Fetva Meclisi
Soru
Hocam çocuklarıma Kur'an okumayı öğretirken bir şey dikkatimi çekti. Çocukların okudukları Mushaflar çok eskiyor. Hem istifade edilmesi zor oluyor hem Kur'an’a saygı bakımından bulundurulması sıkıntı oluyor. Cilt kaplatmak istedim, yapacak birini bulamadım. Ne tavsiye edersiniz, kâğıt hamuru yapan yerlere verilebilir mi? Sitenizde yakarak imha etmeyi tavsiye ediyorsunuz, şehirde yakmak kolay olmuyor, çevre kirliliği ve tehlike de söz konusu, soba olmayan evlerde yaşıyoruz. Modern yöntemler kullanamaz mıyız? Şimdiden teşekkür ederim.
Cevap
Benzer fetvalar
Önce şunu düzeltelim: Siz EVİMDE BİR MUSHAF VAR demek istediniz. Kur'an, Allah’ın indirdiği ayetlerin adıdır. Onun kâğıda yazılıp kitap gibi basılmış şekline MUSHAF denir. Evet, eskiyen Mushafların ne yapılacağı konusu eskiden beri merak edilir. Kadim âlimlerimiz, temiz ayak basılmayacak bir yere defnedilmesini tavsiye etmişlerdir. Şu anda pek çok mü'min öyle bir yer bulmakta zorlanacaktır. Artık bulundurulamaz, saklanmasında (okunamayacağı için) fayda kalmamış Mushafları ve âyet hadis yazılı kitapları, kâğıt parçalarını yakıp külünü temiz bir yere gömmek de caiz görülen uygulamalardandır. Yapabilirsiniz.
Evet, dünya, ahirete doğru yaklaştıkça insanın elindeki nimetler de çoğaldı ve garipleşti. İki asır öncesinden biri dirilip dünyayı seyretse burası neresidir diye şaşırabileceği kadar farklı bir zamana geldik. Allah Teâlâ hepimizi sabit iman ve sarsılmaz kalp sahibi yapsın. Teknolojinin getirdikleri arasında cep telefonları, yoğun alaka ve kullanım bakımından ilk sırayı almaktadır, bilim adamından okuma yazması olmayana kadar herkese hitap edebilmektedir. Telefon ekranları ve bilgisayarlar üzerinde Kur'an’ımızın yüklenmesi ve kullanılmasının faydaları ve sakıncaları olabileceğini not ederek, abdestsiz bir şekilde Kur'an yüklü bir cep telefonuna temas edilip edilemeyeceği konusunda ulemanın çalışmalarını özetlemeden önce şunu tespit etmeliyiz: Henüz on yılını yeni doldurmuş böyle bir gelişme için ulemanın hassas incelemelerinin devam ediyor olacağını bilmeliyiz. Bir başka önemli çizgi de şudur: Sonuç ne olursa olsun bizim Kur'an’ımıza hürmet olacak tavrı tercih etmemiz takvaya uygun olandır. Bu da ne olursa olsun abdestli tutmanın mantıklı olması anlamına gelir. Bir fıkıh hükmü olarak ise meseleyi farklı inceleyebiliriz. Bu konuda âlimler farklı görüşler belirtmişlerdir: Kur'an yüklenen cihazlar MUSHAF SAYILMAZ. Mushaf’ı abdestsiz tutulmayacağı kuralı bunlar için geçerli değildir. Mushaf’ta görülen yazı ve elle tutulur, gözle görülür nesne bunlarda yoktur. Bu konuda cihaz kapalı ve içinde Kur'an yüklü ya da açılmış ekrana taşınmış Kur'an olma/olmama durumu aynıdır. Buna göre bu cihazla tuvalete girmenin de sakıncası yoktur. Kur'an yüklenmiş cihaz, o hâliyle Mushaf gibi hürmet görmesi gerekmez. Açılıp Kur'an ekrana taşındığında görünen Kur'an kelimeleri abdestli tutulmalıdır. Bu cihazdaki Kur’an, Mushaf’ın konduğu bir koliye benzemektedir. İçinde Mushaf bulunan bir koliyi abdestsiz taşıyabildiğimiz gibi bunda da tutulur. İçinde her şey var, bunlardan biri de Mushaf’tır/Kur'an’dır. Kur'an yüklenmiş bir bilgisayar veya telefon kapalıyken abdestsiz tutulabilir. Kur'an ekrana taşındığında ise cihaz abdestsiz tutulmamalıdır. Sadece Kur'an için üretilmiş ve içinde Kur'an’dan başka bir şey bulunmayan cihazlara ise Mushaf gibi muamele edilmelidir. Şu ana kadar yapılan çalışmalarda gelinen nokta budur. Şüphesiz âlimler incelemeye ve görüşlerini tartışmaya devam edeceklerdir. Mü'minlere düşen, olabildiğince en takvalı görüşle amel etmeleridir.
