Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Vekâleten hac yaptırmak yerine hac parasını tasadduk etmekle hac sorumluluğu düşer mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Farz ibadetlerde asıl olan, o ibadeti zamanında ve emredildiği şekliyle yapmaktır. Diğer bir ilke de kişinin bizzat kendisinin yapmasıdır. Ancak bazı ibadetler, bazı durumlarda vekâlet yoluyla yaptırılabilir. Hac ibadetini yapamayacak derecede sağlığı bozulan veya aşırı yaşlılık nedeniyle kendisi hacca gidemeyecek durumda olanlar kendi yerine haccetmesi için masraflarını karşılayarak vekil gönderebilirler. Fakat vekil gönderecek parayı fakirlere sadaka olarak vermekle veya bir hayır kurumuna yardım yapmakla hac görevini yerine getirmiş sayılmazlar. Böyle yapanın hac borcu düşmez, sadakasının sevabını alır (Merğinânî, el-Hidâye, 2/483).
Hac, hem bedenî hem de malî bir ibadettir. Vekil (bedel) tarafından yapılan hac ile vekil gönderen kişinin üzerine farz olan hac borcunun ödenmiş sayılabilmesi için vekilin hac masraflarının, kendisini vekil gönderen kişi tarafından karşılanması gerekir. Eğer bir kimse birisini hac yapması için vekil tayin etse fakat vekil masraflarını kendi parasından karşılasa bu hac, vekâlet verenin değil masrafını karşılayan vekilin kendisinin olur; başkasının üzerindeki farz hac yerine gelmiş olmaz. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/213) Ayrıca vekil olarak hacca giden kimsenin, vekil gönderenden hac masrafları dışında bir ücret almasının caiz olmadığı, hac masrafları için aldığı parayı hac boyunca harcadıktan sonra geri kalan miktarı kendisini gönderene iade etmesi gerektiği hususu, fıkıh kaynaklarında açıkça belirtilmektedir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/600) Bu itibarla hac masrafı ve harcırahı, Diyanet İşleri Başkanlığı ya da herhangi bir şirket tarafından karşılanmak suretiyle hacca görevli giden bir kimsenin, başkaları adına hac yapması caiz değildir. Ancak görevli kimse, farz haccı edâ etmeden ölmüş olan veya vekâlet vermesi şartıyla hacca gidememe özrü süreklilik arz eden anne, babası gibi yakınlarının yerine ücret almaksızın hac yapabilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/213; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/599)
Hac ibadeti sağlık, mali imkân ve yol emniyeti yönünden haccetme imkânına sahip, hür, akıl sağlığı yerinde ve buluğ çağına erişmiş Müslümanlara farzdır. Bu şartları taşıyan kişinin, imkân bulunca, geciktirmeden bu farzı yerine getirmesi gerekir. Kendisine hac farz olan kimsenin, haccını bizzat eda etmekle yükümlü olması için, sağlıklı olması, tutukluluk veya yurtdışına çıkma yasağı gibi bir engelinin bulunmaması ve yolun güvenli olması şarttır. Hac yolculuğuna katlanamayacak, ya da fiilen haccedemeyecek derecede hasta olanlar ile yaşlılar, hac kendilerine farz olsa bile eda ile yükümlü değildirler. Bu durumda olanlar şartları oluştuğu takdirde bizzat haccederler. Eğer şartlar oluşmazsa kendi yerlerine bedel göndererek hac yaptırırlar. Mali bakımdan imkânı olmayanlara -kur 'ada çıkmış olsalar da- hac farz değildir. Bu kişiler hacca gitmekle yükümlü olmadıkları gibi, kendi yerlerine bedel göndermeleri de gerekmez. Söz konusu kişiler adına, vekâleten hacca gitmek üzere resmi işlem yaptırıp, gerçekte kendileri adına hac yapan kişiler haccın rükünlerini ve şartlarını yerine getirdikleri takdirde, hac mükellefiyeti kendilerinden sakıt olmaktadır. Ancak bu ibadetin ifası esnasında yalan beyana tevessül edilmekte, üstelik bu şekilde hac sırasının kendisine gelmesi gereken bir başkasının önüne geçilerek kul hakkı da ihlal edilmektedir. Ayrıca namına vekâleten hac yaptırılmak üzere resmi işlem yapılan kişi de, bu şekilde hakkını kullanmış sayılacağından dolayı, bilahare imkânlara kavuşsa bile tekrar hacca gidemeyecektir. Hac gibi önemli bir ibadetin, yalan beyan gibi meşru olmayan yollara başvurularak ve kul hakkı ihlal edilerek ifa edilmesi caiz değildir. Dolayısıyla bu gibi yollara tevessül ve yardım eden tüm taraflar sorumlu olacaktır. İhlas ve ihsan üzere icrası gereken bir ibadetin, bu gibi haram vesilelerle zedelenmemesi gerekir.
