Fetva Meclisi
Soru
Hocam “Biliniz ki içinizde Allah’ın Resûlü vardır...” (Hucurat 7) ve “Ey peygamber hanımları! Sizden kim açık bir hayâsızlık yaparsa, onun azabı iki katına çıkarılır. Bu, Allah´a göre kolaydır” (Ahzab 30) ayetlerini Kur’an’ın evrenselliği ve tarihselcilik noktasında nasıl anlamalı ve güncellemeliyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ashabı yani ilk Müslüman olan nesil elbette bizimle aynı imanı, aynı Kur'an’ı ve aynı davayı paylaşmaktadırlar. Daha da isabetli olan ise şudur: Biz elbette onlarla aynı iddiaları ve yolu sürdürdüğümüzü söylüyoruz. Buraya kadar bir sorun yoktur. Ne var ki, onlar hakkındaki kararı bizzat Allah Teâlâ verdi ve onların kimliğini onayladı. Biz ise henüz iddia sürecindeyiz. Bizim yapmayı ideal ve iddia ettiğimiz şeyler onların başarıp bitirdiği şeyler oldu. Başta Kur'an’ımız olmak üzere onları bizzat Peygamber aleyhisselam efendimiz övdü ve takdir etti. Tarih onları öne çıkardı. Bu sebeple kâğıt üzerinde bir aynı olma söz konusu olur ama pratikte aynı olmayı ispat edemeyiz. Onlar hakkında ana hatları ile şu malumatı tespit etmemiz gerekir: Sahabiler Allah onlardan razı olsun, Peygamber aleyhisselamın talebeleri ve ilk neslidir. İmanla dolu kalpleri, ispat edilmiş Allah ve Peygamber sevgisi, konuştuklarına ve sözlerine sadakatleri, ortaya koydukları fedakârlıkları ve benzeri ayrıcalıklarıyla onlar bu ümmetin en üstünleri oldular. Onlardan daha imanlı, daha ahlâklı, daha iyi ibadet yapan olmadı, olmayacak da. Kur'an’ımız onları böyle övdü. O kadar ki bizzat Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onları sevmeyi imandan, onlara buğz etmeyi de nifaktan saydı. Kıyamete kadar mü'min olarak yaşamak isteyen ve Rabbine imanla gitmek isteyen herkes böyle bilmek ve bunu kabul etmek zorundadır. Hiçbir zaman ve hiçbir kavram onları eskitemeyecektir.
Selamünaleyküm.Biz bu sitede dini meseleleri tartışmıyoruz. Tartışmanın gereksizliğinden değil ama insanların zaruri bilgilenme ihtiyacını karşılamanın daha önemli olduğuna inandığımızdan böyle yapıyoruz. Sizinle de bu meseleyi tartışmayı uygun bulmuyorum. Sadece şunu belirtebilirim:Bu ümmetin, sabahlara kadar teheccüd kılan, vakıf malıdır diye cami çeşmesinden bile su içmeyen ulemasından binlercesi, belki de yüz binlercesi on dört asırdan beri sözünü ettiğiniz meselelerde bir görüş üzerinde hareket ediyorlardı. Sözünü ettiğim bu ulemaya sahabenin uleması da dâhildir.Şimdi ise laik bir ülkenin, Şeriat Fakültesi diye isim bile vermeyi tenezzül etmeyip İlahiyat Fakültesi diye kurduğu kurumlarda yetişerek, oralarda unvan sahibi olarak ilim öğrenen insanların ortaya attığı görüşler vardır. Bir de bunlar, teheccüdle de hatta sabah namazını camide kılmakla da pek alakası olmayan kimselerdir. Sekreterleri ile oturabilen tipler olmaları da muhtemeldir. Yeni cephede de bunlar vardır. İzin verin ben, başını Aişe anamızın çektiği bin dört yüz yıllık büyük kitlede kalayım. Onların, bu modernler tarafından ilan edilen hatasına razıyım. Sabah namazını camide kılmazların doğrusundan ise, secdede iken gözyaşı akıtanlarla, ellerinde kılıçlarla meydanlarda şehit düşenlerle beraber bulunayım. Bırakın, o hatalar ve sahipleri ile kalalım. Zira bunlarınki, olsa olsa hatadır. Tezlerini geçirmek veya TV ekranlarına çıkmak için değildir sözleri. Bırakın doğal kalalım. Suni dinden ise doğal dinimiz olsun. Size de tavsiyemiz budur. Bunun hesabı daha kolay olsa gerek mahşerde. Allah'a emanet olunuz.
