İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hocam bir şeyhin müritlerinin sırf şeyhi o nafile ibadeti yapıyor diye farz/sünnet olmayan bir ibadeti yapmaları onlar açısından bid'at olur mu?

Cevap

Böyle bir tespit hatalı sonuca götürür. Şeyh veya âlim, insanların örnek almaları için vardır zaten. O yapıyor diye yapmayı bu açıdan ele alabiliriz. Bu da iyi bir göstergedir. Onun gözüne girmek gibi bir iş ise ona ibadet demek zordur.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Harama sebep olan da haramdır.

Hocam farz ibadeti geciktirmeye veya engele sebep olan helal bir iş, bu durumda
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Müslüman’ın Allah rızası için yapacağı veya yapma fırsatı bulduğu bir işi kaçırması üzülmesi gereken bir durumdur şüphesiz. Selefimizin büyükleri böyle bir durumla karşılaştıklarında kendilerini kınamışlar bir nevi suçlu gibi hissetmişlerdir. Buna rağmen farz olmayan bir ibadeti yapamadığı için onun yerine yeni bir ibadeti planlayıp yapmayı belli bir kural çerçevesinde mecburi gibi tutmak da isabetli değildir. Şunun yerine şu, şu kadarın yerine bu kadar tarzında bir planlamaya gidilirse bu bir bidat olabilir ama kaçanın yerini dolduracak yeni bir ibadet yapmayı istemek olması gerekendir.

Hocam nafile ibadetleri kaçırınca onun yerine “şu kadar şu ibadeti yapacağım” şe
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Gerekmez; sevabı azalır.

Hocam namazda yapılması sünnet olan bir şeyi yapmazsak sehiv secdesi gerekir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Böyle bir söz espri maksatlı olarak bile söylenemez. Mürşidimiz Peygamber aleyhisselam efendimizdir. Elbette bir âlimin veya salih kimsenin yönlendirmesi her mü'min için faydalıdır ama "kabul olmaz" sözü abartıdır ve kasıttır. Sünnete uygun, bir ilmihal kitabından yararlanarak yaptığınız işler için bunu kimse söyleyemez.

Hocam ben elimden geldiğince ibadetlerimi yapıyorum ve bolca sayısız zikirler çe
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah’ın emri olan namaz ve diğer ibadetleri yapmamakta vebal olur. Bir şeyhi, hocanın tavsiyesini yapmamak sizin için kazanacağınız şeylerden kaybetmek olabilir sadece.

Hocam ben bir şeyhten ders aldım ama uzun yıllar oldu derslerimi yapmıyorum. Bun
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dinimizi öğrendiğimiz muteber kaynaklarda böyle bir bilgi yoktur. Bu tür şayialar işin aslını zayi etmeye götürebilir, uzak kalınması gerekmektedir.

Hocam Ramazan ayında her geceye ait farklı nafile namazlar paylaşanlar var. Bu d

alim konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur'an’ımızda bir tek kelime, harf fazlalığı veya azlığı iddiası yoktur. Elhamdülillah eksiksiz olarak elimizdedir. Sadece bazı âyetlerin bitiş noktası ile bir sonraki âyetin başlangıç noktasında âlimler arasında farklı içtihatlara neden olduğu için âyet sayısı sanki farklı imiş gibi anlaşılmaktadır. Mesela İhlas suresi dört ayettir. Bazı âlimler İhlas suresini beş âyet olarak beyan etmişlerdir. Bunun nedeni de ortada لم يلد ولم يولد ayetinin bir âyet mi yoksa birinci kelime bir âyet ikinci kelime bir âyet mi olduğu konusundaki görüş farklılığından kaynaklanır. Osman bin Affan radıyallahu anh zamanında yazılan Mushaflarda bugünkü gibi âyet başlangıçları ayrı yazılmamıştı. Daha sonraki dönemlerde bugünkü âyet başı ve sonu farklı işaretlerle tespit edildi. Gerçekte bir âyet fazlalığı veya azlığı söz konusu değildir.

