İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hocam Kur'an’da kaç âyet vardır sorusu neden farklı cevaplandırılıyor? Kur'an’da fazlalık veya bazılarına göre az mı ayeti var? Ayrıca böyle bir tartışma eski âlimler arasında da varmış neden?

Cevap

Kur'an’ımızda bir tek kelime, harf fazlalığı veya azlığı iddiası yoktur. Elhamdülillah eksiksiz olarak elimizdedir. Sadece bazı âyetlerin bitiş noktası ile bir sonraki âyetin başlangıç noktasında âlimler arasında farklı içtihatlara neden olduğu için âyet sayısı sanki farklı imiş gibi anlaşılmaktadır. Mesela İhlas suresi dört ayettir. Bazı âlimler İhlas suresini beş âyet olarak beyan etmişlerdir. Bunun nedeni de ortada لم يلد ولم يولد ayetinin bir âyet mi yoksa birinci kelime bir âyet ikinci kelime bir âyet mi olduğu konusundaki görüş farklılığından kaynaklanır. Osman bin Affan radıyallahu anh zamanında yazılan Mushaflarda bugünkü gibi âyet başlangıçları ayrı yazılmamıştı. Daha sonraki dönemlerde bugünkü âyet başı ve sonu farklı işaretlerle tespit edildi. Gerçekte bir âyet fazlalığı veya azlığı söz konusu değildir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur’ân sûrelerini oluşturan başı ve sonu belli olan harf, kelime, cümle veya cümlelere âyet denilmektedir. Hz. Peygamber’den (s.a.s.) günümüze kadar yazılan bütün Kur’ân-ı Kerîmler aynı olup hiçbir değişikliğe uğramadan gelmiştir. Bununla birlikte Kur’ân-ı Kerîm’de, hicrî ilk asrın ikinci yarısına kadar nokta, hareke ve vakıf (durak) işaretleri bulunmamaktaydı. Daha sonraki süreçte ise Hz. Peygamber’den nakledilen okuyuş esas alınarak harflere noktalama ve harekeleme yapılmış; âyet sonlarına vakıf işaretleri ve âyet numaraları konulmuştur. Sûre başlarındaki besmelenin sûreye dâhil bir âyet olup olmaması, “hurûf-ı mukattaa”nın müstakil bir âyet sayılıp sayılmaması ve az sayıdaki bazı âyetlerin başlangıç ve bitiş yerleri hakkında farklı görüşlerin bulunması sebebiyle Kur’ân-ı Kerîm’deki toplam âyet sayısı konusunda 6204, 6214, 6219, 6225, 6236 gibi kısmi görüş farklılıkları olmuştur. Ayrıca hakkında müşahhas bir tespit olmamakla birlikte yaklaşık olarak verilmiş bulunan 6666 sayısı söylem olarak yaygınlık kazanmıştır. Ancak asırlardan beri yazılan Mushaflardaki hâliyle toplam âyet sayısı, 6236’dır. Görüldüğü gibi âyet sayılarının farklı tespiti, yukarıdaki gerekçelerden kaynaklanmakta olup Kur’ân metninde fazlalık veya eksiklik olduğu anlamına gelmemektedir.

Kur’an-ı Kerim’de kaç âyet bulunmaktadır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu anlattığınız tarzda bir erkek ile bir Müslüman kadının nikâhlı olması mümkün değildir. Gereğini yapmanız gerekir.

9 yıllık evliyim ve iki erkek evladım var. Eşimin son iki yıldır itikadı bozuldu
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

'Hükmü düşen ayet' deyimi kullanılan bir deyim değildir. Onun yerine NASİH/MENSUH deyimi kullanılmaktadır. Bu da şöyledir: Bildiğiniz gibi Kur'an-ı Kerim yirmi üç yıllık bir zaman diliminde indi. İnişi de bazen Mekke veya Medine'de geçen olaylarla bağlantılı oldu. Allah Teala, kendisinin bildiği bir hikmetinden ötürü, bir dönem uygulanan ayetlerdeki hükümleri bir zaman sonra başka ayetlerle değiştirdi. İlk veya sonra inen her iki ayet de Kur'an'a dahildir. Kur'an'da şu anda bulunmayan bir ayet bizim için zaten 'ayet' değildir. Ulema arasında hangi ayetin hangi ayeti kaldırdığı konusunda tam bir görüş birliği yoktur. Netice de de bu tür ayetler Kur'an'da parmakla sayılacak kadar azdır.

