Fetva Meclisi
Soru
Hocam bir köy camisinde imamım. Bu camide onlarca hiç kullanılamayacak Mushaflar var. Artık yırtılmış, dağılmış durumdalar. Evinde Mushaf’ı eskiyen buraya getirmiş. Bunları ne yapmalıyım, nasıl yok edebilirim?
Cevap
Benzer fetvalar
Eskiyen ve kullanılamaz duruma gelen mushaflar: Tam kül olana kadar yakılabilir ve külü temiz bir yere gömülür. Ayak değmeyecek temiz bir yere gömülebilir. Mümkünse yıkama yoluyla yazı giderilebilir. Kağıt imha makinesinde imha edilebilir. Bu kağıt imha makinelerin (kağıt öğütücü) milimlik ölçülere kadar parçaladığı ve yazının incelenmesi mümkün olmayacak kadar küçülttüğü için zamanımızın âlimleri onların mukaddesatımıza ait imha edilmesi gereken evrakı, kitapları imhada kullanılabileceği konusunda görüş belirtmişlerdir.
Önce şunu düzeltelim: Siz EVİMDE BİR MUSHAF VAR demek istediniz. Kur'an, Allah’ın indirdiği ayetlerin adıdır. Onun kâğıda yazılıp kitap gibi basılmış şekline MUSHAF denir. Evet, eskiyen Mushafların ne yapılacağı konusu eskiden beri merak edilir. Kadim âlimlerimiz, temiz ayak basılmayacak bir yere defnedilmesini tavsiye etmişlerdir. Şu anda pek çok mü'min öyle bir yer bulmakta zorlanacaktır. Artık bulundurulamaz, saklanmasında (okunamayacağı için) fayda kalmamış Mushafları ve âyet hadis yazılı kitapları, kâğıt parçalarını yakıp külünü temiz bir yere gömmek de caiz görülen uygulamalardandır. Yapabilirsiniz.
Evet, haklısınız, yaşadığımız çağın sıkıntıları arasında bu da bir sıkıntıdır. Gitgide kâğıt kullanımı azalıyor olsa da biiznillah Kur'an tilavetimiz için Mushaflar camilerimizi, evlerimizi ve medreselerimizi doldurmaktadır. En çok basılan matbuat arasında Kur'an-ı Kerim ilk sırayı alıyordur zannederiz. Elhamdülillah. Bu konuda sizin sorunuz üzerine kısa bir inceleme yaparak âlimlerimizin en son neleri konuştuklarını tespit etmeye çalıştık. Elde ettiğimiz bilgileri sizinle paylaşabiliriz: Hanefi mezhebi fukahasına göre Kur'an ayetlerinin yazılı olduğu kitaba MUSHAF denmiştir. Mushaf adı kullanıldığında âyetlerin yazılı olduğu bölüm, sayfa kenarlarında kalan beyaz boş alanlar, kitap görüntüsünün oluşması için yapılmış olan cilt ve cilde yapışık olan diğer aksesuar hepsi Mushaf kavramı içine dâhil olmaktadır. Mushaf ile ilgili mesela abdestli tutmak ve benzeri bir hüküm konuşulurken bütün bu ayrıntılar kastedilmektedir. Mushaf makul ve dinen kabul edilebilir bir nedenle imha edilebilir. Fukahanın bu konuda ittifakı olduğunu söyleyebiliriz. Buradaki makul neden okunamayacak kadar eskimiş olma, ciltlenemeyecek kadar yırtılmış olma, yazısının silinmesi gibi nedenlerdir. Mobilya değiştirmedeki düzeyde bir neden için Mushaf’a imha etme ruhsatı oluşturulamaz. Bu anlamda makul olmayan bir nedenle Mushaf’ı imha etmek haram görülmüştür. Çünkü Kur'an’a tazim farzdır. Âlimler eskiyen ve kullanılamaz olan Mushafları defnetmeyi caiz görmüşlerdir. Bu konudaki defnetme şöyledir: Temiz ve ayak basılmayacak bir toprağa mümkün olduğu kadar derin kazılarak gömülür ve üstü örtülür. Ulemanın büyük bölümü ve muasır âlimler bu yöntemi caiz görmüşlerdir. Özellikle şehirlerde bu yöntemin uygulanabilirliği gitgide zorlaştığı için ikinci bir yöntem arayışı söz konusudur. Mushaf mümkün olur da yıkanarak ayetler kâğıt veya yazılı olduğu nesne