Fetva Meclisi
Soru
Değerli Hocam, biz iki arkadaş olarak hem medyada mevcut olan hem de kendi araştırmamız sonucu zihnimizi kurcalayan soruyu size aktarmak istiyoruz. Medyada, bir dönem Zaman Gazetesi tarafından dağıtılan Elmalılı Hamdi Yazır tefsirinde ayet tahrifatı yapıldığına dair haberler çıktı. (Nahl Suresi 43. Ayeti Kerime) Kısıtlı bilgimizle bir kaç tefsirle karşılaştırdık ve farklı çeviri yapıldığına şahit olduk. Bahsi geçen Ayeti Kerimeyi bize mealen açıklayabilirseniz çok seviniriz, Evimizde bulunan bu tefsirlere güvenmeli miyiz? En güvenilir Kur'an Tefsiri hangisi ?
Cevap
Benzer fetvalar
Allah, bizi her zaman için farklı denebilecek alanlarda imtihan ediyor. Belirttiğiniz durum da bu zamanın imtihanı olsa gerek. Size şunu tavsiye ederim: Asla bu konularda tartışmaya girmeyin. Bugüne kadar onları ikna eden yoktur. Bu, tedavisi olmayan bir kanser gibidir. Hatta bulaşıcı bir hastalıktır, kendinizi koruyun. Birilerini ikna etmeye çalışırken kendinizi şeytanın dişlerine kapılmış olarak görebilirsiniz maazallah. Aman dikkat edin. Bir de, onlar neyi inkâr ediyorsa sen de ondan rahatsız oluyorsan, onların yıkmaya çalıştığını yap. Hadis ezberle. Hadis derslerine katıl. Onlar bir yıkıyorsa sen bin yapmış olursun böylece. Gerisi kuru kavga olarak kalabilir. Bir de çok dua et, Allah seni dininde fitneye düşürmeden ruhunu kabzetsin.
Selamünaleyküm. Tasdik, mevcut kitaplara değildir. Kur'an'dan önce de kitap bulunduğuna tasdik yapılmaktadır.
Alakanıza teşekkür ederim. Bir kere daha tekrara gerek yok zannederim, biz bu sitede ilmi bir çalışma yapmıyoruz. Doğru bildiğimizi HALK KÜLTÜRÜ DÜZEYİNDE mü’min kardeşlerimize taşıyoruz. Şunu bilmelisiniz: Verilen kaynağı anlayacak düzeyde olan birinin bu sitede verilecek bir bilgiye zaten ihtiyacı yoktur. Kaynak inceleme imkânı olmayan için ise o kaynaklandırma sadece yer ve zaman israfı niteliğindedir. O kardeşlerimiz, bu siteden bilgi edinmek mecburiyetinde değildirler. Zaten ilmi manada bir site de değildir. Herkes kendine uygun olanı bulmalıdır. Bu siteden dini için istifade edenlerin düzeyi budur, biz onların duasını alıyoruz. Kendimize bunu vazife bildik. Bir diğer kardeşimiz de o kardeşlerimizin ihtiyacı olanı hazırlar, böylece de herkes vazifesini yapmış olur. Allah yardımcımız olsun, duanızı beklerim.
Selamünaleyküm. Hicrî 538'de vefat eden Zemahşerî, kendi alanında önemli isimlerden biridir. Tefsir alanında Zemahşerî ismini büyük olarak kabul etmek ve örnek vermek hakkaniyet gereğidir. Ancak her insan için geçerli olan 'hatadan masum olmamak' Zemahşerî için de geçerlidir. Allah ona da bize de mağfireti ile muamele buyursun; i'tizal meyli yani mutezile akımı onda ağır basmaktadır. Ayetler arasında serpiştirdiği i'tizal anlayışını ancak o alanda uzman olanlar ilk okuyuşta anlayabilir. Güçlü dili sayesinde fikirlerini iyi serpiştirmiştir.Kur'an kıraatleri arasındaki tercih cesareti de dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Peygamber aleyhisselam hakkında da bir tefsir kitabında bulunmaması gerekecek düzeyde 'ölçüyü aşmış' sözleri vardır. Bu sebeple de ciddi tenkitler görmüştür. Zehebî, onu anlatırken ilmindeki derinlikten söz etmekle beraber bu yönlerine de dikkat çekmektedir.Bir başka mesele de mevzu hadis konusundaki gevşekliğidir.Bir tefsir kitabı olarak araştırmacılar düzeyinde ikinci derecede önemli bir kaynak şeklinde kullanılabilir. Bir vaiz için ise gereksiz ve zararlı denebilir.Allah'a emanet olunuz.
