Fetva Meclisi
Soru
Hacca vekâleten yollanan kişi kendi kefaretini kendi mi ödemeli yoksa ona verilen miktardan onu da alabilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Üzerine hac farz olduktan sonra hac ibadetini yapamayacak derecede sağlığı bozulan veya aşırı yaşlılık nedeniyle kendisi hacca gidemeyecek durumda olan kimseler, kendi yerine haccetmesi için masraflarını karşılayarak vekil göndermelidirler. Bu kişiler, vekil göndermek yerine hac parasını fakirlere sadaka olarak vermekle veya bir hayır kurumuna yardım yapmakla hac yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılmazlar. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/178)
Keffaretin kendisine verildiği kişi, o keffareti almaya müstahak ise onu bilmesi veya bilmemesi sonucu değiştirmez. Allah'a emanet olun.
Hac, hem bedenî hem de malî bir ibadettir. Vekil (bedel) tarafından yapılan hac ile vekil gönderen kişinin üzerine farz olan hac borcunun ödenmiş sayılabilmesi için vekilin hac masraflarının, kendisini vekil gönderen kişi tarafından karşılanması gerekir. Eğer bir kimse birisini hac yapması için vekil tayin etse fakat vekil masraflarını kendi parasından karşılasa bu hac, vekâlet verenin değil masrafını karşılayan vekilin kendisinin olur; başkasının üzerindeki farz hac yerine gelmiş olmaz. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/213) Ayrıca vekil olarak hacca giden kimsenin, vekil gönderenden hac masrafları dışında bir ücret almasının caiz olmadığı, hac masrafları için aldığı parayı hac boyunca harcadıktan sonra geri kalan miktarı kendisini gönderene iade etmesi gerektiği hususu, fıkıh kaynaklarında açıkça belirtilmektedir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/600) Bu itibarla hac masrafı ve harcırahı, Diyanet İşleri Başkanlığı ya da herhangi bir şirket tarafından karşılanmak suretiyle hacca görevli giden bir kimsenin, başkaları adına hac yapması caiz değildir. Ancak görevli kimse, farz haccı edâ etmeden ölmüş olan veya vekâlet vermesi şartıyla hacca gidememe özrü süreklilik arz eden anne, babası gibi yakınlarının yerine ücret almaksızın hac yapabilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/213; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/599)
Vekil olarak gönderilen kişi, önce müvekkilin verdiği görevi yapmalı, gönderenin şartlarına muhalefet etmemelidir. Muhalefet etmesi hâlinde haccına devam eder ve dönüşte aldığı parayı iade eder; haccı da kendi adına yapmış olur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/212-215) Temettu‘ haccı, umre ile haccın birlikte yapıldığı bir ibadet olduğuna göre vekil umreyi kendi adına yaparsa artık bu haccı kendisi için yapmış olur; müvekkilin parasını iade etmesi gerekir. Ancak vekil olan kişi, hac menâsikini tamamladıktan sonra ilave masrafları kendisi karşılaması şartıyla dilerse kendi adına umre yapabilir.
Farz ibadetlerde asıl olan, o ibadeti zamanında ve emredildiği şekliyle yapmaktır. Diğer bir ilke de kişinin bizzat kendisinin yapmasıdır. Ancak bazı ibadetler, bazı durumlarda vekâlet yoluyla yaptırılabilir. Hac ibadetini yapamayacak derecede sağlığı bozulan veya aşırı yaşlılık nedeniyle kendisi hacca gidemeyecek durumda olanlar kendi yerine haccetmesi için masraflarını karşılayarak vekil gönderebilirler. Fakat vekil gönderecek parayı fakirlere sadaka olarak vermekle veya bir hayır kurumuna yardım yapmakla hac görevini yerine getirmiş sayılmazlar. Böyle yapanın hac borcu düşmez, sadakasının sevabını alır (Merğinânî, el-Hidâye, 2/483).