Bu manayı farklı şekillerde ifade eden hadis sahihtir. Hadisin mesajı şudur: Allah Teâlâ, her insanın yaşadığı hayatı nasıl değerlendireceğini bilmektedir. O bildiğini de önceden yazmıştır. Kul, Allah Teâlâ yazmış olduğu için yapmaz yaptığını. Onun ne yapacağını önceden bildiği için yazmıştır Allah o kaderi. Dolayısıyla herkes yazılmışa doğru yürür. Bu ise, sorumluluğun kul üzerinde kalmasını gerektirdiği için kulun çalışıp gayret etmesi gerekir.
Selamünaleyküm. İçinden çıkılamayacak bir şeye girmişsiniz. Ne sizin dediğiniz ispat edilebilir ne de onun dediği denebilecek bir sözdür. Tamamen gereksiz bir tartışma olarak sürdürmeyin bunu diye tavsiye ederiz.
Selamünaleyküm. Kur'an iki tür ayet ihtiva eder. Biri, muhkem, diğeri de müteşabihtir. Muhkem, içeriği anlaşılan, bizden istediği belli olan ayet demektir. Müteşabih ise, yüzeysel olarak anlaşılması mümkün olmayan ayet demektir. Bizzat Kur'an, bu ayetlerin varlığından söz etmektedir. Allah kime ne kadar bildiriyorsa sadece onlar o ayetleri anlayabilirler. Neden Kur'an'da bu tür ayetler var derseniz deriz ki: Kur'an, bilgi kitabı değildir; iman kitabıdır. - Evet, Kur'an'da Peygamber aleyhisselamın açıklamadığı birkaç kısa ayet vardır. Surelerin başındaki harflerdir bunlar. - Hiçbir tartışmada hiçbir şey ispat edilemez. Tartışmanın ucu cehalettir. Kimse ile din hususunda tartışmayın. Kendi işinize bakın, kulluğunuzu yaşayın.
Başımıza musallat olmuş düşman belası kadar ağır belalarımızdan biri de kitabımızın ticaret metaına dönüştürülmesidir ve bunu yapanlardır. Kur'an’ımızı bu duruma getirenleri Allah’a havale etmekten başka bir çare bulamıyorum. Bu ümmetin şu mahzun hâline bakıp da ibret alacakları ve bir şeyler yapacakları yerde menfaatlerini ve zevklerini kollamaktadırlar. Kur'an’dan geçim sağlayanların yaptığına razı olamayız. Onları Kur'an için bir şey yapmak yerine kendileri için bir şey yapan zavallılar olarak görürüz. Onlar dinimizi bitirmeye çalışan keneler gibidirler. Size tavsiyemiz şudur: Hak bildiğinizi uygulayın. Bu uğurda gayret edin, çileye talip olun. O tipleri boşuna muhatap almayın. Onlara kırk âyet okusanız dinlemezler. Boşuna kendinizi yormayın. Onlarla uğraşacak yerde bir insana abdest öğretin. Alıcı olan birine bir âyet öğretin. Sabredin ve Allah’ın ecrine nail olun. Size dualar ederiz.
ahzab konusundaki diğer fetvalar
Sizin de belirttiğiniz gibi cariye, köle sistemi kalkmıştır. Dinimiz İslam, köleliğin bitmesine adeta teşvikte bulunan uygulamalarda bulunmuştur. Hür Müslüman kadının tesettürü ile cariyenin tesettürü farklıdır. Tesettürle ilgili ayetlerin tefsirinde konuyla ilgili derin malumat bulabilirsiniz. Bilhassa İbni Kesir Tefsiri ve Tefsir’ül Münir eserlerine bakabilirsiniz. - Cariyelerin tesettürü hür mümin kadınlardan farklıdır. - Cariyelerin başları dışındaki bütün yerlerini örtmeleri gerektiğini söyleyen âlimler olduğu gibi hür mümin kadınlar gibi bütün bedenlerini örtmeleri gerektiğini söyleyen âlimler de vardır. - Hür/cariye ayrımı yapılması gereken bir dönem olmuştur. Siyasi ve toplum menfaatine uygun bir karar verilmesi gereken bu dönemde hür kadınlar cilbab giymiş cariyelerin giymemesi istenmiştir. Siyasi ve sosyal bir zorunluluk sebebiyle alınan bu önlem, ön görülen tehlike geçince gerekli olmaktan çıkmıştır. Bu konu üzerinde daha derin bir araştırmak yapmak isterseniz yukarıda ismi verilen eserlere bakabilir ve kadim tefsir kitaplarında tesettür ayetlerinin tefsirlerini inceleyebilirsiniz. Allah'a emanet olun.
