Fetva Meclisi
Soru
Hocam cep telefonları ve onun benzeri elektronik cihazlar artık insanın bir parçası hatta ayrılması zor durumuna geldi. Çok şükür dini konularda da kullanılabiliyor. Örneğin namaz vakitlerini ve ezanı haber veriyor. Kur'an okuma imkânı veriyor. Özellikle merak ettiğim konu şudur: Cep telefonu gibi aletlerde Kur'an varken masamızın üzerinde duran Kur'an gibi mi davranmamız gerekiyor?
Cevap
Benzer fetvalar
Evet, dünya, ahirete doğru yaklaştıkça insanın elindeki nimetler de çoğaldı ve garipleşti. İki asır öncesinden biri dirilip dünyayı seyretse burası neresidir diye şaşırabileceği kadar farklı bir zamana geldik. Allah Teâlâ hepimizi sabit iman ve sarsılmaz kalp sahibi yapsın. Teknolojinin getirdikleri arasında cep telefonları, yoğun alaka ve kullanım bakımından ilk sırayı almaktadır, bilim adamından okuma yazması olmayana kadar herkese hitap edebilmektedir. Telefon ekranları ve bilgisayarlar üzerinde Kur'an’ımızın yüklenmesi ve kullanılmasının faydaları ve sakıncaları olabileceğini not ederek, abdestsiz bir şekilde Kur'an yüklü bir cep telefonuna temas edilip edilemeyeceği konusunda ulemanın çalışmalarını özetlemeden önce şunu tespit etmeliyiz: Henüz on yılını yeni doldurmuş böyle bir gelişme için ulemanın hassas incelemelerinin devam ediyor olacağını bilmeliyiz. Bir başka önemli çizgi de şudur: Sonuç ne olursa olsun bizim Kur'an’ımıza hürmet olacak tavrı tercih etmemiz takvaya uygun olandır. Bu da ne olursa olsun abdestli tutmanın mantıklı olması anlamına gelir. Bir fıkıh hükmü olarak ise meseleyi farklı inceleyebiliriz. Bu konuda âlimler farklı görüşler belirtmişlerdir: Kur'an yüklenen cihazlar MUSHAF SAYILMAZ. Mushaf’ı abdestsiz tutulmayacağı kuralı bunlar için geçerli değildir. Mushaf’ta görülen yazı ve elle tutulur, gözle görülür nesne bunlarda yoktur. Bu konuda cihaz kapalı ve içinde Kur'an yüklü ya da açılmış ekrana taşınmış Kur'an olma/olmama durumu aynıdır. Buna göre bu cihazla tuvalete girmenin de sakıncası yoktur. Kur'an yüklenmiş cihaz, o hâliyle Mushaf gibi hürmet görmesi gerekmez. Açılıp Kur'an ekrana taşındığında görünen Kur'an kelimeleri abdestli tutulmalıdır. Bu cihazdaki Kur’an, Mushaf’ın konduğu bir koliye benzemektedir. İçinde Mushaf bulunan bir koliyi abdestsiz taşıyabildiğimiz gibi bunda da tutulur. İçinde her şey var, bunlardan biri de Mushaf’tır/Kur'an’dır. Kur'an yüklenmiş bir bilgisayar veya telefon kapalıyken abdestsiz tutulabilir. Kur'an ekrana taşındığında ise cihaz abdestsiz tutulmamalıdır. Sadece Kur'an için üretilmiş ve içinde Kur'an’dan başka bir şey bulunmayan cihazlara ise Mushaf gibi muamele edilmelidir. Şu ana kadar yapılan çalışmalarda gelinen nokta budur. Şüphesiz âlimler incelemeye ve görüşlerini tartışmaya devam edeceklerdir. Mü'minlere düşen, olabildiğince en takvalı görüşle amel etmeleridir.
Elektronik cihazlara MUSHAF muamelesi yapmak konusunda henüz bir fetva yoktur. Elbette, elektronik de olsa Kur'an ayetlerinin bulunduğu bir nesneye saygılı olalım ama mushaf gibi olması gerekmez. Abdestsiz de tutup okuyabilirsiniz.