üzerinden giderilirse bu yöntem de caiz olur. Bir başka yöntem de yakarak imha etmektir. Bu yöntemi Hanefi mezhebi fukahası uygun bulmamışlardır. Mushaf’ı parçalayarak imha etme yöntemi de araştırılmış ama Hanefi fukahası başta olmak üzere bu yöntem sakıncalı bulunmuştur. Bu parçalamada bazı âyet veya kelimelerin okunabilir oranda kalacağı riskinden bu sakıncalı bulunmuş olabilir. Çağdaş bir yöntem olarak kâğıt mikseri denebilecek bir alet ile çok küçük parçalara (adeta ağaç talaşına benzer bir şekilde) bölünmesi ile oluşacak imha yöntemi bazı muasır âlimlerce caiz görülmüştür. Kanaatimiz o dur ki, bu yöntem bu yaşam tarzı içinde en az sakıncalı yöntemdir. Bu yöntem bir nevi yakma gibi sonuç getirmektedir. Tek bir kelime bile hatta harf bile anlaşılacak şekliyle kalmamaktadır. Mushaf’ın dönüşüm sistemi ile imha edilmesi de yeni bir sistem olarak düşünülebilmektedir. Bu dönüşüm sistemi özellikle dikkat edilmediğinde ya da özellikle Mushaf için oluşturulmadığında Kur'an’a tazim bakımından sıkıntılı durmaktadır. Atık kâğıtlar çöp mantığı ile bir yerde toplanmakta ve çöp mantığı ile fabrikalara götürülüp yeni bir kâğıda dönüştürülmektedir. Bu noktada haramlık olduğu gayet açıktır. Böyle bir işlem Mushaf için yapılamaz. Eğer Mushaflar için özel bir sistem oluşturulabilir ve diğer çöp nitelikli kâğıtlarla ya da muhtevası benimsenemez kâğıtlarla aynı anda harmanlanmaz ise caiz olabilir. Bu da uygulanabilirliği en azından çok zor görülmektedir. Allah yardımcımız olsun.
Kur’ân-ı Kerîm, ilahi kelâm olduğu için ona karşı hürmetsizlik anlamına gelecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınılması gerekir. Bu itibarla eski ve yıpranmış olan Mushafların, lafza-ı celâlin (Allah lafzının) veya âyetlerin yazılı olduğu kitapların ve sayfaların imhasında da saygısızlık olarak değerlendirilebilecek davranışlardan uzak durulmalıdır. Hanefî ve Hanbelî âlimler eskimiş, yıpranmış veya okunamayacak hâlde olan Mushafları ya da Allah lafzının ve Kur’ân âyetlerinin yazılı olduğu kâğıtları ve kitapları toprağa gömmek gerektiğini belirtmişlerdir. (Haskefî, ed-Dürrü’l-muhtâr, 30; İbn Teymiyye, Mecmû‘u’l-fetâvâ, 12/599; Buhûtî, Keşşâf, 1/137) Diğer bazı âlimler ise istifade imkânı kalmamış olan Mushafların, Hz. Osman’ın uygulamalarından hareketle Kur'ân'ın hürmetine uygun bir şekilde yakılabileceği görüşündedirler. (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân, 3 [4987]; Beyhakî, Şu‘abü’l-Îmân, 3/154; Zerkeşî, el-Burhân, 2/106; Süyûtî, el-İtkân, 2258) Bu yöntemlerin yanı sıra günümüzde Mushaflar, Kur'ân-ı Kerîm’in saygınlığına halel gelmeyecek şekilde geri dönüşüme gönderilebilir. Bu itibarla Diyanet İşleri Başkanlığının uygun göreceği bir usûlle geri dönüşümde değerlendirilmek üzere Mushaflar, cami görevlilerine veya müftülüklere teslim edilebilir.
Camideki kitaplar veya mushaflar büyük ihtimalle vakıftır. Vakıf bir nesne vakfedildiği yerde kalır, cami görevlisinin onu size vermeye hakkı olmaz.
Caminin bağlı bulunduğu müftülüğe yazı ile durumu bildirin. Muhakkak bir inceleme yapacaktır müftülük. Onların incelemesinin sonucu namaza mani bir durum görülmezse devam edin. Az bir eğrilik namaza mani olmayabilir. Sorunla ilgilenen olmazsa peşini bırakmayın ve Diyanet'e yazın. İnşaallah çözülür.
