Fetva Meclisi
Soru
“Her nefis ölümü tadacaktır.” ayeti kerimesini biliyoruz. Ben de bir ortamda her nefis fetöcü yani terörist olmayı tadacaktır sözünü söyledim. Kastım, bir ayeti kerimeyi kesinlikle tahfif ya da tahrif etmek değildi. Bir ayeti kerimeyi bu biçimde söylemek beni dinden çıkartır mı? Ben elfazı küfre mi düşmüş oldum?
Cevap
Benzer fetvalar
Elfaz-ı küfür, söyleyeni dinden çıkarıp kâfir yapan sözler demektir. Allah’a, Peygamber aleyhisselama sövmek, Kur'an ve mukaddesatla alay etmek, dine ait bir şeyi inkâr etmek gibi sözler dinden çıkarır. Kastetmeden ve dil sürçmesi gibi durumlar için ise istiğfar edilmelidir. Müslüman dilini kullanmayı bilen insandır. Diline, kulağına hatta gözüne sahip olamamak bir Müslüman için eğitimsizlik, çevre kötülüğü, yetişme hataları gibi nedenlere dayanabilir. Neden nerede ise oradan başlanmalı ve riskten kurtulmalıdır Müslüman. Öyle veya böyle tövbesi olmayan bir günah yoktur. Ağzından bu tür ağır sözlerden biri çıkan hemen tövbe etmeli ve kelimeyi şehadet getirerek imanını yenilemelidir. Diğerleri için de tövbe ve istiğfar etmelidir.
Kardeşim, ateşle oynamak hiçbir zaman kazançlı değildir. İnsanların cehenneme mi cennete mi girecekleri gibi bir konuyu diyelim kararlaştırmak gerekiyor; böyle bir kararı sen ve ben mi vereceğiz yoksa müçtehit imamlar ya da onların vekilleri durumundaki alimler mi verecekler? Sen mesela Kur'an hafızı mısın? Beş bin hadis biliyor musun? Bir fıkıh ilmi icazetin var mı? Kur'an Arapçasını biliyor musun? Sen mesela neye göre kimin mü'min kimin kâfir olduğunu belirleyeceksin. Tamam diyelim bunun bilinmesi lazım, bunu sen hangi yetki ile yapacaksın? Ya yanılırsan ne edersin kıyamet günü. Güzel kardeşim, sana bir tavsiyede bulunayım: Kıyamet günü kabahatin kimseye kâfir dememek olsun, bundan korkma. Mü'min olduğu hâlde birine kâfir dersen ne edersin, ne edersin Allah'ın huzurunda. Teheccüde kalkmak dahil her fazileti kazandın da bu mu kaldı? Allah'tan kork ve kendine gel. Nefsinle ilgilen, ahiret işlerini bilgisayar oyunu gibi basit zannetme. Maazallah ateşle oynamak hep tehlikedir. Güzel kardeşim, ebedî cennetlerin hayali ile geçirmemiz gereken şu fani dünya hayatını mü'minler arası sürtüşmelerle geçirmemiz için planlar yapan şeytana alet olmayalım. Sana dualar ederim.
Evet, aklı olan herkesi hayretler içinde bırakacak, uykusunu kaçıracak ağır bir felaket yaşıyoruz. Allah'ın mülkünde aciz kullar olmanın en net tablosunu oluşturduk. Böyle büyük bir felakette kalbi olan herkes sıkıntı çeker. Hiçbir şey yokmuş gibi olmak mümkün değildir. Sabretmek nedir bunu da anlamış olacağız. Böyle bir durumda psikolojimizin ayakta duramayacak hale gelmemesi için şu hususlara önem vermeliyiz: a- Olayın nedeni, niçinleri gibi ayrıntılarına ve bilimsel boyutlu yorumlarına girmemeliyiz. Bilimsel yorumları ehline bırakmak doğru olandır. Gereksiz zihin meşguliyeti oluşturur, korkuyu artırabilir. b- Bölgede sayısını Allah'tan başkasının bilemeyeceği kadar insan kardeşimiz ya öldü, ya da ölümün kovaladığı zor anlar yaşıyor. Hastalık, soğuk, açlık ve çaresizlik içinde kıvranıyor. Elimizden ne geliyorsa profesyonel yollarla onlara ulaşmalıyız. Bir ekmek, bir bardak su bile olsa bir şeyler yapmaya çalışmalıyız. Bizim desteğimiz kimseyi kurtarmasa da bizi vicdan azabından kurtarır. c- Bu olay bize dünyanın niteliğini ve faniliğini iyice izah eden bir ders olmalıdır. “Dünya budur, böyledir” diyebilmeliyiz. Bir matem ortamı oluşturup kenara çekilmek şeklinde olmayan dersler çıkarmalıyız bu olaydan. Dünyanın dost ayırmadığını ama onu iyi kullananı seçtiğini anlamalıyız. Boş “keşkeler” yerine ciddi değerlendirmeler yapmalıyız. Siyaset başta olmak üzere özel menfaatlerimizi bu afetin ve sonuçlarının önüne geçirmemeliyiz. d- Şeytan, bizi içten çökertmek için bu musibeti kullanabilir. Ona alet olmamak için ne gerekiyorsa ihmal etmeyeceğiz. Günlük ibadetlerimizi aksatmamak en başta yapmamız gerekendir. Muhakkak bir zikir programımız olmalıdır. Günde yüz defa şu zikir, yüz defa bu zikir gibi bir plan yapmalıyız. Çokça Kur'an okumak bir çaredir. Özellikle de bu dönemde KEHF suresini sık sık sesli bir şekilde okumalıyız. e- Aile içi ilişkilerimiz, arkadaş çevremiz, akrabalarımız bir nevi ciğerlerimiz gibi etkilidir. Birbirimizi incitmemeye, zaten gergin olan ortamımızı biraz olsun muhabbetle kollamaya önem vermeliyiz. Bu dönemde bari birbirimize daha müsamahalı, görmezden gelmeye çalışır olmalıyız. f- Bu tür musibetler anında iki yoldan birinden gitmek kaderimizdir. Birincisi: Derdimizi konuşup bir kenarda mızmız ederek vakit geçiririz. Elimizden dünya da gider ahiret de. Bu açıkça felaket üstüne felaket olur. İkincisi ise başımıza gelen felaketten sonra her şeyden önce o felaketten maddi manevi ibretler çıkarırız. Elimizden gelen her türlü çareyi kullanırız. Yeni bir hayat ve yeni bir huzur arayışı içinde oluruz. Sonra da Rabbimize sığınır ve dualar ederiz. Bu da bizim dünyamızı huzur olarak kazanmamız ve ahirette ecir sahibi olmamız anlamına gelir. Bu ikinci yolu tercih etmemiz gerekiyor. Dinimiz bunu emreder, akıl da bunu gösterir. Allah yardımcımız olsun.