Mesela bir telefonun hafızasında Kur'an yüklü olması ile o Kur'an’ın bir bölümünün veya sayfasının ekranında açık olması arasında fark görebiliriz. Telefon kapalı iken ya da içinde yüklü olan Kur'an kapalı iken telefona mushaf muamelesi yapmamız şart değildir. Açıkken ise gözümüzün gördüğü şey Kur'an ayetleri olduğu için kâğıda yazılı Kur'an gibi muamele etmemiz gerekir. Bu kuralı abdestsiz tutma, onunla tuvalete girme gibi konularda uygulayabiliriz. Edebe daha yakın olanı böyledir.
Önce bir noktayı aydınlatalım: İslam nedir? Namaz, oruç veya Ramazan’da Kur'an okumak mıdır? Yoksa bu ve benzeri ibadetler İslam’ın parçaları mıdır? Hayatımızın hangi bölümünü, bu bölümü ile İslam ilgilenmez diyerek ‘İslam dışında’ tutabiliriz? Kesinlikle İslam ‘hayat’ demektir. Allah’ın mülkü olan her yerde O’nun sözü caridir. Eğer O, bir hikmete binaen bazı alanları kulları için serbest bırakmış ise, biz o alanlarda dilediğimiz gibi tavır belirleyebiliriz. Telefon büyük bir nimet olduğu kadar, kullanımında ikinci insanlarla beraberliği gerektiren yönler bulunduğuna göre önümüzde dikkatten kaçırılmaması gereken bir ‘kul hakkı’ ihtimali vardır. Telefon gerçekten büyük bir nimettir; her nimet gibi telefonun da şükrü ifa edilmelidir. Takdir edersiniz ki, bir nimetin en güzel şükür çeşitlerinden biri de o nimetin yerli yerinde kullanılmasıdır. Ayrıca bizi tuvaletten başlayan bir edep halkası içerisinde tutan dinimizin, genel kurallardan esinlenerek oluşturulmuş bir telefon kültürü adabına kayıtsız kalmayacağı muhakkaktır. Çoluk çocuğun eline düştü diye biz seviyemizi düşüremeyiz. Telefon adabı olarak şu hususları ön planda tutabiliriz: Bir: Kesinlikle, uygun vakitlerde telefon kullanabiliriz. Kur'an’ımız, bir evin çocukları için dahi yatak odalarına girilemez saatler belirlemiştir. Bu uygun vakitleri genellemek istemiyorum. Ancak arayan ve aranan arasında özel bir bağ yoksa yatsı namazından sonrası ve sabahın erken saatleri telefon görüşmesi için uygunsuz vakitlerdir. Namaz saatlerinde bir erkek mü'minin camide olacağı bilindiğine göre, cep telefonunun çaldırılması oldukça saygısız bir durumdur. Namaz kılan bir mü'mini arayan, ya namaz kılmayan biridir ya da namazda rahatsız edilmemek gibi bir nezaketin sahibi değildir, iki durum da edep dışıdır. İki: İsraf telefonda da haramdır. Telefonda israftan söz edildiğinde lütfen sadece kontör israfında kilitlenip kalmayalım. Zaman israf edilebilir bir nimet midir? Üç: Telefon zili üç defadan fazla çaldırılmamalıdır. Eğer aranması zorunlu bir durum söz konusu ise, iki rekâat namazın kılınabileceği kadar bir vakit geçtikten sonra, tekrar bir üç defa daha çaldırılabilir. Dört: Telefonla konuşmaya başlarken ve bitirirken selam ilk ve son cümlemiz olmalıdır. Beş: Telefon eden kendisini tanıtarak konuşmaya başlamalıdır. Bu sünnettir. Altı: Telefonlarımızın zil seslerini müzik türü olmayan seslere ayarlamalıyız. Telefonumuzda çalan ses, bizim kimliğimizi hissettirmiş olabilir. Yedi: Başka birine ait telefonu izinsiz kullanmak veya şehir içi gibi ucuz bir konuşma yapmaya izin alıp, pahalı bir görüşme yapmak caiz değildir. Sekiz: ‘Alo’ sesi yabancılara aittir. Biz mecburiyet olmadıkça bize ait olanı söyleyelim. Dokuz: Cep telefonlarının ulu orta kullanılması bir görgüsüzlük çeşididir. Önünde hürmetle durulması gerekenlerin yanında telefon kapalı bulundurulmalı, görüşmeler sonra yapılmalıdır.