Soruna maddeler halinde cevap vereyim. Niyet, sözün hükmünü belirler. Sözün lafzı bazen tehlikeli gibi görünse de kişinin niyeti onu ya küfre götürür ya da masum hâle getirir. Sen bu sözü söylerken ayeti inkâr etmek, tahkir etmek veya hafife almak kastında olmadığını açıkça ifade etmişsin. Bu çok önemli. Dinin temel bir kaidesidir: “Bir sözün küfür olup olmadığına değil onu söyleyenin kastına bakılır.” Dolayısıyla, senin bu sözle ayeti küçümseme veya tahrif kastın olmadığına göre bu söz seni dinden çıkarmaz, elfâz-ı küfür sayılmaz. Ayeti mizah unsuru yapmak tehlikelidir ama mutlak küfür değildir. "Her nefis ölümü tadacaktır" (Âl-i İmrân, 185) ayetini, toplumdaki güncel bir olaya mecazî veya eleştirel bir bakışla bağlamak doğru bir üslup değildir. Ancak bu hatalı üslup inkâr niyeti taşımazsa küfür değildir. Fakat dil alışkanlığı hâline gelirse, zamanla kişiyi yanlış anlamalara ve daha büyük hatalara sürükleyebilir. O yüzden dikkatli olmak gerekir. Zira Resûlullah sallalhü aleyhi vesellem şöyle buyurur: “Kul, Allah’ın gazabını gerektiren bir sözü düşünmeden söyler de o sebeple cehennemin derinliklerine yuvarlanır.” (Buhârî, Rikâk 23) Sözün içeriği küfür değil, belki yanlış bir teşbihtir. Sen “her nefis terörist olmayı tadacaktır” demekle, aslında insanların kolayca yaftalandığı bir durumu eleştirmek istemişsin. Ancak bu ifadeyi, ayetin lafzıyla birleştirmen dini metinlerle mizah yapılması gibi bir algı oluşturduğu için hatalıdır. Yani günah olabilir ama küfür değildir. Tevbe etmek ve bu tarz ifadelerden uzak durmak gerekir. Sonuçta böyle sözleri bir daha kullanmamalısın. “Allah’ım bilmeden söylediğim, sana yakışmayan her söz için beni affet” diye dua etmelisin. Allah seni doğru yolda sabit kılsın, kalbine huzur, diline zikir, imanına sebat versin.
Selamünaleyküm.Biz bu sitede dini meseleleri tartışmıyoruz. Tartışmanın gereksizliğinden değil ama insanların zaruri bilgilenme ihtiyacını karşılamanın daha önemli olduğuna inandığımızdan böyle yapıyoruz. Sizinle de bu meseleyi tartışmayı uygun bulmuyorum. Sadece şunu belirtebilirim:Bu ümmetin, sabahlara kadar teheccüd kılan, vakıf malıdır diye cami çeşmesinden bile su içmeyen ulemasından binlercesi, belki de yüz binlercesi on dört asırdan beri sözünü ettiğiniz meselelerde bir görüş üzerinde hareket ediyorlardı. Sözünü ettiğim bu ulemaya sahabenin uleması da dâhildir.Şimdi ise laik bir ülkenin, Şeriat Fakültesi diye isim bile vermeyi tenezzül etmeyip İlahiyat Fakültesi diye kurduğu kurumlarda yetişerek, oralarda unvan sahibi olarak ilim öğrenen insanların ortaya attığı görüşler vardır. Bir de bunlar, teheccüdle de hatta sabah namazını camide kılmakla da pek alakası olmayan kimselerdir. Sekreterleri ile oturabilen tipler olmaları da muhtemeldir. Yeni cephede de bunlar vardır. İzin verin ben, başını Aişe anamızın çektiği bin dört yüz yıllık büyük kitlede kalayım. Onların, bu modernler tarafından ilan edilen hatasına razıyım. Sabah namazını camide kılmazların doğrusundan ise, secdede iken gözyaşı akıtanlarla, ellerinde kılıçlarla meydanlarda şehit düşenlerle beraber bulunayım. Bırakın, o hatalar ve sahipleri ile kalalım. Zira bunlarınki, olsa olsa hatadır. Tezlerini geçirmek veya TV ekranlarına çıkmak için değildir sözleri. Bırakın doğal kalalım. Suni dinden ise doğal dinimiz olsun. Size de tavsiyemiz budur. Bunun hesabı daha kolay olsa gerek mahşerde. Allah'a emanet olunuz.