Bir gurubun ağır bir hatası üzerine önceden de yapmış olduğu her şeyi kötü veya düşmanca saymak makul değildir. Hataya hata, iyiye iyi demek mü'min karakteridir. Kâfirlerin bile iyi olan taraflarını yok kabul etmek bize uygun değildir. Mevzubahis ayetin kadim tefsirlerinde ‘ehl-i kitap alimleri’ ifadesi vardır. O ayetin mealine aykırı değildir bu yorum. Onlar da eski eserlerden bunu almışlardır. Hamdi Yazır’ın tercihine uygun olup olmaması başka bir meseledir ama o yorum sıfır doğru bir yorum değildir. O ve benzeri tahrifatı yapıp yapmayacakları ise ortadadır. Bu sebeple dikkatli olmak, onlara ait eserlerden uzak kalmak doğru olur zannederim.
Kader, Allah’ın ilmî ezelisinde yaşanacak olayları bilmesidir. Bu manada kadere kasıtlı ve bilinçli bir şekilde küfredildiyse kişiyi dinden çıkarabilir. Çünkü kader, Allah’ın ilmi, kudreti ve takdiridir. Kadere sövmek, O’na sövmek gibidir. (Allah muhafaza) Ancak burada en önemli mesele niyettir. Anlık öfke, şok veya cinnet hali varsa, kişi bu sözün anlam ve sonuçlarını düşünmeden söylediği için dinden çıkmış sayılmaz. Zira kastın olması, yani bilerek ve isteyerek inkâr etmek gerekir. Eğer kişi söyledikten sonra pişmanlık duyuyorsa, kalbinde Allah’a karşı kin yoksa iman hâlâ içindeyse, bu bir zelle, bir ayak kaymasıdır. Her hâlükârda Kelime-i şehadet getir; iki rekât tövbe namazı kıl, samimi bir şekilde tövbe et. Şu duayı sıkça yap: “Allah’ım! Öfkem beni aştı, sen beni affet. Bilmeden ettiklerimden dolayı kalbim kan ağlıyor. Beni affet, beni bırakma, beni tut Ya Rab.” Sadaka ver, Kur’an oku, istiğfarı artır; kendini imanla, takvayla yeniden inşa et. Allah böyle bir felaketin tekrarından muhafaza buyursun. Kardeşim, iman, insanın en kıymetli hazinesidir. Onu kaybetme ihtimaliyle bile oynamak, ateşle oynamak gibidir. Şeytan böyle öfke anlarını fırsat bilir, seni daha büyük hatalara sürüklemek ister. Bu yüzden duygularını değil, aklını ve imanını merkeze al. Bir daha böyle bir sözü aklına bile getirme.
Güzel kardeşim, Allah Teâlâ seni umduğundan daha güzeline kavuştursun. Elbette büyük şeyler isteyenlerin emeği ve çilesi de büyük olur. Sakın yılmayasın, yorulduğunu hissetmeyesin. Azmini kırma, maksuduna erene kadar yoluna devam et. Sorularına cevap vermeden önce sana şunu tavsiye etmek isterim: Tasavvuf büyük bir derya gibidir. İçinde suyu da dibinde çakılı da bulunur. Senin karşılaştığın muasır örneklerine bakarak tasavvuf hakkında ileri geri konuşma ve bilhassa genelleme yapma. Tasavvuf dediğin şeyin ucunda Fudayl bin İyad, Hasan Basri gibiler vardır. Onların başını çektiği bir hareketin içinde çer çöp niteliğinde kimseler de olabilir. Sen işin aslını görmeye çalış. Kalabalık artınca değerlisi ve değersizi bir arada gibi duruyor olabilir. Sen aman dikkatli ol, kıyamet günü Allah'ın dostları ile uğraşmak seni yok edebilir. Sorunun cevabı ise şöyle: Beyat edilen kişinin ruhaniyetinin yaratılıp beyat eden kişiyi izleyeceği veya koruyacağı yönünde bir ayet veya hadis yoktur. Bu bir varsayım olabilir. Böyle bir varsayım da varsayanı inandırabilir. Kur'an ve Sünnet ümmetini bağlayıcı bir bilgi olamaz bu.