Hanefî ve Şâfiî mezhebine göre vekil, hac veya umre vazifelerini edâ esnasında dem (koyun veya keçi kesmek), bedene (deve veya sığır kesmek) veya sadaka gerektiren bir yasağı ihlal ederse söz konusu cezaların bedelini kendisi öder. Zira ceza gerektiren yasakları bizzat kendisi ihlal etmiştir, bunun müvekkille (yerine haccedilen) bir ilgisi yoktur. Diğer taraftan ihsâr (ihrama girildikten sonra irade dışı gerçekleşen bir engel dolayısıyla umrede tavafı veya hacda Arafat vakfesinin yapılamaması) nedeniyle kesilecek olan kurban, adına haccedilecek kişinin (müvekkilin) malından karşılanır. Zira ihsârda vekilin herhangi bir kusur ya da ihmali yoktur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/215; Aynî, el-Binâye, 4/476; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/456; Uceylî, Hâşiyetü’l-cemel, 2/393-394)
hac konusundaki diğer fetvalar
Haccın zamanından beri izdihamla yapıldığı bilinen bir gerçektir. Hatta hac için meşakkat kelimesi bile kullanılmıştır. Buna rağmen bayanların izdihamdan kaynaklanan bir nedenle haccetmeyecekleri kadim ulemamızın kayıtları arasında yoktur. Evet, bir meşakkat vardır ama bayanların mahremiyete dikkat edemeyecekleri, etseler de muhakkak vebale girecekleri şeklinde bir tespit doğru değildir. Bayan olarak haccetmelerine mani bir durum yoksa bu belirttiğiniz nedenle haccı ertelemelerinin vebal olacağını düşünürüz. Bir tür evhamla söylenmiş söz olmalıdır bu.
Önceki dönemlerde haccın kura ile yapılmasına yönelik bir uygulama yoktur. Müslümanlar hac ibadetini çok zor şartlarda ve az sayıda denebilecek kişi ile yapıyorlardı. Allah’a hamd olsun, artık Mekke sokakları bile kalabalığımızı kaldıramayacak kadar büyük bir hac etmek isteyen Müslüman sayımız vardır. Bu durumda haccın oluşturduğu izdiham nedeniyle defalarca can ve mal güvenliği riski oluşmuştur. Hac gibi bir ibadetin cana mal olmasına karşı elbette tedbirler alınacaktır. Bir yandan mekân ve işleyiş tedbirleri alınacak diğer yandan da hacı sayısına kota getirilecektir. Bu tabiidir ve gereklidir. Adil olmak ve Suudi vatandaşlarının da kuraya katılması şartı ile kura ile haccedilmesi normaldir, gereklidir. Bunda bir kasıt aramanın anlamı yoktur.
Saç tıraşı umrenin bir parçasıdır. O olmadan umre ihramından çıkılmaz. Birinci umrenin tıraşını olmadan yapılan ikinci umre olmamıştır. İkinci umreden sonra tıraş olunca esasen birinci umre tamamlanmış olmuştur.
Tavaf bir ibadettir. Bütün ibadetler gibi, eda edildikten sonra biiznillah hâsıl olan sevap şu veya bu mü'min kardeşe bağışlanır. O bağışlama ile de ona hayır gideceği umulur. Genel kaide bu şekildedir. Başkasının adına niyet ederek ona özel tavafa dair açık bir delil yoktur. Tavaf edip sevabını bağışlamayı tercih edin.
Mekke’ye ihramsız girilmez. Girenin geri çıkıp tekrar ihramla girmesi gerekir. Yapmazsa ceza olarak kurban keser. Mikat sınırları dışında olanlar veya mikattan iç kısımlarda bulunanlar bulundukları yerden ihrama girerler. Mekke’de bulunan ise umre ihramı için Harem bölgesi dışına mesela Ten’im’e çıkar, oradan ihrama girer. Mekke’ye kâfirlerin girmemesi ile ilgili hüküm Medine Harem’i için geçerli değildir. Oraya yerleşmelerine izin verilmese de geçici girişlerine mani yoktur. Kudüs için de hüküm böyledir. Evet, Medine’nin de bir harem bölgesi vardır.
Hileyle bir tür kazanç elde etmek haramdır. Haram kazançtan ötürü ibadetler kabul olmaz demek yerine ibadetlerin ecri, sevabı gidebilir deriz. Hileden, yalandan ve haramdan korunmak zorundayız. Müminiz, mümin olmak bunu gerektirir.