Kur’ân-ı Kerîm, ilahi kelâm olduğu için ona karşı hürmetsizlik anlamına gelecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınılması gerekir. Bu itibarla eski ve yıpranmış olan Mushafların, lafza-ı celâlin (Allah lafzının) veya âyetlerin yazılı olduğu kitapların ve sayfaların imhasında da saygısızlık olarak değerlendirilebilecek davranışlardan uzak durulmalıdır. Hanefî ve Hanbelî âlimler eskimiş, yıpranmış veya okunamayacak hâlde olan Mushafları ya da Allah lafzının ve Kur’ân âyetlerinin yazılı olduğu kâğıtları ve kitapları toprağa gömmek gerektiğini belirtmişlerdir. (Haskefî, ed-Dürrü’l-muhtâr, 30; İbn Teymiyye, Mecmû‘u’l-fetâvâ, 12/599; Buhûtî, Keşşâf, 1/137) Diğer bazı âlimler ise istifade imkânı kalmamış olan Mushafların, Hz. Osman’ın uygulamalarından hareketle Kur'ân'ın hürmetine uygun bir şekilde yakılabileceği görüşündedirler. (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân, 3 [4987]; Beyhakî, Şu‘abü’l-Îmân, 3/154; Zerkeşî, el-Burhân, 2/106; Süyûtî, el-İtkân, 2258) Bu yöntemlerin yanı sıra günümüzde Mushaflar, Kur'ân-ı Kerîm’in saygınlığına halel gelmeyecek şekilde geri dönüşüme gönderilebilir. Bu itibarla Diyanet İşleri Başkanlığının uygun göreceği bir usûlle geri dönüşümde değerlendirilmek üzere Mushaflar, cami görevlilerine veya müftülüklere teslim edilebilir.
Kur'an’ımız, yakın zamana kadar sadece kâğıt üzerine yazılıyor ve kâğıttan okunuyordu. Elhamdülillah bugün dijital/elektronik ortamlarda da bulunmaktadır. Bunu bir nimet olarak kabul ederiz ve Rabbimize şükrederiz. Önemli olan Kur'an’ımızı tazim ile okumaktır. Kâğıttan veya başka bir levhadan olması bu temel kuralı değiştirmez. Yalnız şunu da tespit etmemiz gerekiyor: a. Telefonlar, ona benzer cihazlar daha yoğun bir şekilde eğlence ve malayani için kullanılmaktadır. Bir elektronik cihaz görüldüğünde akla gelen malayani şeyler olmaktadır. Böyle bir ortamda Kur'an’a gösterilmesi gereken tazimde eksiklik yapılmamalıdır ki, ibadet değeri eksilmesin yaptığımız işin. b. Elektronik dünyanın hilesi basılı dünyanın hilesinden çok daha fazladır. Karşımıza “Mushaf” olarak çıkarılan şeyin ne kadar güvenli olduğu, hangi mutemet baskıyı esas aldığı gibi endişeler gayet ciddi endişelerdir. Buna da dikkat edilmelidir. Türkiye şartlarında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu tür hizmetleri güven açısından en iyi durumdadır. c. Belki insanlık bir zaman sonra kâğıdı tamamen kaldıracak bir teknolojiyi sürdürmektedir ama bizim Mushaflarımızı bütünüyle elektronik olana dönüştürmek için meraklı olmamamız gerekmektedir. İyi güzel hatta mükemmel bir nimet ama hilesine ve olumsuzluklarına karşı henüz hazır olmadığımızı zannediyoruz.