Hocam Kur'an’da kaç âyet vardır sorusu neden farklı cevaplandırılıyor? Kur'an’da
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İşlerimiz MASLAHAT veya MEFSEDET olmak üzere iki çeşittir. İyi ve kötü bu anlamı yansıtıyor. Başka bir ifade ile faydalı ve faydasız da denebilir. Fetva verilirken de maslahat neyi gerektiriyorsa ona göre fetva verilir. Bazı durumlarda fetva veren müftü maslahat ile mefsedeti dengeleyemeyebilir. Şöyle örneklendirebiliriz sizin için: İkisi de maslahat yani Müslüman için uygun olan bir şeyin birini alıp diğerini bırakmak gerekebilir. Bu durumda daha üstün ve uygun olanı tercih edilir. Fetva da ona göre verilir. Farz ve nafilenin bir araya gelmesi, farzı ayın ile farzı kifayenin bir araya gelmesi böyledir. Aileye yapılacak harcama ile farzı ayın olmayan cihada yapılacak harcama böyledir. Bir başka durumda iki kötüden biri alınmak zorunda kalınır, alternatif yoktur. Bu durumda da kötülüğü daha az olan tercih edilir. Fetva ona göre verilir. Hicret etmeye mecbur kalmış bir kadının beraberinde mahremi olmadan hicret yolculuğuna çıkması bunun örneği olarak alınabilir. Farklı bir örnek de iyi ile kötü arasında bir tercih yapmanın mümkün olmadığı yani farklı tutulamayacakları durum oluşur. İyi olanı yapsan da kötü olanın içinde olman gerekir gibi bir durumdur bu. Kötüyü terk ederken iyi de bırakılmış olabilir. Meşhur bir örnek olarak ölmemek için domuz etinden yemek gibi bir durum anlaşılabilir. Görülüyor ki fetva verilirken bir dengeleme yapılmaya çalışılmaktadır. Buna fıkıh dilinde MUVAZENE adı verilir. Mesela haram dediğimizde tek bir kavramı konuşuyoruz ama haramlar arasında da bir sıralama ve ağırlık farklılığı bulunmaktadır. İnsan öldürmek de haramdır insanın malını çalmak da. İkisi arasında ağırlık farkı vardır. Fetva verilecekken de bu farklılık gözetilir. Şüphesiz böyle bir tercih asla keyfi isteklere, beklentilere göre yapılmıyor. Neyin nerede nasıl tercih edileceği fıkıh âlimlerinin üzerinde yıllarca ilim tahsili yaparak öğrendikleri bir branştır.

Hocam diyorlar ki hocalar, iyi ile iyi olmayan arasında dengeleme yaparak fetva
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, haklısınız, yaşadığımız çağın sıkıntıları arasında bu da bir sıkıntıdır. Gitgide kâğıt kullanımı azalıyor olsa da biiznillah Kur'an tilavetimiz için Mushaflar camilerimizi, evlerimizi ve medreselerimizi doldurmaktadır. En çok basılan matbuat arasında Kur'an-ı Kerim ilk sırayı alıyordur zannederiz. Elhamdülillah. Bu konuda sizin sorunuz üzerine kısa bir inceleme yaparak âlimlerimizin en son neleri konuştuklarını tespit etmeye çalıştık. Elde ettiğimiz bilgileri sizinle paylaşabiliriz: Hanefi mezhebi fukahasına göre Kur'an ayetlerinin yazılı olduğu kitaba MUSHAF denmiştir. Mushaf adı kullanıldığında âyetlerin yazılı olduğu bölüm, sayfa kenarlarında kalan beyaz boş alanlar, kitap görüntüsünün oluşması için yapılmış olan cilt ve cilde yapışık olan diğer aksesuar hepsi Mushaf kavramı içine dâhil olmaktadır. Mushaf ile ilgili mesela abdestli tutmak ve benzeri bir hüküm konuşulurken bütün bu ayrıntılar kastedilmektedir. Mushaf makul ve dinen kabul edilebilir bir nedenle imha edilebilir. Fukahanın bu konuda ittifakı olduğunu söyleyebiliriz. Buradaki makul neden okunamayacak kadar eskimiş olma, ciltlenemeyecek kadar yırtılmış olma, yazısının silinmesi gibi nedenlerdir. Mobilya değiştirmedeki düzeyde bir neden için Mushaf’a imha etme ruhsatı oluşturulamaz. Bu anlamda makul olmayan bir nedenle Mushaf’ı imha etmek haram görülmüştür. Çünkü Kur'an’a tazim farzdır. Âlimler eskiyen ve kullanılamaz olan Mushafları defnetmeyi caiz görmüşlerdir. Bu konudaki defnetme şöyledir: Temiz ve ayak basılmayacak bir toprağa mümkün olduğu kadar derin kazılarak gömülür ve üstü örtülür. Ulemanın büyük bölümü ve muasır âlimler bu yöntemi caiz görmüşlerdir. Özellikle şehirlerde bu yöntemin uygulanabilirliği gitgide zorlaştığı için ikinci bir yöntem arayışı söz konusudur. Mushaf mümkün olur da yıkanarak ayetler kâğıt veya yazılı olduğu nesne üzerinden giderilirse bu yöntem de caiz olur. Bir başka yöntem de yakarak imha etmektir. Bu yöntemi Hanefi mezhebi fukahası uygun bulmamışlardır. Mushaf’ı parçalayarak imha etme yöntemi de araştırılmış ama Hanefi fukahası başta olmak üzere bu yöntem sakıncalı bulunmuştur. Bu parçalamada bazı âyet veya kelimelerin okunabilir oranda kalacağı riskinden bu sakıncalı bulunmuş olabilir. Çağdaş bir yöntem olarak kâğıt mikseri denebilecek bir alet ile çok küçük parçalara (adeta ağaç talaşına benzer bir şekilde) bölünmesi ile oluşacak imha yöntemi bazı muasır âlimlerce caiz görülmüştür. Kanaatimiz o dur ki, bu yöntem bu yaşam tarzı içinde en az sakıncalı yöntemdir. Bu yöntem bir nevi yakma gibi sonuç getirmektedir. Tek bir kelime bile hatta harf bile anlaşılacak şekliyle kalmamaktadır. Mushaf’ın dönüşüm sistemi ile imha edilmesi de yeni bir sistem olarak düşünülebilmektedir. Bu dönüşüm sistemi özellikle dikkat edilmediğinde ya da özellikle Mushaf için oluşturulmadığında Kur'an’a tazim bakımından sıkıntılı durmaktadır. Atık kâğıtlar çöp mantığı ile bir yerde toplanmakta ve çöp mantığı ile fabrikalara götürülüp yeni bir kâğıda dönüştürülmektedir. Bu noktada haramlık olduğu gayet açıktır. Böyle bir işlem Mushaf için yapılamaz. Eğer Mushaflar için özel bir sistem oluşturulabilir ve diğer çöp nitelikli kâğıtlarla ya da muhtevası benimsenemez kâğıtlarla aynı anda harmanlanmaz ise caiz olabilir. Bu da uygulanabilirliği en azından çok zor görülmektedir. Allah yardımcımız olsun.