cami konusundaki diğer fetvalar
Siz devletten camide beş vakit bulunmanız için maaş alıyorsunuz. Bir kişi olsa hatta hiç kimse olmasa bile orada bulunmanız aldığınız maaşın helal olması için şarttır. Siz orada sadece imam veya müezzin değilsiniz; o noktada devletin emanetini sahiplenmiş bulunuyorsunuz. Resmi izin günleriniz dışında orada bulunmamanız emanete hıyanettir. Sadece aldığınız maaşın helal olup olmaması olarak bakmamalısınız. Sizin bu durumunuza göz yuman idareciniz/müftünüz de hıyanete ortaktır. İnsanın acil bir işi nedeniyle bir vakit namazdan geri kalması kabul edilebilir ama bunu ilkeleştirmek kabul edilemez. Nerede kaldı ki sizin bir Müslüman olarak namazda camide olmanız gerekirdi. Yaptığınız sıradan bir memurun bile yapmaması gereken bir iş iken bir imam olarak asla size yakışmayanı yapmış olursunuz. Tevbe edin ve vazifenize sadık olun. İnsanlara iyi örnek olun. İşiniz çoksa imamlığı bırakın ve çok olan işinize yönelin.
Camiler mahza ibadet içindir. İbadet olmayan bir işin camide yapılması en azından kerih görülür. Camilerde yardım toplanması ise maalesef alternatifi oluşturulamayan bir durumdur. İbadetin lezzetine ve yapılan vaazların faydasına etkisi olan bir uygulamadır. Buna rağmen Allah rızası için sadaka verilmesi olarak görülebilecek yardım toplamaları fukaha caiz görmektedir. Peygamber aleyhisselamın mescidinde bu tür yardım toplamaları yapılmıştır. Bu iş yapılırken ibadete zarar verilmemesi özenle korunacak bir çizgi olarak görülmelidir.
Bu ilmi yarışmalar bir kaybeden ödeyecek türünden yarışmalar değil de mesela cami derneğinin organize ettiği bir yarışma ise camide yapılması caiz olur.
Hayır, böyle bir söz yoktur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında mescitte kadınlar da namaz kılıyorlardı. Onun zamanında yasak olmayan bir şeyin daha sonra yasaklanması mümkün mü? Ancak Ömer bin Hattab (radıyallahu anh zamanında kadınların mescitlere girip çıkarken dikkatsiz davrandıkları şeklindeki bir mülahaza üzerine Ömer (radıyallahu anh)'ın kadınların mescitlere bu şekilde gelmesinden rahatsızlık duyduğuna dair bir bilgi vardır. Bu bilgiye dayalı olarak da Hanefi fukahası fitne olma, fitneye düşme ihtimaline binaen kadınların camiye çıkmalarını kerih görmüşlerdir. Kural olarak şunu söyleyebiliriz: Kadınlar mahremiyete dikkat edebiliyorlarsa ve camilerin ağırlığını zedeleyecek bir ortam oluşmuyorsa mescitlere/camilere gidebilirler. Belki de gitmelidirler de.
Allah Teâlâ size afiyet versin, sabırla yaşamayı kolay kılsın. Âmîn. Evet, camide namaz kılmak namazın önemli şartlarından biridir ama namazın kabul olmasının şartlarından değildir. Belli sebeplerle camiye gidilmeyebilir. Belirttiğiniz şişmanlık bu sebeplerden biridir Çünkü şişmanlık bir hastalıktır. Her hastalık gibi o da bir özürdür. Mesela merdiven çıkamamak, eve dönünce nefes zorluğu çekip yatma durumunda olmak gibi “hasta” muamelesi görmeyi gerektirecek durumdaki şişman hastalık özrü ile camiye gidemeyebilir, evde kıldığı namazla da inşaallah aynı sevabı kazanabilir. Buradaki rahatlatıcı ölçü şudur: Böyle hasta değil iken camiye gidiyordu da şu anda “gidemiyor” ise sebep bu hastalıktır ve özürdür. Özürlü de biiznillah muaftır. Cuma namazına muhakkak gitmeye çalışın. Cami ile bağınız kopmaması için de ara sıra da olsa kendinizi iyi hissettiğiniz zamanlar gitmeye çalışın. Allah Teâlâ kabul buyursun, eksiğimizi telafi etsin. Âmîn.
Bir cami yapılırken üstü cami altı da salon olacak şekilde tasarlanıp yapıldı ise o takdirde üstü ve altı ile camiyi iki ayrı bina gibi kabul edebiliriz. Bu durumda da caminin alt katında helal olan toplantılar, faaliyetler yapılabilir, bir sakıncası olmaz. Cami yapılırken alt katı salon olarak düşünülmedi ise sonradan salona çevrilip orada düğün yapılması caiz olmaz. Salon yapılabilir ama dini ve eğitim içerikli faaliyetler için kullanılabilir, düğün gibi eğlence getiren faaliyetler yapılmaz.