Bilgisayar, tablet ve cep telefonu gibi elektronik cihazlarda yer alan Kur’ân metinleri ve kayıtları, bizatihi Mushaf hükmünde değildir. Bu nedenle içinde Kur’ân yüklü olan bu tür cihazlara abdestsiz olarak dokunulabilir ve bu şekilde Kur’ân-ı Kerîm okunabilir. Ancak Kur’ân-ı Kerîm’i abdestli olarak okumak daha faziletli olduğu için elektronik cihazlardan Kur’ân okurken de abdestli olunması tavsiye edilir.
Telefona yüklenen Kur’an-ı Kerim, Mushaf gibi değildir. Bu sebeple Mushaf’a abdestsiz tutmama kuralı Kur’an yüklenmiş ama o esnada Kur’an sayfaları açık olmayan cihazlar için geçerli değildir. Ancak ekranda Kuran-ı Kerim olduğu zaman cihaz abdestsiz tutulmamalıdır.
abdest konusundaki diğer fetvalar
Bu konuda daha önce yazdığımız bir cevabı inceleyebilirsiniz: https://fetvameclisi.com/fetva/kanalizasyon-sularinin-aritilarak-kullanilmasi-caiz-midir
Allah Teâlâ afiyetinizi size ihsan etsin. Her namaz vakti abdest almanız yapmanız gereken iştir. Bunun dışında zaten kullandığınız torbanın sizi kirletmesine dikkat ediyorsunuzdur. Özellikle torbayı boşaltmanız veya değiştirmeniz gerekmez. O sizde iken ve muhtemel akıntı devam ederken namazınızı kılın. Allah Teâlâ kabul buyursun.
Bu konuyu şöyle bir daire içinde ele alabiliriz: Bugün Mü'minlerin takip ettiği mezhepler olan Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik biiznillah bu ümmetin kendi itikadının ekseninde gelişmiş, dışarıdan bir etkinin bulunmadığı mezheplerdir. Bu mezheplerin tamamında Allah’ın kitabını ve Peygamber aleyhisselamın sünnetini en iyi şekilde anlama gayreti vardır. En başta imamları olmak üzere bu mezhepleri bugünkü çizgilerine getiren müçtehitler Allah için bir şeyler yapma gayreti içinde olmuşlardır. Tarih boyunca mü'minlerin mezhepler hakkındaki şahitlikleri bu şekilde olmuştur. Dolayısıyla bu dört mezhepten birinin abdest ve namaz gibi bir ibadette Allah’ın hükümlerine aykırı olacak bir uygulama yoktur. Evet, farklılık denebilecek noktalar bulunur ama bu farklılıklar o ibadetin esasına zarar verecek seviyede olmaz. Bu nedenle deriz ki, bir ibadeti eda ederken bir müçtehidin veya mezhebin çizgisinde kalmak gerekir ki ibadet ciddiyeti zarar görmesin ama aynı ibadetin diğer mezhepteki farklı denebilecek “ayrıntıları” o ibadetin geçersiz olması gibi bir sonuca asla götürmez. Bugün şu mezhepte böyle, öbür mezhepte böyle dediğimiz ibadetlere ve özellikle de namaza ait meselelerin tamamı Ashab-ı Kiram döneminden beri bulunmaktadır. Başta Ashab-ı Kiram olmak üzere bu ümmetin büyükleri birbirlerinin arkasında namaz kılmakta idiler. Onlar bazı ayrıntılarda abdesti farklı olabileceğini bildikleri halde birbirlerinin arkasında namaz kılmakta sakınca görmediler. Bizim onlardan daha iyi ve takvalı bir namaz kılmayı iddia ederek böyle bir ayrıntı üzerinden birbirimizin arkasında namaz kılmamamız ümmet olma şuurumuza ters düşecektir. Yapılan iş, namaza göstereceğimiz hassasiyetten değil taassubumuz ve kör taklit zevkimizden kaynaklanıyor olacaktır. Ashabı kiramdan Abdullah bin Ömer radıyallahu anhümanın, Haccac gibi birinin arkasında bile namaz kıldığı rivayet edilmektedir. Ehlisünnet itikadının en önemli ilkelerinden biri, ümmetin birliği ve namaz ciddiyeti açısından bakarak fasık olan birinin arkasında daha namaz kılmak gerekir ilkesidir. Bu nedenle başka bir nedene dayanmadan sadece mezhep farkını ileri sürerek namazın sahih olmayacağı iddia etmenin tutarlı bir tarafı yoktur.
