varsa, farzların eksiği bu nâfilelerle tamamlanır. Sonra diğer farzlar için de aynı şeyler yapılır.” (İbn Mâce, İkâmetü's-salavât, 202 [1425]; bk. Ebû Dâvûd, Salât, 148 [864]) Şu hâlde farz namazlar ile birlikte kılınan düzenli nâfileler (revâtib sünnetler) de kılınmalıdır. Önemli mazeretleri olanlar ise alışkanlık hâline getirmemek kaydıyla gerektiğinde bu sünnetleri terk edebilirler.
Selamünaleyküm. Müminler olarak farz ibadetlerde birbirimizi ikaz eder, hataya müdahale ederiz. Nafilelerde ise sıkıştırmak, baskı kurmak nafilenin kendi mantığına aykırıdır. Bilhassa eşler birbirlerini bu hususta kırmamalıdırlar. Şeytan işi inada sürükleyebilir. Bunun sonucu da kaş yaparken göz çıkarmak olur.
bid'at konusundaki diğer fetvalar
Ses ulaşmasında ihtiyaç hissedilen bir ortamda namazda mikrofon kullanılmasının bir sakıncası olmaz. Gereksiz olan bir ortamda ise namaz huşuu açısından sakıncalı buluruz.
Hayal… Kurgu... Beklenti... ve Bid’at.
Secde her zaman yapılır ama vitirle bağlantılı bir ilave gibi yapılırsa o namaza ilave olur, caiz olmaz.
Bunu namazın bir parçası gibi görmek bid’attir. Böyle görmeden bir nezaket gereği dualaşma mantığı ile yapılırsa sakıncası olmaz.
Şiir bütün dillerde ve tarihin neredeyse her döneminde bulunan bir olgudur. Dinimiz penceresinden bakıldığında da Kur'an ve Sünnet günlerinde de şiirin bulunduğu ve gündem olabildiğini söyleyebiliriz. Şiirle alakalı olarak şöyle bir özetleme yapabiliriz: Şiir başka şey müzik başka şeydir. Müzik ile alakalı yasaklama hükümleri şiirle karıştırılmamalıdır. Şiirin fıkhi boyutu farklıdır. Şiir hayatın içindendir. Dinimiz de hayatı kuşatan bir din olduğuna göre şiiri ve şairi gündemine muhakkak almıştır. Kur'an’ımızın indiği günlerde şiir vardı ve etkindi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ashabı arasında seçkin şairler vardı. O şairlerin şiirlerini dinlediği olmuştu. Şiirle ilgili övgülerde de bulundu. Ashab-ı Kiramın büyükleri, fakihler ve âlimler şiiri kullandılar ve değerlendirdiler. Bu nedenle Kur'an’ı daha iyi anlama bakımından başta olmak üzere şiir dini anlama kaynaklarından biri olarak değerlendirilmiştir. Şiir, dini tebliğde bir dil cihadı olarak da kullanılmıştır. 2. Şiirin kullandığı konu haram bir konu olmamalıdır. Haram bir konu kullanmayan şiir mübahtır ve caizdir. Müslüman’ın onurunu zedeleyebilecek ithamlar, cinsel kışkırtmalar ve benzeri sakıncalar ihtiva eden şiirin sakıncalı olacağı ise şüphesizdir. Buradaki sakınca da şiirde değil şiirin konusundadır. Övgü için üretilen şiirde şairin; Doğruyu söylemesi, Sınırsız övgü nitelikli olmaması, Zulme ve zalime destek vermemeli, Bir insanın değerini düşürücü nitelikte olmamalı, Haram bir maksadın gerçekleşmesine hizmet etmemelidir. 3 . Şiir ve kadın birleştiğinde ise zaten mü'min insanın kadın konusundaki hassasiyetleri şiirine de yansıyacaktır. Şiir için bu konuda özel not düşülmesine gerek yoktur. 4. Şiir dersi görmek, şiir öğrenmek ve öğretmek, bundan geçim sağlamakta bir sakınca yoktur. Şiir haram içerikli ise zaten varlığı caiz değildir. 5. Şiire besmele ile başlamak sıradan bir işe başlarken gibidir. Şart değildir, sakıncalı da değildir. 6 .Camilerde şiir okunması ancak dini nitelikli şiirler için olabilir. 7. Cuma hutbesinde şiirden alıntı yapılması caiz görülmüştür. 8. Ölülerin anılması için normal şiir okunabilir. 9. Şiir kalıplarında dua yapılabilir ama bunu ibadet nitelikli duruma getirmek caiz olmaz. Bu da şu demektir, bir mü'min şiirle dua edebilir ama grup olup o şiiri tesbihat gibi tekrarlaması bir bid’attir. 10. Şiir bir teliftir. Sahibi ticaretini yapabilir. Kitabını satabilir. Diğer ticari meta ile aynıdır. 11. Şiir yarışmaları yapılabilir. Ödüller verilebilir. 12. Başkasının şiirini intihal, çalmak diğer çalmalarla aynıdır, bir kul hakkıdır. 13. Şiirle işlenen suçların da cezası vardır.
Hadsiz bir söz olmuş bu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin dua ederken ellerini kaldırdığına dair pek çok hadis vardır. İbadet ve din konularında böyle ulu orta sözler söylenmemelidir.