Fetva Meclisi
Soru
ZENB (zünûb) ve SEYYİE (seyyiât) arasında bir fark var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Aradaki fark, kişinin ihlasına göre değişir. Herkesin ecri ihlasına göredir.
Günah işlemek bir günahtır. Günahı teşhir etmek de bir günahtır. Günahtan tevbe ederek kurtulunduğuna göre günahı teşhir günahından da tevbe ile kurtulmak mümkündür. Bunun tevbesinin şartı da onu bir daha tekrarlamamaktır.
A'raf vardır, sahih bilgilerle sabittir. A'raf, cennet ile cehennem arasındaki bir yer adıdır. İyilikleri ile kötülükleri denk gelenlerin orada bekletileceği ile ilgili bilgi de A'raf hakkındaki farklı bilgilerin en sağlıklısıdır. Şunu tespit edebiliriz: Bizzat Peygamber aleyhisselam tarafından ayrıntısı bildirilmeyen pek çok konuda farklı görüşler, tahminler yürütülmüş olabilir. Bunların bir itikad konusu gibi görülmeleri doğru olmaz. Bu meselede de geniş açıklamalar yoktur. Bildiğimiz gayet sınırlıdır. Şunu da ilave edebiliriz: Orada bekletilenlerin sonunda cennete konacakları bilgisi de elimizde mevcuttur. Bu tür meselelerde ileri geri teori yürütme yerine kendimizi cennet dışındaki bütün ihtimallerden kurtarma gayreti içinde olmamız daha doğru ve akıllıca bir tutum olur. Rabbim yardımcımız olsun.
Bu hadis hiç yoktur diyelim; faiz basit bir günah mı olacak? Bu sorunun cevabından sonra meseleyi ele alabiliriz: Bu hadis, İbni Mace ve Taberanî gibi kitaplarımızda mevcuttur. Hadisin sahih olduğunu söyleyen de bulunduğu gibi aksini söyleyen de vardır. Buharî'deki bir hadis düzeyinde sahih olmadığı açıktır. Yalnız mevzû değildir. Peygamber aleyhisselam efendimizin günahları birbirine kıyaslamadığı ile alakalı söz ise ispatı zor bir iddiadır. Netice olarak ortada şu hakikatler vardır: - Bu hadis zinanın hafif bir günah olmasını gerektirmiyor. Ortadaki mesele faizin zinayla kıyaslanabilecek çapta ağır bir günah olmasıdır. - Hadis sahih olsa da olmasa da Kur'an'ımızın faizle ilgili hükümleri açıktır. Binaenaleyh meselenin tartışılmayı gerektirecek bir yönü yoktur. Allah yardımcımız olsun.
Haram günah, isyan, yasak, çirkinlik, seyyie, fahişe, sakınca, yasak gibi kelimelerle ifade edilebilir. Haram, Allah’ın yasak ettiği şey demektir ama haramdan harama derecelendirme farkı da vardır. Kumar da bir haramdır insan öldürmek de bir haramdır. İkisi arasında ise büyük bir fark vardır. Haramlar hakkındaki bu bilgiyi kısaca şöyle derleyebiliriz: Bir şeyin bizzat kendisi haram olabileceği gibi dolaylı bir nedenle de haram olabilir. Mesela çalınarak elde edilen bir ekmek aslında haram bir şey değildir aksine helaldir ama elde edilme yöntemi itibariyle haramdır deriz. Öte yandan alkol, helal para ile bile alınmış olsa aslı haram olduğu için ona bizzat haram deriz. Neticede ikisi de haramdır ama haramlık vasıfları farklıdır. Dinimiz haramlar arasında bir sıralama yapmıştır. Günah ve büyük günah tasnifi yapmıştır. Allah’a şirk koşmak en büyük günahtır. İnsan öldürmek, zina ve faiz onun ardından gelir. Peygamber aleyhisselam efendimiz, “yedi büyük” günah diye bir tasnif yapmıştır. Kişinin niyetine, tavrına, konumuna, tepkisine göre haramlar farklılık gösterebilir. Örnek olarak şunlara bakabiliriz: Namazı kasten terk edenle tembellikten terk edenin günahları aynı değildir. Zekâtı cimrilikten vermeyenle zekâtı benimseyemediği için vermeyenin akıbeti aynı değildir. Aç kaldığı için çalanla çalmayı meslek edindiği için çalan aynı değildir. Akraba ile zina etmekle dışarıdaki ile zina etmek ikisi de çirkin bir haram olsa da aynı değildir. Cana kıymak ile hakaret etmek aynı değildir. Ramazan ayında oruç yemekle Ramazan dışında oruç yemek aynı değildir. Mekke hareminde haram işlemekle başka yerde işlemek aynı değildir. Haramı insanların gözü önünde işlemekle gizli işlemek ikisi de haram olsa da aynı değildir. Günahlara ve haramlara karşı hassasiyetin gitgide azaldığı bir dünyada böyle bir sıralama anlamını yitiriyor olsa da gerçek böyledir.