Hocam bir arkadaş meclisinde konuşup tartışırken konu, Allah'ın hükmü düşen ayet
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir kere şunu kati bilgi olarak kavramalısınız: Bu ümmetin âlimleri bir şeye yasak veya serbest derken bunu kendi kanaatleri ya da toplumun beklentilerine cevap vermek için yapmazlar. Âlimlerin dine ilave yapma veya kısma hakları yoktur. Din Allah’ındır. Allah ne diledi ise dinde o vardır. Âlimler, Kur'an ve hadislerde gördüklerini bize aktarırlar. O iki kaynakta yoksa onlardakilere benzeyenler üzerinden bize cevaplar verirler. Bu da yine Kur'an ve hadis ekseninde yürüyen bir çizgide oluşan kurallarla yapılmaktadır. Aile içi yasaklardan söz ederken kitabımızda şu yasaklar hemen göze çarpacaktır: 1. İbadet esnasında cinsel ilişki yasağı özellikle de i’tikâf ve hac ibadetinde, 2. Kadının aybaşı durumunda ilişki yasağı, 3. Ters ilişki yasağı, 4. Erkeğin zıhar yapması, eşine zulmetmesi, talak hakkını zulme çevirmesi, iddet beklerken kadını evden uzaklaştırması, kadının asilik yapması, rahmindeki çocuk konusunda bilgi gizlemesi, iddet döneminde evlenmesi gibi konular kitabımızda geçmektedir.

Hocam, Kur'an’da evlilikle alakalı yasaklardan söz ediliyor mu yoksa âlimler mi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur'an'ımız hep günceldi, güncellenmesi gereken bir bölümü yoktur. O ayetler, Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme ilk iman eden nesle ve yakın ailesine hitap etmektedir. Bu birinci noktadır. İkinci nokta ise şudur: O ayetlere muhatap olanlar neticede KUL idiler. Kul da hata edebilir kimliğin sahibidir. O ilk muhatap olanlardan hata eden oldu, etmeyen oldu. Ayetler onlara genel olarak hitap etti. Üçüncü nokta da şudur: Onlar KUL idi. Bu hitaba muhatap oldular. Kıyamete kadar KUL ortak paydasından onlarla buluşan herkes bu ayetleri kendine hitap ediyor bulacaktır, bulmak zorundadır.

Hocam “Biliniz ki içinizde Allah’ın Resûlü vardır...” (Hucurat 7) ve “Ey peygamb
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir gurubun ağır bir hatası üzerine önceden de yapmış olduğu her şeyi kötü veya düşmanca saymak makul değildir. Hataya hata, iyiye iyi demek mü'min karakteridir. Kâfirlerin bile iyi olan taraflarını yok kabul etmek bize uygun değildir. Mevzubahis ayetin kadim tefsirlerinde ‘ehl-i kitap alimleri’ ifadesi vardır. O ayetin mealine aykırı değildir bu yorum. Onlar da eski eserlerden bunu almışlardır. Hamdi Yazır’ın tercihine uygun olup olmaması başka bir meseledir ama o yorum sıfır doğru bir yorum değildir. O ve benzeri tahrifatı yapıp yapmayacakları ise ortadadır. Bu sebeple dikkatli olmak, onlara ait eserlerden uzak kalmak doğru olur zannederim.