Bir kere senin bu durumu bağlı olduğun müftün ile görüşmen gerekir. Onun yönlendirmesi önemli. Ciltlettirilip tamir edilmesi mümkün olanı tamir ettir. Eski kitaplarımızda okunamaz duruma gelen Mushaf için temiz ayak basmaz bir yere gömülür denmekte idi. Şu anda böyle bir yer bulmakta zorlanılabilir. Onun yerine yakılıp külü temiz bir yere gömülebilir. Bu dönemde üretilmiş eski kâğıtları talaş haline getiren cihazlarda da itlaf edebilirsin. Bunları yaparken insanların gözü önünde yapmamanı tavsiye ederiz ki, yorumlayamayacakları şeylerden ötürü fitne üretmelerine sebep olmayasın.
Allah’a hamd olsun, teknoloji bir yandan insanın işini kolaylaştırırken bir yandan da dinimize ve dindarlığımıza hizmette kullanılabiliyor. Her ne kadar bu hususta çok geri kaldığımız söylenebilirse de şükürler olsun dikkat eden bir mü'min için bu aletlerden güzel hizmet alınabiliyor. Elbette cep telefonu içinde Mushaf yüklü olsa da bir Mushaf değildir ama mü'min mukaddesatına ne kadar hürmet ederse o kadar Rabbinin rızasını kazanır. Cep telefonunda Kur'an yüklü iken abdestli tutulup tutulmayacağı konusunda şunları söyleyebiliriz: - Cep telefonunu içinde ayetlerin de bulunduğu bir tefsire, dini kitaplara benzetebiliriz. Çünkü telefonun hafızasında Kur'an’dan başka pek çok şey daha vardır. Bu da dini kitaplara abdestsiz tutulabileceği fetvasına göre hareket etmemizi sağlar. Cep telefonunun içinde Kur'an ayetlerinin bulunması telefon cihazının kılıf gibi olmasını ortaya çıkarır. Bu durumda da abdestsiz tutulabilir. Cep telefonunun ekranında Kur'an okunabilecek şekilde hafızasındaki Mushaf açık iken abdestsiz tutulmamalı görüşü öne çıkarılabilir ki ihtiyat bakımından bu evla olandır. Yine de abdestsiz tutulamayacağını kati görüş olarak belirtemeyiz. Cep telefonu ile tuvalete girilmesi konusunda ise şunu tespit edebiliriz: Telefonun ekranı açık ve Mushaf görülüyorsa bunu caiz olamaz, saygısızlık bakımından en azından mekruh olur. Telefon kapalı iken ise cihazla tuvalete girilmesinin özellikle de güvenlik sorunu olan yerlerde sakıncası olmayacağını umarız. Kur'an ayetlerinden alarm veya zil sesi yapmanın caiz olmayacağını kati bir şekilde söyleyebiliriz. Cep telefonunu önüne koyup ona bakarak namazda zammısure okumak özellikle de farz namazlarda mekruhtur. Telefon veya benzeri bir cihazdan Kur'an okuruz ama ona okutup sevap beklememiz isabetli olmaz. Yine de telefon cihazından Kur'an dinlerken Kur'an dinleme edeplerine riayet edilmelidir.
