Fetva Meclisi
Soru
Hocam, tekfir meselesi hakkında doğruyu öğrenmek, fitneye kapılmamak istiyorum. Bir hoca sohbetinde, ‘bir insanın kafir olup olmadığının tespiti yapılması gereklidir. Çünkü kafirin arkasında namaz kılınmaz. Bir mü’min kafire sevgi besleyemez, kafirden kız alıp ona kız veremez’ dedi ve şunu ekledi: ‘Şeriatın kafir olarak hükmettiği birine kafir dememek insanı kafir yapar.’ Ayrıca yanlışlıkla tekfir etmenin vebal getirmeyeceğini, delil olarak da Hz. Ömer radıyallahu anhın Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin huzurunda Müslüman birini tekfir ettiğinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin Hz. Ömer'e, ‘o Müslümandı, sen onu tekfir etmekle kafir oldun, tövbe et!’ diye uyarıda bulunmamasını gösteriyor. Hocam bu mesele hakkında doğruları öğrenmek istiyorum. Vallahi ben Allah'ın azabının zerresine dayanamam. Ben imanlı ölmek istiyorum, bana çıkış yolu gösterin lütfen.
Cevap
Benzer fetvalar
Öncelikle şunu bilmelisin: Sen bir umutsuzluk girdabında değilsin çünkü Allah’ın rahmeti sonsuzdur. Kalbinin bu kadar acı çekmesi, senin Allah’a olan inancının ve sevginin bir göstergesidir. Eğer imanını tamamen kaybetmiş olsaydın, şu an burada bu kadar pişmanlıkla, tevbe etme isteğiyle bu soruları sormazdın. Bu duygular bile senin hâlâ iman sahibi olduğunun en büyük işaretidir. Senin günahların ne kadar büyük olursa olsun, Allah’ın rahmetinden büyük değildir. Şeytanın en büyük hilesi, insanı günah işledikten sonra ümitsizliğe sürüklemektir. Bu ümitsizlik, insanı Allah’tan uzaklaştırır. Senin yapman gereken, bu oyunu fark etmek ve Allah’a yönelmektir. Allah Teâlâ, samimi bir şekilde tevbe eden her kulunu affedeceğini Kur’an’da defalarca vurgulamıştır. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Tevbe eden, hiç günah işlememiş gibidir." (İbn Mâce, Zühd, 30) Namaz, insanın Rabbine olan bağıdır. Sen namaza sıkıca sarıldığında, Allah senin kalbine huzur verecek. Namaz seni hem günahlardan alıkoyar hem de Allah’a yakınlaştırır. Bu yüzden, şu anki durumun ne olursa olsun, vakit namazlarını kılmaya başla. Bu, senin ruhunu yavaş yavaş temizleyecek. Allah’ın kelamı olan Kur’an, bir rahmettir. Kur’an’ı anlamaya, okuduğun ayetleri içselleştirmeye çalış. Her gün az da olsa bir vakit ayır ve Kur’an’ı oku. Kalbine işleyen ayetler, sana umut ve huzur verecektir. Allah, imtihanlarımızda sabretmemizi ve O’na yönelmemizi istiyor. Geçmişteki hatalarına bakarak kendine lanet etmek yerine, o hatalardan ders çıkar ve Allah’ın seni affedeceğine inanarak geleceğine odaklan. Kardeşim, sen kaybolmuş değilsin. Allah’ın rahmeti ve affı sonsuzdur. Yeter ki samimi bir şekilde O’na yönel. Senin kurtuluşun, Allah’ın kapısını çalmak ve O’na güvenmekle mümkün. Geçmişin seni cezalandırmasına izin verme. Allah’a hüsnüzan et ve yeni bir başlangıç yap. Unutma ki Allah, pişmanlıkla O’na dönen hiçbir kulunu geri çevirmez. Seni affetmesini dilediğin gibi, kendini de affetmeyi öğren. Çünkü Allah senin tevbeni kabul ettiği zaman, senin günahını artık yok sayar. Öyleyse sen de kendini o günahların yükünden kurtar.