Değerli Hocam, biz iki arkadaş olarak hem medyada mevcut olan hem de kendi araşt

alim konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İşlerimiz MASLAHAT veya MEFSEDET olmak üzere iki çeşittir. İyi ve kötü bu anlamı yansıtıyor. Başka bir ifade ile faydalı ve faydasız da denebilir. Fetva verilirken de maslahat neyi gerektiriyorsa ona göre fetva verilir. Bazı durumlarda fetva veren müftü maslahat ile mefsedeti dengeleyemeyebilir. Şöyle örneklendirebiliriz sizin için: İkisi de maslahat yani Müslüman için uygun olan bir şeyin birini alıp diğerini bırakmak gerekebilir. Bu durumda daha üstün ve uygun olanı tercih edilir. Fetva da ona göre verilir. Farz ve nafilenin bir araya gelmesi, farzı ayın ile farzı kifayenin bir araya gelmesi böyledir. Aileye yapılacak harcama ile farzı ayın olmayan cihada yapılacak harcama böyledir. Bir başka durumda iki kötüden biri alınmak zorunda kalınır, alternatif yoktur. Bu durumda da kötülüğü daha az olan tercih edilir. Fetva ona göre verilir. Hicret etmeye mecbur kalmış bir kadının beraberinde mahremi olmadan hicret yolculuğuna çıkması bunun örneği olarak alınabilir. Farklı bir örnek de iyi ile kötü arasında bir tercih yapmanın mümkün olmadığı yani farklı tutulamayacakları durum oluşur. İyi olanı yapsan da kötü olanın içinde olman gerekir gibi bir durumdur bu. Kötüyü terk ederken iyi de bırakılmış olabilir. Meşhur bir örnek olarak ölmemek için domuz etinden yemek gibi bir durum anlaşılabilir. Görülüyor ki fetva verilirken bir dengeleme yapılmaya çalışılmaktadır. Buna fıkıh dilinde MUVAZENE adı verilir. Mesela haram dediğimizde tek bir kavramı konuşuyoruz ama haramlar arasında da bir sıralama ve ağırlık farklılığı bulunmaktadır. İnsan öldürmek de haramdır insanın malını çalmak da. İkisi arasında ağırlık farkı vardır. Fetva verilecekken de bu farklılık gözetilir. Şüphesiz böyle bir tercih asla keyfi isteklere, beklentilere göre yapılmıyor. Neyin nerede nasıl tercih edileceği fıkıh âlimlerinin üzerinde yıllarca ilim tahsili yaparak öğrendikleri bir branştır.

Hocam diyorlar ki hocalar, iyi ile iyi olmayan arasında dengeleme yaparak fetva
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, haklısınız, yaşadığımız çağın sıkıntıları arasında bu da bir sıkıntıdır. Gitgide kâğıt kullanımı azalıyor olsa da biiznillah Kur'an tilavetimiz için Mushaflar camilerimizi, evlerimizi ve medreselerimizi doldurmaktadır. En çok basılan matbuat arasında Kur'an-ı Kerim ilk sırayı alıyordur zannederiz. Elhamdülillah. Bu konuda sizin sorunuz üzerine kısa bir inceleme yaparak âlimlerimizin en son neleri konuştuklarını tespit etmeye çalıştık. Elde ettiğimiz bilgileri sizinle paylaşabiliriz: Hanefi mezhebi fukahasına göre Kur'an ayetlerinin yazılı olduğu kitaba MUSHAF denmiştir. Mushaf adı kullanıldığında âyetlerin yazılı olduğu bölüm, sayfa kenarlarında kalan beyaz boş alanlar, kitap görüntüsünün oluşması için yapılmış olan cilt ve cilde yapışık olan diğer aksesuar hepsi Mushaf kavramı içine dâhil olmaktadır. Mushaf ile ilgili mesela abdestli tutmak ve benzeri bir hüküm konuşulurken bütün bu ayrıntılar kastedilmektedir. Mushaf makul ve dinen kabul edilebilir bir nedenle imha edilebilir. Fukahanın bu konuda ittifakı olduğunu söyleyebiliriz. Buradaki makul neden okunamayacak kadar eskimiş olma, ciltlenemeyecek kadar yırtılmış olma, yazısının silinmesi gibi nedenlerdir. Mobilya değiştirmedeki düzeyde bir neden için Mushaf’a imha etme ruhsatı oluşturulamaz. Bu anlamda makul olmayan bir nedenle Mushaf’ı imha etmek haram görülmüştür. Çünkü Kur'an’a tazim farzdır. Âlimler eskiyen ve kullanılamaz olan Mushafları defnetmeyi caiz görmüşlerdir. Bu konudaki defnetme şöyledir: Temiz ve ayak basılmayacak bir toprağa mümkün olduğu kadar derin kazılarak gömülür ve üstü örtülür. Ulemanın büyük bölümü ve muasır âlimler bu yöntemi caiz görmüşlerdir. Özellikle şehirlerde bu yöntemin uygulanabilirliği gitgide zorlaştığı için ikinci bir yöntem arayışı söz konusudur. Mushaf mümkün olur da yıkanarak ayetler kâğıt veya yazılı olduğu nesne üzerinden giderilirse bu yöntem de caiz olur. Bir başka yöntem de yakarak imha etmektir. Bu yöntemi Hanefi mezhebi fukahası uygun bulmamışlardır. Mushaf’ı parçalayarak imha etme yöntemi de araştırılmış ama Hanefi fukahası başta olmak üzere bu yöntem sakıncalı bulunmuştur. Bu parçalamada bazı âyet veya kelimelerin okunabilir oranda kalacağı riskinden bu sakıncalı bulunmuş olabilir. Çağdaş bir yöntem olarak kâğıt mikseri denebilecek bir alet ile çok küçük parçalara (adeta ağaç talaşına benzer bir şekilde) bölünmesi ile oluşacak imha yöntemi bazı muasır âlimlerce caiz görülmüştür. Kanaatimiz o dur ki, bu yöntem bu yaşam tarzı içinde en az sakıncalı yöntemdir. Bu yöntem bir nevi yakma gibi sonuç getirmektedir. Tek bir kelime bile hatta harf bile anlaşılacak şekliyle kalmamaktadır. Mushaf’ın dönüşüm sistemi ile imha edilmesi de yeni bir sistem olarak düşünülebilmektedir. Bu dönüşüm sistemi özellikle dikkat edilmediğinde ya da özellikle Mushaf için oluşturulmadığında Kur'an’a tazim bakımından sıkıntılı durmaktadır. Atık kâğıtlar çöp mantığı ile bir yerde toplanmakta ve çöp mantığı ile fabrikalara götürülüp yeni bir kâğıda dönüştürülmektedir. Bu noktada haramlık olduğu gayet açıktır. Böyle bir işlem Mushaf için yapılamaz. Eğer Mushaflar için özel bir sistem oluşturulabilir ve diğer çöp nitelikli kâğıtlarla ya da muhtevası benimsenemez kâğıtlarla aynı anda harmanlanmaz ise caiz olabilir. Bu da uygulanabilirliği en azından çok zor görülmektedir. Allah yardımcımız olsun.