Kendisine hac farz olmuş bir kimse sağlık, yaşlılık vb. bir sorun sebebiyle bizzat hacca gidemeyecek durumda olursa, başka birisini vekil (bedel) göndererek, vekâlet yoluyla hac yaptırabilir. Böyle kişilerin, hayatta iken birini vekil olarak göndermesi mümkün olduğu gibi mirasçılarına, ölümünden sonra kendi adına bedel haccı yaptırılmasını vasiyet etmeleri de mümkündür (Kâsânî, Bedâi‘, 2/212). Hz. Peygamber (s.a.s.), ölen yakınları veya yaşlı büyükleri yerine hac yapıp yapamayacaklarını soran kişilere, söz konusu yakınları için hac yapabileceklerini belirtmiştir (Buhârî, Hac, 1 [1513]; Cezâü’s-sayd, 22 [1852]; Eymân, 30 [6699]; Müslim, Hac, 407 [1334]). Bir kişinin kendi yerine vekil (bedel) göndererek hac yaptırabilmesi için şu şartların bulunması gerekir: a) Adına haccedilecek (vekil gönderen) kişiye, hac farz olmuş olmalıdır. b) Adına haccedilecek kişi vefat etmiş olmalı veya yaşlılık, iyileşme ümidi olmayan bir hastalık gibi sebeplerle, bizzat haccetmekten devamlı olarak âciz olmalıdır. c) Bedel gönderilecek kişi Müslüman, akıl sağlığı yerinde, ergenlik çağına ulaşmış bir kişi olmalıdır. d) Vekil gönderilen kişinin hac masrafı, gönderen tarafından karşılanmalıdır. e) Vekil için hac masrafları haricinde bir ücret şart koşulmamalıdır. f) Adına haccedilen kişi, kendisi için haccetmesini vekilden istemiş olmalıdır. İzin veya vasiyeti olmadan, bir kimse adına başkası tarafından yapılan hac ile o kimse üzerindeki hac borcu ödenmiş olmaz. Ancak mirasçının, mûrisi adına yaptığı hac, bu hükmün dışındadır. Ölmüş bulunan mûrisin vasiyeti bulunmasa bile, varisin onun adına yaptığı hac geçerlidir. g) Vekil, haccı bizzat kendisi yapmalıdır. h) Vekil, ihrama girerken sadece gönderen adına niyet etmelidir. i) Vekil, gönderenin isteğine uymalı, onun istediği haccı yapmalıdır. j) Vekil, gönderen adına yapılacak menâsiki tamamlamadıkça kendisi için umre yapmamalıdır (Kâsânî, Bedâi‘, 2/212-215; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/600). k) Vekil, müvekkilin memleketinden yola çıkmalıdır. Eğer vekil, hac yolculuğu esnasında ölürse ve vasiyet de ederse; bedelin İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre, vefat ettiği yerden gönderilmesi gerekir. Ancak yerine haccedilmesini vasiyet eden kişinin miras bıraktığı malının üçte biri, memleketinden giderek hac yapmaya yetmiyorsa, istihsanen, terekenin üçte birinin yettiği yerden hac yaptırılır (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/524-526).
Hacca vekil olarak giden hacı, hac esnasındaki keffaret gerektiren hatalarının cezasını kendisi öder.
Bu durumda sen kendi malından da olsa başkasına onun adına haccetmek üzere göndermek zorundasın. Böyle bir sözleşme zaman aşımına uğramaz. Yıllar geçse de onun adına haccetme görevi senin zimmetindedir. Sözleşmenizi iptal edemezsin.