Aleykümselam. Siz de belirttiniz; tekfir yani bir mü'minin imanını yok sayma bir hastalıktır. Kanaatimiz odur ki, o hastalığa takılıp kalmak da karşı bir hastalıktır. Özellikle meşgul olunmamasını tavsiye ederiz. Bugüne kadar görülmüştür ki, bu meselelerle yoğunlaşanlar bir itirazı kabul etmeye yanaşmamışlardır. Tekfir boyutlu düşüncelerin esasında norm dışı kalmak vardır. Bu da onların bir söz dinlemeleri durumunda yok olmaları yani norma dönmeleri demek olacağından kolay kolay ikaz kabul edemezler. Vakit zayiatına dalmaktan ise gençlerin o hastalığa yakalanmamalarına çalışmak daha yararlıdır.
Ashab-ı Kiramdan itibaren bu ümmetin büyüklerinin, ulemasının inandığı şudur: a- Cennet iman ile ölenlere, cehennem küfür üzere ölenlere ebedî olarak tahsis edilecektir. b- Kâfir olarak ölenler için ayrıntı yoktur, direkt cehenneme girecek ve ebedî olarak orada kalacaklardır. c- Mümin olarak ölenlerden günahı olmayanlar ebedî olarak kalmak üzere cennete gireceklerdir. d- Mümin olarak ölen ama günahları olanlar ise Allah Teâlâ’nın dilemesine kalmışlardır; direkt affedip cennete koyabileceği gibi belli bir süre cehennemde cezalandırıp cennete de koyabilir. Allah Teâlâ’nın muradının nasıl tecelli edeceği hakkında rakamlı, ölçülü bir görüş beyan etmek mümkün değildir. Mesela, bu dünyada yaşarken günahkâr olan ama şu veya bu sıkıntılara sabır ve imanla dayanabilen ve imtihanı kazananlar o çektikleri sebebiyle direkt cennete girebilecekleri bir af görebilirler. Böyle bir beklentinin elimizde kati ve rakamsal bir ölçüsü yoktur. Ayetler ve hadislerde umut eksenli ifadelerden genel olarak anlaşılan bir sonuçtur bu. e- Bu kural ulemanın genel olarak çizdiği çizgiyi yansıtır. Şaz denebilecek tek tük tahminler, mantık oyununa dayalı beyanlar da varsa bile ilmî bir değeri yoktur.
Size arkadaşlarınızı terk edin veya etmeyin dememize gerek yok, siz ateşin eteklerinizi nasıl kavradığını görmüşsünüz. Allah Teâlâ sizi de bizi de cennetlik kullarından etsin. Samimi ifadelerinize binaen size cennet ve kadın ifadelerinin nasıl kesiştiğini maddeler halinde özetlemeye çalışayım: Mü'min şuna iman eden insandır: Allah’ın adaleti tamdır. Allah kullarına asla zulmetmez, hiç zulmetmez. Allah HAKÎMDİR/her şeyi yerli yerinde yapar. Allah RAHÎMDİR/kullarına onların hak ettiğinden fazlası ile rahmet eder. Allah Teâlâ cenneti mü'min olan erkek ve kadın kullarına vaat etti. Cennet erkek ve kadın için ortak vaat ise cennetteki bütün nimetler de erkek ve kadına ortak vaattir. Âl-i İmran, 195; Nisa, 124; Nahl, 97; Ğafir,40; Tevbe72; Ahzab, 35; Feth, 5; Hadid, 12 âyetleri incelendiğinde bu büyük hakikat çok rahat anlaşılacaktır. Cennette en büyük nimet, nimetlerin sultanı Allah Teâlâ’yı görmektir. Bunda da mü'min cennetlik kadınlar erkeklerle aynıdırlar. Asıl olan cennete girebilmektir. Mü'min, cennet gibi bir nimete erdikten sonra oradaki bir meyve ağacına, kime ne fazla verildiğine takılıp kalabilir mi? Ebedi cennet hayatının yanında nedir konuşulmaya değer olabilecek? Şeytanın insanı imandan çıkarma hamlesinin bu kadar açık başka bir örneği olabilir mi? Mesela erkeklere huriler vaat edildi; huri vaadi olmasa idi erkekler ibadet etmeyecek, şehit olmak için gayret etmeyecek miydi? Cennete girmek, Allah’tan razı olmak için yeterlidir. Allah razı olmuş cennete koymuştur, kul da cennete girince razı olmuştur. Bunun ötesinde hangi söz konuşmaya değer bir söz olabilir? Üzüntünün olmadığı diyar olan cennette kime ne verildiği mi dert olacak mü'min kadına? Eyvahlar olsun ki, mü'min kadınlar cennette bulaşık yıkayacaklarını, çamaşırları onların kurutacağını, misafirleri gelince yorulacaklarını, erkeklerin onları ezebileceğini zannediyorlar! Eyvahlar olsun, mü'min kadınlar cenneti yazlık yeri zannediyorlar, eyvahlar olsun! Şu da bilinmelidir ki: Allah Teâlâ erkeklere neler vereceğini yazdı kitabında ama cennetlik mü'min kadınlara erkeklere vaat ettiğinin muadilini yazmadı. Neden? Çünkü mü'min kadınlar hayâ sahibidirler, onların adına benzer şeylerin zikredilmesi onları hayâları nedeniyle incitebilir. Onların ödüllerini o muhteşem güne sakladı Allah. Şimdi ise Müslüman kadınlar ne konuşuyor, eyvah hâlimize demeyelim mi bacım?