Namazın nafile veya farz olması sehiv secdesi açısından aynıdır. Namazın içindeki sünnet olan amellerden birinin terki için sehvi secdesi gerekmez.
alim konusundaki diğer fetvalar
“Hoca” sözcüğünün ifade ettiği anlam daha çok “din görevlisi” ifadesi ile örtüşmektedir. Siz özellikle hoca sözcüğünün değil “âlim” sözcüğünün ifade ettiği anlam üzerinde değerlendirme yapmalısınız. Önce bunu düzeltelim. Daha sonra da şunu bilmekte yarar olacaktır: Âlimler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin varisleridir yani onun dinini ve davasını kıyamete kadar taşıyacak emanetçileridirler. Âlimlere bu gözle bakmak ve bu saygınlıkla değerlendirmek gerekir. Âlim bir insandır. Asla melek değildir. İnsanlıkla alakalı sınırlar ve sorunlar onun için de geçerlidir. Elbette beynini dolduran ilim ve işgal ettiği makam onu farklı kılacaktır ama asla insan olmanın ötesine götürmeyecektir. Âlimler arasında bir derece ve birikim farkı olması tabiidir. Zira onlar insandır neticede. Hepsinin aynı düzeyde olması beklenemez. Peygamberler arasında bile bir derece farklılığı vardır. Âlimlerin hangisinin değerinin ne olduğu gibi bir ölçme asla yapılamaz. Bunu sadece Allah Teâlâ bilebilir. Âlimin ilmi beşeri ölçülerle ölçülebilir ama fazileti ölçülemez. Âlimin/âlimlerin ilmî birikimleri, ümmete katkısı ise ölçülebilir ama bu ölçme sıradan Müslümanların işi değildir. Bir âlimi değerlendirebilmek için en az o âlim kadar olmak hatta ondan da biraz yukarıda olmak gerekir. Oyuncuları değerlendirir gibi âlimleri değerlendirmeye kalkışmak tam anlamı ile bir cahillik örneğidir. Çok kitap yazmış olmak, sosyal medyada çok mesaj yayınlamış olmak, çok konuşma yapmış olmak gibi belirtiler üzerinden Peygamber aleyhisselamın varisleri arasında değerlendirme yapmak bu ümmetin değerleri ile oynamak sonucuna götürecektir. Bu bir kayma ve kaymayı meşrulaştırma sonucuna sürükleyebilir maazallah. Gayesi Allah’ın rızasını kazanıp cennete girmek olan bir mü'min böyle bir uğraşıyı kendisine uygun bulmamalıdır.
Hocalar ve âlimler de insandır, makamları büyük ve yüksek de olsa onlar da diğer insanlar gibidirler neticede. Hata edebilirler, yanlışları olabilir. Bunu abartmamak gerekir. Hocalar ve âlimler tenkit edilemez diye bir kural yoktur ama bu bir çocuk oyuncağı ve kahve muhabbeti düzeyine de indirilemez. Şu hakikatleri bilmemiz gerekiyor: Bir Müslüman’ın arkasından konuşmak gıybettir veya iftiradır ya da hak zayiini gidermektir. Bir Müslüman’ın arkasından konuşulurken veya yazılırken gıybet ya da iftira yapılıyorsa haram işleniyor demektir. Hak yerine getiriliyorsa veya hak aranıyorsa mesele yoktur. Bu durumu hoca/âlim hakkında uyguladığımızda ise daha da hassas olunması gerektiği anlaşılacaktır. Hocanın arkasından gıybet/iftira yapılıyorsa bu bir afettir. Çünkü sıradan bir insanın gıybeti haram iken insanlara din öğreten Peygamber aleyhisselamın vekili biri için bu yapıldığında ağırlık daha da çoğalacaktır muhakkak. Hayır durum, hakkı aramak veya yanlışı düzeltmek ise bunu yapan kimdir? Âlimden daha âlim biri olmadıkça oynanan futbol maçında ıslık çalan seyircinin yaptığını yapmış olacaktır Müslüman. Bu bir zayiattır. Allah muhafaza buyursun. Âmin. Hocalar/âlimler belki hak etmiyor, beceremiyor olsalar da bu ümmetin birliğini ve gücünü temsil etmektedirler. Onların yıpratılması, eskitilmesi onlardan önce ümmete zarar verecektir. Bu da unutulmamalıdır. İkaz edilmeleri gerekiyorsa bu özelden yapılabilir. Toplum içinde yankı bulan her yanlış, her dedikodu insanların dinden biraz daha uzaklaşmaları, yanlışın biraz daha yayılması demek olacaktır. Bu da Müslüman’ı asla mutlu etmez/edemez. Bu ümmetten bir mü'min, bu ümmetten olmayanlara hizmet edecek bir işi yapmaz, yaparsa yarın Allah’ın huzurunda hesap verirken zorlanır.