HAC ve UMRE konusundaki diğer fetvalar
Günümüzde hac ve umre ibadetleri esnasında bulaşıcı hastalıklar veya enfeksiyona sebep olabilecek toz, gaz vb. zararlı şeylerden korunmak gibi nedenlerle tıbbî maske takılmaktadır. Ayrıca ihramlı olarak görev yapan sağlık çalışanlarının da bu tür maske kullandıkları bilinmektedir. Tıbbî maske takmanın, ihram yasağı kapsamına girip girmediği hususunda farklı görüşler bulunmaktadır. Mutat giysilerle erkeklerin başlarını örtmesinin ihram yasağı oluşturduğunda fukaha arasında ittifak vardır. İhramlı erkek ve kadınların mutat giysilerle yüzlerini örtmesi de Hanefî ve Mâlikî mezheplerine göre ihram yasakları kapsamındadır. (Merğînânî, Hidâye, 1/136; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/547; İlîş, Minehu’l-celîl, 2/303) Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise yüzün örtülmesi kadınlar için ihram yasağı olup erkekler için ihram yasağı değildir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/268; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/300-302) Hanefilere göre ihramlı kimsenin mutat bir giysi ile bir gündüz veya bir gece süresince yüzünü örtmesi durumunda ceza olarak dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Şayet bu süre, bir gündüz veya bir geceden az olursa sadaka-i fıtır verilir. Ayrıca yüzün dörtte birinden azının örtülmesi durumunda bir fitre miktarı sadaka verilmesi yeterli olur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/547) Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre bu ihram yasağını işleyen kişi, süresine bakılmaksızın dem, üç gün oruç ve altı fakire sadaka vermekten birisini seçmekte muhayyerdir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/250; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/300; İlîş, Minehu’l-celîl, 2/303) Yukarıda belirtilen hükümler mutat giysilerle yüzün veya başın örtülmesine dairdir. Fukahâ, mutat giysi olmayan şeyleri ise ihram yasağı kapsamında görmemiştir. Örneğin fakihlere göre mutat giysi olmadığından, başın üst tarafından terek yapılarak yüze sarkıtılan örtü (sedl) (İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/302; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/527-528; İlîş, Minehu’l-celîl, 2/303; Bâcûrî, Hâşiye, 2/453) veya başın üzerinde taşınan kova, kasa vb. şeyler ihram yasağı ihlali oluşturmamakta ve herhangi bir ceza gerektirmemektedir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/185; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/547; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/300; İlîş, Minehu’l-celîl, 2/304) İhramlı erkek ve kadınlar tarafından takılan tıbbî maske de mutat giysi olmadığından ihram yasağı ihlali oluşturmadığı gibi ceza da gerektirmez.
Saç veya sakalın dörtte birini ya da daha fazlasını veya ense, kasık yahut koltuk altlarındaki tüylerin tamamını tıraş eden ihramlı kimseye Hanefîlere göre dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Saç veya sakalın dörtte birinden daha azını ya da ense, kasık veya koltuk altlarındaki tüylerin bir kısmını yahut bacak, göğüs ve diğer uzuvların tamamını tıraş eden ihramlı kişiye ise bir fitre miktarı sadaka verme yeterli olur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549-550; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 461-464) Diğer taraftan mazereti olan ihramlı kimse, saçını, sakalını veya vücudunun herhangi bir yerini tıraş edebilir. Ancak ihramlı kimsenin tıraş olması ceza gerektirir. Çünkü mazeretli olmak, tıraş olmayı mubah kılsa da cezayı düşürmez. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/9-10; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549) Ceza konusunda ise muhayyerlik hakkından yararlanabilir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/159; Zeylaî, Tebyîn, 2/56) Bu itibarla hastalık gibi bir özür nedeniyle saç veya sakalın en az dörtte birini ya da ense, kasık veya koltuk altlarındaki tüylerin tamamını tıraş eden ihramlı kimse, Hanefîlere göre dem (koyun veya keçi kesmek), üç gün oruç tutma veya altı fakire bir fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih ederek fidye öder. Saç veya sakalın dörtte birinden daha azını ya da ense, kasık veya koltuk altlarındaki tüylerin bir kısmını yahut bacak, göğüs ve diğer uzuvların tamamını tıraş eden ihramlı kişi ise bir fitre miktarı sadaka verme ya da bir gün oruç tutma seçeneklerinden birini tercih edebilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549-550, 557-558; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 461-464, 472-473)
Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre umrenin tavaf ve sa‘yini ara vermeden yapmak ve hemen saç tıraşı olup ihramdan çıkmak sünnettir. (Serahsî, el-Mebsût, 4/48; Kâsânî, Bedâ’i, 2/130; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/47-48; Kalyûbî, Hâşiye, 2/132-137) Dolayısıyla umre ibadetinde, tavaf, sa‘y ve saç tıraşının peş peşe yapılmasına dikkat etmek ve arada başka bir ibadet veya işle meşgul olmamak uygun olur. Bununla birlikte kişinin, umre tavafı ve sa‘yi arasında veya sa‘yini yaptıktan sonra saç tıraşı olup ihramdan çıkmadan önce nâfile tavaf yapması ibadetinin geçerliliğine engel teşkil etmez. Öte yandan umre ihramından çıkmadan nâfile tavaf yapmak isteyen kimsenin, ihram yasaklarına riayet etmesi gerekir. Ayrıca bu kişi umre tavafından ayrı olarak nâfile tavafı için de tavaf namazı kılmayı ihmal etmemelidir.