Dinimizi Kur'an okumak ve namaz kılmak ya da oruç tutmakla sınırlı bir alanda anlamanın çıkmazlarından biri de bu çıkmazdır. Namaz kılamadığınız zamanlarda, Kur'an’ı tutamadığınız günlerinizde sizi Rabbinize yaklaştıracak onlarca nafile yok mu? Sıla-i Rahim yapamaz mısınız? Hadis ezberleyemez misiniz? Yetim çocuklarla ilgilenemez misiniz? Yemek yapıp mahallenizdeki fakirlere götüremez misiniz? Evinizde bir fıkıh dersi halkası oluşturup bayan arkadaşlarınızı çağıramaz mısınız? O günlerinizde mesela her gün BİN SALAVAT, BİN ZİKİR, BİN TEKBİR… yapamaz mısınız? Mesela bir mezarlıkta mezar ziyareti yapıp ibretinizi artıramaz mısınız? Telefonla her gün on hanım kardeşinize emr-i bil'maruf yapamaz mısınız? Güzel bir ses sahibi hafızdan bir cüz dinleyemez misiniz? Evde, o günlerinizde ailenize güzel ve farklı meşguliyeti çok ama tadı güzel yemekler yaparak gününüzü doldururken sizi sevenlerin size sevgisini perçinleyemez misiniz? Yapabileceğiniz onlarca nafile yok mu? Bu nafileler de Allah’a yaklaştırmıyor mu? Neden kendinizi şeytanın sıkıştırdığı daracık sokaklarda nefessiz bırakıyorsunuz? Tekrar düşünün bunu, tekrar!
Selamünaleyküm. Dualarınızı beklerim. Tespitlerinizde haklısınız, doğru ve yerinde tespitler yapmışsınız. Bir kere şunu bilmelisiniz ki, insan denen mahlûk hata yumağıdır. Hatasız insan olamaz. Bizim de hatalarımız vardır, inşaallah hıyanetimiz olmaz. Dua edin ayağımız kaymasın. Günlük olaylara dair, açık bir beyan yapmadığımız doğrudur. Bilerek yapmıyoruz bunu. Nedenine gelince, insanların bütününe hitap etmeyi gaye edinen biri, grup mantıklı olarak konuşmaması, yazmaması gerekiyor. Filan günlük mesele hakkında konuşulduğunda o mesele günlük olayların içinde eriyor. Bizim asıl meselemiz, iman davamızın kökleşmesini sağlamaktır diye düşünüyoruz. Şüphesiz yaptığımız tek doğrudur şeklinde bir iddia peşinde değiliz. Dökülen yapraklar yerine ağacın köklerini korumayı amaç edindik. Günlük olayların içindeki kargaşada asıl davamızın erimesinden çekiniyoruz. İnşaallah da doğru yaptığımızı düşünüyorum. Diğerlerinin yanlış olduğu anlamında değil ama birilerinin de bunu yapması gerekir şeklinde bir anlayışımız var. Dua edin lütfen.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
İmam Nevevi’nin Sahih-i Müslim’e yazdığı şerh, alanınıda en muteber kitaplardandır. Baştan sona ilimdir ve tartışmasız denecek oranda beğenilen bir kitaptır. Yalnız bu kitap bir ilmihal gibi okunabilecek kitap değildir. Zira: Nevevi, bu şerhte çıtayı yüksek tutmuştur. Hadis âlimlerine hitap ettiği bölümler vardır. Fıkıh tartışmalarına girdiği bölümler vardır. Belli bir seviyesi olmayan için toplu bilgi anlamında kitap yetersiz olabilir. Bu kitap bir hadis kitabının şerhidir. Sadece önündeki hadisi şerh eder. Bir ilmihal kitabı tipinde derli toplu sayılmayabilir. Bu nedenle size, Arapçasını okuyabildiğiniz kadar bu kitabı tavsiye ederiz
Okunması gerekmez ama sehiv secdesi de gerekmez. Dua bir nebze uzatılmış olmaktadır sadece.