cemaat konusundaki diğer fetvalar
Allah'ın kuluna farz olarak emrettiği işlerde eşlerin birbirlerini müdahale etme hakkı yoktur. Allah'ın emrini terk etmek isyandır. O işi kul emredince ona itaat olmaz. Söz konusu olan iş farz olmayan işlerden ise yani nafile işlerden ise erkeğin ailedeki farz görevlerini ihmal etmeden onu yapması gerekir. Kadının da farz olmayan yani nafile olan bir işi yapması için eşinin rızasını alması gerekir. Kadının eşinin razı olmadığı bir nafile işi ve bilhassa ev düzenindeki kadınlık görevlerini aksatma pahasına yapıyorsa bunda sevap olmaz.
Dininizin farklı olup olmaması önemlidir. Nasıl bir cemaattir ki, dinin aynı olmasına rağmen sakınca oluşturacak? Dinden daha ağır bir cemaat olamaz.
Kur'an’ımızın hiçbir ayeti bu asırdaki hiç kimseyi muayyen bir kişi olarak asla göstermez. Bunu iddia etmek akılsızlıktır. Kur'an’ımız bütün mü'minlerin kitabıdır. Kimin o kitapta işaret edilen kişi olduğunu sadece Allah Teâlâ bilir. Böyle bir iddiada bulunmak, öyle biri olmamanın en belirgin işaretidir. Bunu yapan istiğfar etmesi gereken bir hata yapmaktadır. Ümmetin büyümesinden mutlu olanlar bu ümmet adına iş yapıyor demektir. Gerisi için sadece Allah ıslah etsin diye dua ederiz.
‘Aynı Cemaatten’ evlenmeyi menedecek bir gerekçe yoktur. Dinimizin böyle bir yasağı da yoktur. Kastımız şudur: A cemaatinde veya medresesinden biri ‘aynı ekolden’ biriyle evlenmeyi evliliğin mutlu olması için garanti belgesi gibi görmesini yanlış buluruz. Aynı medresede olmak aynı kafada olmak veya uyumlu olmaya uygun olmak anlamına gelmemektedir. Anlatmak istediğimiz budur.
Olur mu öyle şey; mü'min bir insan olduktan sonra kim keserse kessin kurban kurbandır. Sizin o cemaate bağlı olmanız veya olmamanızın hiçbir önemi yoktur. Boş bir kuruntudur bu.
Müslüman KÂ’BE yönündedir, onun tarafındadır. Başka bir tarafta olması da şart olmaz. Sizin gibi gurbet ortamı yaşayan Müslümanlar, grupların her birinden istifade etmelidirler. Bir yerde Kur'an öğretiliyorsa oradan onu alırsın. Öbür tarafta ilmihal öğretiliyorsa oradan da onu alırsın. Camiye de gidip namazını kılarsın. Gittiğin yerlerden biri sana, ‘başka yere gitmeyeceksin’ derse anlarsın ki o sözü söyleyenler samimi değiller, mü'minleri kardeş olarak görmeyi beceremiyorlar, onlardan uzak durursun. Allah yardımcın olursun.