Kadının gusülde olmazsa olmaz olarak yapması gereken, başındaki deri de dâhil bütün derisinin ıslanmasını sağlamaktır. Bu da saç dibine suyun ulaşması demektir. Özellikle örgünün veya benzeri şeklin bozulup saçın bizzat yıkanması şart görülmemiştir. Yıkanacak olursa ihtilaftan kurtulmak bakımından güzel olur.
Geçmiş olsun. Allah Teâlâ size afiyetinizi iade buyursun. Âmîn. Fıkıh kitaplarımızda çok geniş bir yer tutacak şekilde yer alan bir konudur bu. SELESÜLBEVL/İDRAR AKINTISI olarak zikredilir. Bu da gösteriyor ki, insan için esik bir hastalıktır bu. Fıkıh kavramı olarak bunu, İNSANIN İSTEMİ DIŞINDA İDRARIN ÇIKMASI olarak tarif edebiliriz ve bu sadece idrar için değildir. Kan, mezi, meni, gaz kaçırma da bunun hükmüne dâhildir yani bunlarda da kontrol dışı çıkma olduğunda aynı hüküm geçerli sayılır. Buradaki durumu olağan dışı, sağlıklı olmama olarak görürüz ve bunu bir özür durumu kabul ederiz. Yalnız özür durumu sayılabilmesi için akıntının bir namaz vaktinden diğerine kadar sürekli denebilecek şekilde olması gerekir. Mesela, öğlen vaktinden ikindi vaktine kadar rahat bir tuvalet, abdest ve namazı eda edecek vakit kadar akıntının tamamen kesilmemesi durumu özür durumudur. Hanefi fukahası bunu bu şekilde değerlendirmiştir. İdrar damlaması olarak isimlendirilebilecek hastalık için de hüküm böyledir. Bu hastalığı şöyle tanımlayabiliriz: İdrar boşalmasından sonra beklese de damlacıklar bir nevi akıntı gibi devam ediyor kesilmiyor. Yalnız birkaç dakika beklemekle veya müdahale ile kesilen damlacıklar için bu hüküm geçerli olmaz. Bu özrü yaşayan Müslüman için şöyle bir kolaylık vardır: Her ezan vaktinde bir kere abdest alır ve bir dahaki namaz vaktine kadar bu akıntı nedeniyle abdesti bozulmaz. Başka bir nedenle abdesti bozulursa abdestini yeniler. Buna ÖZÜR SAHİBİ denir.
Kardeşim, 1) Zevk için dahi olsa kumarla adı beraber anılan kâğıtları oynamak değil "tutmanız" caiz değildir. 2) Bahsettiğiniz durum abdesti değil kalbi bozan bir durumdur. 3) Namazınızı kılabilirsiniz. https://www.fetvameclisi.com/fetva-zevk-icin-arkadaslar-arasinda-kumar-tarzi-oyunlar-oynamak-caiz-midir-6277.html