Herhangi bir insana yapılan nasihati yaparsın. İlave olarak rica edersin. Örnek olmaya çalışırsın. Asla cedelleşip soğumasını artırmasın. Hakaret etmezsin. Sosyal ilişkini koparmazsın. Ve sabredersin.
Sakın ha! Sakın böyle bir gaflete düşme. Şeytan seni yeniden eski bataklığına belki de bir daha çıkmamak üzere gömmek istiyor. Bırak helalliği, inceliği ve tevbene sarıl. Dünyanın sonuna kadar yaşasan bile bir daha o günleri aklına dahi getirme. Sakın ha!
Bizim mezheplerimiz, birbirimizi farklılaştırdığımız değerlerimiz değildir. Dört mezhepten her biri haktır demek birinin arkasında diğerinin namazının sahih olmasını gerektirmektedir. Sizin kıldığınız vitri kılan biri hangi mezhepten olursa olsun arkasında kılarsınız. O sizin kıldığınız vitri kılmıyorsa siz kendiniz kılarsınız.
Tam bir fitne zamanında yaşıyoruz. İmanın fitneye kapılma ihtimali yüksek olan bir zamandır bu zaman. Buna göre de bir mü'min olarak ilk ve öncelikli vazifemiz, imanımızı korumak olmaktır. Başkaları ile ilgilenirken biz eriyor olabiliriz. İmanımızı, salih amellerimizi, mü'min çevremizi, cihat heyecanımızı, ahiret endişemizi eskitmeden korumakla başlayan bir görevimiz vardır. Bu bölümü teminat altına almalıyız. İkinci olarak da şunu bileceğiz: Biz kuluz. İnsanlar da bizim gibi kuldurlar. Kalplerimiz Allah Teâlâ'nın elindedir. Hidayet etmek onun işidir. Biz ses çıkarırız, yol alırız; neticeyi Allah Teâlâ verir. Sanki her sözümüz bir kişiyi hidayete erdirecek gibi bir beklenti içinde olamayız. Görevimizi iyi belirleyelim. Bizim görevimiz hidayete erdirmek değil hidayete davet etmektir. Bunu becerebilirsek gerisini Allah Teâlâ kolaylaştırır. Üçüncü olarak da şunu bileceğiz: İnsanlar sözlerden çok örneklerden etkilenirler. Biz iman iddiası olan mü'minler olarak iyi mü'min olma gayretinde olacağız. 'Bütün dünya fesada boğulsa ben tek başıma son iyi mü'min örneği olarak kalacağım' şuuru bize hakim olmalıdır. Başarı burada gizlidir. Anlatan, anlattığını kendi üzerinde örneklendiremeyen mü'min başarılı olamaz. Resmi görevli, memur mantıklı hocalık başarısızlık bir numaralı örneğidir. Bir başka temel husus da şudur: İnsanların kul olmaları ile alakalı derdi olanlar insanlarla mal ilişkisine girmeyecekler. Mal alıp verme ile sürdürülen ilişkilerin üzerine imani etki geliştirmek zordur. Ve özellikle Allah Teâlâ'nın bizi başarılı kılması için samimi dualar yapmaya mecburuz. Duamız kadarız biz, duamız! Rabbim muvaffak kılsın.