alim konusundaki diğer fetvalar
İşlerimiz MASLAHAT veya MEFSEDET olmak üzere iki çeşittir. İyi ve kötü bu anlamı yansıtıyor. Başka bir ifade ile faydalı ve faydasız da denebilir. Fetva verilirken de maslahat neyi gerektiriyorsa ona göre fetva verilir. Bazı durumlarda fetva veren müftü maslahat ile mefsedeti dengeleyemeyebilir. Şöyle örneklendirebiliriz sizin için: İkisi de maslahat yani Müslüman için uygun olan bir şeyin birini alıp diğerini bırakmak gerekebilir. Bu durumda daha üstün ve uygun olanı tercih edilir. Fetva da ona göre verilir. Farz ve nafilenin bir araya gelmesi, farzı ayın ile farzı kifayenin bir araya gelmesi böyledir. Aileye yapılacak harcama ile farzı ayın olmayan cihada yapılacak harcama böyledir. Bir başka durumda iki kötüden biri alınmak zorunda kalınır, alternatif yoktur. Bu durumda da kötülüğü daha az olan tercih edilir. Fetva ona göre verilir. Hicret etmeye mecbur kalmış bir kadının beraberinde mahremi olmadan hicret yolculuğuna çıkması bunun örneği olarak alınabilir. Farklı bir örnek de iyi ile kötü arasında bir tercih yapmanın mümkün olmadığı yani farklı tutulamayacakları durum oluşur. İyi olanı yapsan da kötü olanın içinde olman gerekir gibi bir durumdur bu. Kötüyü terk ederken iyi de bırakılmış olabilir. Meşhur bir örnek olarak ölmemek için domuz etinden yemek gibi bir durum anlaşılabilir. Görülüyor ki fetva verilirken bir dengeleme yapılmaya çalışılmaktadır. Buna fıkıh dilinde MUVAZENE adı verilir. Mesela haram dediğimizde tek bir kavramı konuşuyoruz ama haramlar arasında da bir sıralama ve ağırlık farklılığı bulunmaktadır. İnsan öldürmek de haramdır insanın malını çalmak da. İkisi arasında ağırlık farkı vardır. Fetva verilecekken de bu farklılık gözetilir. Şüphesiz böyle bir tercih asla keyfi isteklere, beklentilere göre yapılmıyor. Neyin nerede nasıl tercih edileceği fıkıh âlimlerinin üzerinde yıllarca ilim tahsili yaparak öğrendikleri bir branştır.
Kur'an’ımızda bir tek kelime, harf fazlalığı veya azlığı iddiası yoktur. Elhamdülillah eksiksiz olarak elimizdedir. Sadece bazı âyetlerin bitiş noktası ile bir sonraki âyetin başlangıç noktasında âlimler arasında farklı içtihatlara neden olduğu için âyet sayısı sanki farklı imiş gibi anlaşılmaktadır. Mesela İhlas suresi dört ayettir. Bazı âlimler İhlas suresini beş âyet olarak beyan etmişlerdir. Bunun nedeni de ortada لم يلد ولم يولد ayetinin bir âyet mi yoksa birinci kelime bir âyet ikinci kelime bir âyet mi olduğu konusundaki görüş farklılığından kaynaklanır. Osman bin Affan radıyallahu anh zamanında yazılan Mushaflarda bugünkü gibi âyet başlangıçları ayrı yazılmamıştı. Daha sonraki dönemlerde bugünkü âyet başı ve sonu farklı işaretlerle tespit edildi. Gerçekte bir âyet fazlalığı veya azlığı söz konusu değildir.
Böyle bir tespit hatalı sonuca götürür. Şeyh veya âlim, insanların örnek almaları için vardır zaten. O yapıyor diye yapmayı bu açıdan ele alabiliriz. Bu da iyi bir göstergedir. Onun gözüne girmek gibi bir iş ise ona ibadet demek zordur.
İki türlü de olabilir; birilerinin kayıp gitmesi, birilerinin de kalması için olabilir. Zira hiçbir belge herkes için ortak belge olmaz. Bu tür konularda nihai doğrulamayı sağlamak mümkün değildir. Bu bir imtihandır, ebedi cehennemden kurtuluş veya ebedi kalış noktasında herkes imtihan olacak, başka çaremiz olmaz. Allah Teâlâ akıbetimizi hayretsin, imanımızı muhafaza buyursun. Bizi, ailemizi ve bütün mü’min kardeşlerimizi kalp kaymasından korusun.
Sevgili kardeşim, ben bir âlim değilim ne yazık ki. Beni âlim olarak görme. Buradaki nakilden maksat, sözün sahibini yok kabul edip kendine mal ederek konuşmaktır. Ağırlığı olan, mesuliyet gerektiren sözler için geçerli olur bu. Sıradan her sözü sahibine mal etmek gerekmez. Allah yardımcımız olsun. Size dua ederiz.
Her iki kelime de Allah’a karşı işlenmiş hatalar anlamında kullanılmaktadır. Zenb (günah) için büyük günahlar, seyyie için ise küçük günahlar kastedilir diyen âlimlerimiz vardır. Bazı âlimler de zenb ifadesini Allah’a karşı işlenen günahlar için, seyyie ifadesini de kul hakları ihtiva eden günahlar için kullanmışlardır. Neticede her iki kelimeyi de Türkçedeki GÜNAH ifadesi ile açıklayabiliriz.