Bazı insanlar eksi peşinde olmayı bir iş bellemiş oluyorlar. Birilerinin hatalarını bulmak şeklinde bir ibadet yoktur. Hepimiz iyiyi bulup yaymakla yükümlüyüz. Hocalar da insan olarak hata edebilirler. Hatalarını taklit edecek değiliz şüphesiz. Körü körüne bir hocayı veya âlimi sevemeyiz ama elimizde bir elekle âlimleri eleyecek de değiliz. Arkadaşınızla tartışmayın. Bu konulara girdikçe ondan uzaklaşacağınızı hissettirin. Böylece kendinizi gereksiz bir sıkıntıdan kurtarmış olursunuz. Onu hiçbir şekilde de ikna edebilecek değilsiniz, boşuna emek vermeyin.
Böyle bir tespit hatalı sonuca götürür. Şeyh veya âlim, insanların örnek almaları için vardır zaten. O yapıyor diye yapmayı bu açıdan ele alabiliriz. Bu da iyi bir göstergedir. Onun gözüne girmek gibi bir iş ise ona ibadet demek zordur.
Kur'an’ımızda bir tek kelime, harf fazlalığı veya azlığı iddiası yoktur. Elhamdülillah eksiksiz olarak elimizdedir. Sadece bazı âyetlerin bitiş noktası ile bir sonraki âyetin başlangıç noktasında âlimler arasında farklı içtihatlara neden olduğu için âyet sayısı sanki farklı imiş gibi anlaşılmaktadır. Mesela İhlas suresi dört ayettir. Bazı âlimler İhlas suresini beş âyet olarak beyan etmişlerdir. Bunun nedeni de ortada لم يلد ولم يولد ayetinin bir âyet mi yoksa birinci kelime bir âyet ikinci kelime bir âyet mi olduğu konusundaki görüş farklılığından kaynaklanır. Osman bin Affan radıyallahu anh zamanında yazılan Mushaflarda bugünkü gibi âyet başlangıçları ayrı yazılmamıştı. Daha sonraki dönemlerde bugünkü âyet başı ve sonu farklı işaretlerle tespit edildi. Gerçekte bir âyet fazlalığı veya azlığı söz konusu değildir.
İşlerimiz MASLAHAT veya MEFSEDET olmak üzere iki çeşittir. İyi ve kötü bu anlamı yansıtıyor. Başka bir ifade ile faydalı ve faydasız da denebilir. Fetva verilirken de maslahat neyi gerektiriyorsa ona göre fetva verilir. Bazı durumlarda fetva veren müftü maslahat ile mefsedeti dengeleyemeyebilir. Şöyle örneklendirebiliriz sizin için: İkisi de maslahat yani Müslüman için uygun olan bir şeyin birini alıp diğerini bırakmak gerekebilir. Bu durumda daha üstün ve uygun olanı tercih edilir. Fetva da ona göre verilir. Farz ve nafilenin bir araya gelmesi, farzı ayın ile farzı kifayenin bir araya gelmesi böyledir. Aileye yapılacak harcama ile farzı ayın olmayan cihada yapılacak harcama böyledir. Bir başka durumda iki kötüden biri alınmak zorunda kalınır, alternatif yoktur. Bu durumda da kötülüğü daha az olan tercih edilir. Fetva ona göre verilir. Hicret etmeye mecbur kalmış bir kadının beraberinde mahremi olmadan hicret yolculuğuna çıkması bunun örneği olarak alınabilir. Farklı bir örnek de iyi ile kötü arasında bir tercih yapmanın mümkün olmadığı yani farklı tutulamayacakları durum oluşur. İyi olanı yapsan da kötü olanın içinde olman gerekir gibi bir durumdur bu. Kötüyü terk ederken iyi de bırakılmış olabilir. Meşhur bir örnek olarak ölmemek için domuz etinden yemek gibi bir durum anlaşılabilir. Görülüyor ki fetva verilirken bir dengeleme yapılmaya çalışılmaktadır. Buna fıkıh dilinde MUVAZENE adı verilir. Mesela haram dediğimizde tek bir kavramı konuşuyoruz ama haramlar arasında da bir sıralama ve ağırlık farklılığı bulunmaktadır. İnsan öldürmek de haramdır insanın malını çalmak da. İkisi arasında ağırlık farkı vardır. Fetva verilecekken de bu farklılık gözetilir. Şüphesiz böyle bir tercih asla keyfi isteklere, beklentilere göre yapılmıyor. Neyin nerede nasıl tercih edileceği fıkıh âlimlerinin üzerinde yıllarca ilim tahsili yaparak öğrendikleri bir branştır.