Hac, İslâm’ın beş temel esasından biri olup bedenî ve malî yönü olan bir ibadettir. Hac; âkil, bâliğ ve malî yeterlilik sahibi olan Müslümanlara farzdır. İmam Ebû Hanîfe ile İmam Mâlik’e göre, bir kişiye haccın farz olması için yukarıdaki şartların yanında hac menâsikini yerine getirebilecek bedenî güce ve sağlığa sahip olması da şarttır. Kurulumuz da bu görüşü tercih etmektedir. (2019/4 tarih ve sayılı Kurul Kararı) Ancak hac kendilerine sağlıklı iken farz olduktan sonra bunu edâ etmeyen ve sonrasında sağlığını kaybedenlerin vekil (bedel) göndermek suretiyle bu ibadeti vekâletle yerine getirmeleri gerekir. Bu konuda âlimler arasında görüş birliği vardır. (bk. İbn Nüceym, el-Bahr, 2/335; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/84; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/221-222; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/219) Yukarıda sayılan vücup/yükümlülük şartlarını taşıyan kişinin haccı bizzat eda etmekle yükümlü olması için yol emniyetinin olması, tutuklu olmaması, yurt dışına çıkma yasağının bulunmaması ve kadının iddet döneminde olmaması şarttır. Bu tür kişilerin engelin ortadan kalkmasından sonra hacca gitmeleri gerekir. Haccı bizzat yapamayacak durumda olmaları halinde ise vekil göndermek suretiyle hac görevini yerine getirmelidirler. Hayatta iken vekil göndermemişlerse, kendi adlarına hac yaptırılmasını vasiyet etmelidirler. Vasiyet etmeden ölmüşlerse varisleri onlar adına hac yapabilir/yaptırabilir. (bk.Kâsânî, Bedâ’i, 2/212; Zeylaî, Tebyîn, 2/3-4) Günümüzde hac farz olur olmaz hacca müracaat ettiği hâlde kurada ismi çıkmadığı için hacca gidemeden ölen kimseler, hacca gitmeye imkân bulamadıkları için borçlu olarak ölmüş olmazlar.
Hac ayları, hicrî takvimdeki şevvâl ve zilkade aylarının tamamı ile zilhicce ayının ilk on günüdür. Hac için ihrama bu aylar içerisinde girilmesi gerektiğinden dolayı bu aylara hac ayları denilmiştir. Bu döneme hac ayları denmesi, hac menâsikinin bu aylardan herhangi birinde bitirilebilmesi açısından değil haccın şartı olan ihrama şevvâlden itibaren girilebilmesi bakımındandır. Bu süre içerisinde ihrama girerek haccın iki temel rüknünden biri olan ve sadece zilhiccenin dokuzuncu günü öğle vakti ile onuncu günü fecr-i sâdık arasında yapılabilen Arafat vakfesini yapan kimsenin haccı geçerli olur. Haccın diğer rüknü olan ziyaret tavafında ise asıl olan bayramın ilk üç gününde yapılmasıdır. Ancak mazeretsiz olarak bu günlerden sonra yerine getirilmesi mekruh olmakla birlikte ceza gerektirmez. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/132-133; Mâverdî, el-Hâvî, 4/192; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/391)
Hanefî ve Şâfiî mezhebine göre vekil, hac veya umre vazifelerini edâ esnasında dem (koyun veya keçi kesmek), bedene (deve veya sığır kesmek) veya sadaka gerektiren bir yasağı ihlal ederse söz konusu cezaların bedelini kendisi öder. Zira ceza gerektiren yasakları bizzat kendisi ihlal etmiştir, bunun müvekkille (yerine haccedilen) bir ilgisi yoktur. Diğer taraftan ihsâr (ihrama girildikten sonra irade dışı gerçekleşen bir engel dolayısıyla umrede tavafı veya hacda Arafat vakfesinin yapılamaması) nedeniyle kesilecek olan kurban, adına haccedilecek kişinin (müvekkilin) malından karşılanır. Zira ihsârda vekilin herhangi bir kusur ya da ihmali yoktur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/215; Aynî, el-Binâye, 4/476; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/456; Uceylî, Hâşiyetü’l-cemel, 2/393-394)