Hocam çocuklarıma Kur'an okumayı öğretirken bir şey dikkatimi çekti. Çocukların
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Böyle bir tespit hatalı sonuca götürür. Şeyh veya âlim, insanların örnek almaları için vardır zaten. O yapıyor diye yapmayı bu açıdan ele alabiliriz. Bu da iyi bir göstergedir. Onun gözüne girmek gibi bir iş ise ona ibadet demek zordur.

Hocam bir şeyhin müritlerinin sırf şeyhi o nafile ibadeti yapıyor diye farz/sünn
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İki türlü de olabilir; birilerinin kayıp gitmesi, birilerinin de kalması için olabilir. Zira hiçbir belge herkes için ortak belge olmaz. Bu tür konularda nihai doğrulamayı sağlamak mümkün değildir. Bu bir imtihandır, ebedi cehennemden kurtuluş veya ebedi kalış noktasında herkes imtihan olacak, başka çaremiz olmaz. Allah Teâlâ akıbetimizi hayretsin, imanımızı muhafaza buyursun. Bizi, ailemizi ve bütün mü’min kardeşlerimizi kalp kaymasından korusun.

Hocam “Tevbe suresinin son kısmını Ebu Huzeyme el-Ensari'nin yanında buldum. Bu
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sevgili kardeşim, ben bir âlim değilim ne yazık ki. Beni âlim olarak görme. Buradaki nakilden maksat, sözün sahibini yok kabul edip kendine mal ederek konuşmaktır. Ağırlığı olan, mesuliyet gerektiren sözler için geçerli olur bu. Sıradan her sözü sahibine mal etmek gerekmez. Allah yardımcımız olsun. Size dua ederiz.

Hocam internet fıkhı dersinizde, bir mü'min konuşurken veya yazarken bir âlimin
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Her iki kelime de Allah’a karşı işlenmiş hatalar anlamında kullanılmaktadır. Zenb (günah) için büyük günahlar, seyyie için ise küçük günahlar kastedilir diyen âlimlerimiz vardır. Bazı âlimler de zenb ifadesini Allah’a karşı işlenen günahlar için, seyyie ifadesini de kul hakları ihtiva eden günahlar için kullanmışlardır. Neticede her iki kelimeyi de Türkçedeki GÜNAH ifadesi ile açıklayabiliriz.

ZENB (zünûb) ve SEYYİE (seyyiât) arasında bir fark var mıdır?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.