Bu hüküm Ahzab suresinin otuz üçüncü ayetinden gelmektedir. Âyet, Peygamber aleyhisselamın hanımları olan annelerimize ve onların üzerinden de bütün mü'min kadınlara hitap etmektedir. Âyetin meali: “Evlerinizde kalın ve eski cahiliyede olduğu gibi açılıp saçılmayın.” şeklindedir. Âyet, çok açık bir şekilde cahiliye dönemi kadını ile iman etmiş kadın arasında bir farkı öne çıkarmaktadır. O fark şudur: Cahiliye kadını, ölçüsüz bir şekilde evinin dışında bulunabilen kadındı. Müslüman kadının ise bu ölçüsüzlüğe kapılması mümkün değildir. Müslüman kadının adresi ve merkezi evidir. Bu ev olma durumu dışarı ile bağlantı kuramama gibi bir sonuca götürmez. Dışarının sürükleyen etkisinde kalmamasına yönelik bir tedbirdir bu. Kadının merkezi evidir. Evinden hayatı sürdürür. Evden çıkamaz sözü ile “evi merkezidir” arasında ciddi farklar vardır. Bu farklardan birini kadının camiye beş vakit namaza gitmesi ile alakalı konuda görebiliyoruz. İslam fakihleri caminin onca ağırlığı ve önemine rağmen kadının namaz kılmak için camiye gitmesini serbest bir konu gibi görmemişlerdir. Özellikle genç kadınların ve tedbir açısından dikkatsiz davranabileceklerin camiye giderek kazanacakları muhtemel sevap ile ev merkezini kullanarak kazanacakları sevabın aynı olmadığını hadislere dayanarak belirtmişlerdir. Konuyu basit bir birey hakkı gibi gören anlayış bunu idrak edemez. Dinimiz kadını bir birey olarak değil insanın aslı, hayatın dengesi olarak görmektedir. Bunun için de kadının cami bağlantısına yasak getirmemiş olsa bile sınırlamalar getirmiştir. Yoksa kadın evinin kölesi gibi değildir, evinde hâkimdir ve özgül ağırlığa sahiptir. Kadının ev ağırlıklı bir hayat yaşaması Allah’ın açık bir emridir. Yaşanan çağın fesadından etkilenerek buna itiraz etmek, teslimiyet mantığında arıza bulundurmak demektir. Esasen kadın da bilir ki evden uzaklaştıkça kaybeden odur. O evden uzaklaştıkça şeytanlaşmış gözler ve akıllar için daha kolay bir tuzak olabilecektir. Bu nedenle ümmetimizin geçmişinde ağırlıklı anlayış, kadının evinde sultan olması anlayışıdır. Anneliği ve eş olması penceresinden bakıldığında da bu ince ölçü daha iyi anlaşılır. Kadın, gerekli hassasiyetlere dikkat ederek evinden çıkıp gayet tabi eğitim alabilir, ticaret yapabilir, ziyaretlerde bulunabilir. Onun için yapılması mübah olan hangi iş varsa o işi görmek için evden çıkmasında sakınca vardır diyen bir ilim adamı olmamıştır. Sakınca ölçünün kaçmasında ve adeta kaş yaparken göz çıkarılmasındadır. Sokağın fasit görüntüsünün zihinlere, oradan da ev hayatına yansımasıdır. Kadının çıkıp bir işte çalışması da böyledir. Çalışabilir. Ailesi veya eşinin de uygun gördüğü, imanı ve ahlâkı açısından risk taşımayan bir işe neden gitmesin? Ama bu işi yaşadığımız zamanda hangi kadın bulmuş ve garanti etmiştir? Bu sorunun adil bir cevabı aranmaktadır. Kazanılan prestijler, mallar, diplomalar ve kaybedilen aile saadetleri arasındaki dengeyi ölçmek ve bir kâr-zarar tablosu çıkarabilmek için insanlığın biraz daha aile kaybetmesi gerekiyor anlaşılan. Allah yardımcımız olsun.
Dinimizi Yahudi’den de içimizdeki cahillerden de korumamız gerekir. Yarın birisinin çıkıp GÜNEŞ ÜÇGENDİR demesi kadar abes bir sözdür bu. Ayetteki emanet genel olarak Allah’ın emir ve yasaklarıdır. Anne baba konusu da bunlardan biridir. Âyetler ile bu şekilde rahat yorumlar üzerinden oynamak tehlikelidir. Uzak durmanızı tavsiye ederiz size.