Hocam çocuklarıma Kur'an okumayı öğretirken bir şey dikkatimi çekti. Çocukların
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İki türlü de olabilir; birilerinin kayıp gitmesi, birilerinin de kalması için olabilir. Zira hiçbir belge herkes için ortak belge olmaz. Bu tür konularda nihai doğrulamayı sağlamak mümkün değildir. Bu bir imtihandır, ebedi cehennemden kurtuluş veya ebedi kalış noktasında herkes imtihan olacak, başka çaremiz olmaz. Allah Teâlâ akıbetimizi hayretsin, imanımızı muhafaza buyursun. Bizi, ailemizi ve bütün mü’min kardeşlerimizi kalp kaymasından korusun.

Hocam “Tevbe suresinin son kısmını Ebu Huzeyme el-Ensari'nin yanında buldum. Bu
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Her iki kelime de Allah’a karşı işlenmiş hatalar anlamında kullanılmaktadır. Zenb (günah) için büyük günahlar, seyyie için ise küçük günahlar kastedilir diyen âlimlerimiz vardır. Bazı âlimler de zenb ifadesini Allah’a karşı işlenen günahlar için, seyyie ifadesini de kul hakları ihtiva eden günahlar için kullanmışlardır. Neticede her iki kelimeyi de Türkçedeki GÜNAH ifadesi ile açıklayabiliriz.

ZENB (zünûb) ve SEYYİE (seyyiât) arasında bir fark var mıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

“Hoca” sözcüğünün ifade ettiği anlam daha çok “din görevlisi” ifadesi ile örtüşmektedir. Siz özellikle hoca sözcüğünün değil “âlim” sözcüğünün ifade ettiği anlam üzerinde değerlendirme yapmalısınız. Önce bunu düzeltelim. Daha sonra da şunu bilmekte yarar olacaktır: Âlimler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin varisleridir yani onun dinini ve davasını kıyamete kadar taşıyacak emanetçileridirler. Âlimlere bu gözle bakmak ve bu saygınlıkla değerlendirmek gerekir. Âlim bir insandır. Asla melek değildir. İnsanlıkla alakalı sınırlar ve sorunlar onun için de geçerlidir. Elbette beynini dolduran ilim ve işgal ettiği makam onu farklı kılacaktır ama asla insan olmanın ötesine götürmeyecektir. Âlimler arasında bir derece ve birikim farkı olması tabiidir. Zira onlar insandır neticede. Hepsinin aynı düzeyde olması beklenemez. Peygamberler arasında bile bir derece farklılığı vardır. Âlimlerin hangisinin değerinin ne olduğu gibi bir ölçme asla yapılamaz. Bunu sadece Allah Teâlâ bilebilir. Âlimin ilmi beşeri ölçülerle ölçülebilir ama fazileti ölçülemez. Âlimin/âlimlerin ilmî birikimleri, ümmete katkısı ise ölçülebilir ama bu ölçme sıradan Müslümanların işi değildir. Bir âlimi değerlendirebilmek için en az o âlim kadar olmak hatta ondan da biraz yukarıda olmak gerekir. Oyuncuları değerlendirir gibi âlimleri değerlendirmeye kalkışmak tam anlamı ile bir cahillik örneğidir. Çok kitap yazmış olmak, sosyal medyada çok mesaj yayınlamış olmak, çok konuşma yapmış olmak gibi belirtiler üzerinden Peygamber aleyhisselamın varisleri arasında değerlendirme yapmak bu ümmetin değerleri ile oynamak sonucuna götürecektir. Bu bir kayma ve kaymayı meşrulaştırma sonucuna sürükleyebilir maazallah. Gayesi Allah’ın rızasını kazanıp cennete girmek olan bir mü'min böyle bir uğraşıyı kendisine uygun bulmamalıdır.

Hocam, her hoca aynı ilmi okumuyor mu? Neden bazı hocalar bazı konuları anlamıyo

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.