Fetva Meclisi
Soru
Hac ibadetinin kura çekimi ile yapılabiliyor olmasını nasıl görüyorsunuz, bu bir zulüm değil midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Size birkaç hususu belirtmekte yarar buluyorum: a- Temiz duygularla hacc hasreti çekip haccetmeden ölüp gitmek, hacca milli takım uğurlanır gibi uğurlanarak gitmekten, riyaya bulaşmış bir hacc yapmaktan çok daha iyidir. Merak etmeyin, gidemeseniz de Allah Teâlâ'nın size gitmiş muamelesi yapması mümkündür. En azından bunu değerlendirin. b- Gidebilecek birinin hakkını gasbedip gitmenin dışında 'kaçak' yollarla hacca gitmek caizdir. Yeter ki bir mü'minin hakkını gasbetmek olmasın. c- Bu işin aksamasında Suudi Devleti'nin sorumluluğunu kimse yok sayamaz. Ama o sorumlulukta TC'nin de büyük payı vardır. Mesele, hacc ibadeti üzerinden değil hacc ibadetindeki para üzerinden değerlendirilmektedir. d- Sizin başvurmayı planladığınız yollarla haccın bir risk taşıdığını da dikkate almayı unutmayın; hayal kırıklığına uğrarsınız. Allah umduğunuza erdirsin.
Suud yönetiminin ne denli bir nifak içinde olduğunu konuşmaya bile gerek yoktur. Buna rağmen hac bizimdir, Mekke bizimdir, ibadetler bizimdir. Sizin endişe ettiğiniz ayrıntılara takılıp kalırsa namaz bile kılamayabiliriz, şeytan bizi kemirir durur maazallah. Kaldı ki, Suud'un hac ibadetinden ekonomik bir kazanımı olmaz. Asıl kazanımı münafıklığını güçlendirmeye yöneliktir. Her şeye rağmen papaza kızıp oruç bozamayız, farz oldu ise haccımızı yapacağız. Allah Teala kabul buyursun.
Hac ibadeti sağlık, mali imkân ve yol emniyeti yönünden haccetme imkânına sahip, hür, akıl sağlığı yerinde ve buluğ çağına erişmiş Müslümanlara farzdır. Bu şartları taşıyan kişinin, imkân bulunca, geciktirmeden bu farzı yerine getirmesi gerekir. Kendisine hac farz olan kimsenin, haccını bizzat eda etmekle yükümlü olması için, sağlıklı olması, tutukluluk veya yurtdışına çıkma yasağı gibi bir engelinin bulunmaması ve yolun güvenli olması şarttır. Hac yolculuğuna katlanamayacak, ya da fiilen haccedemeyecek derecede hasta olanlar ile yaşlılar, hac kendilerine farz olsa bile eda ile yükümlü değildirler. Bu durumda olanlar şartları oluştuğu takdirde bizzat haccederler. Eğer şartlar oluşmazsa kendi yerlerine bedel göndererek hac yaptırırlar. Mali bakımdan imkânı olmayanlara -kur 'ada çıkmış olsalar da- hac farz değildir. Bu kişiler hacca gitmekle yükümlü olmadıkları gibi, kendi yerlerine bedel göndermeleri de gerekmez. Söz konusu kişiler adına, vekâleten hacca gitmek üzere resmi işlem yaptırıp, gerçekte kendileri adına hac yapan kişiler haccın rükünlerini ve şartlarını yerine getirdikleri takdirde, hac mükellefiyeti kendilerinden sakıt olmaktadır. Ancak bu ibadetin ifası esnasında yalan beyana tevessül edilmekte, üstelik bu şekilde hac sırasının kendisine gelmesi gereken bir başkasının önüne geçilerek kul hakkı da ihlal edilmektedir. Ayrıca namına vekâleten hac yaptırılmak üzere resmi işlem yapılan kişi de, bu şekilde hakkını kullanmış sayılacağından dolayı, bilahare imkânlara kavuşsa bile tekrar hacca gidemeyecektir. Hac gibi önemli bir ibadetin, yalan beyan gibi meşru olmayan yollara başvurularak ve kul hakkı ihlal edilerek ifa edilmesi caiz değildir. Dolayısıyla bu gibi yollara tevessül ve yardım eden tüm taraflar sorumlu olacaktır. İhlas ve ihsan üzere icrası gereken bir ibadetin, bu gibi haram vesilelerle zedelenmemesi gerekir.
Hac; belli zamanlarda, belli mekânlarda ve belli şekillerde yerine getirilen bir ibadettir. Bu ibadetin kabul edilmesinin şartları, hacca gidecek kişinin Müslüman, ergenlik çağına ulaşmış ve akıl sağlığının yerinde olması, hac mevsiminde Mekke’de bulunmasıdır. Bu şartları yerine getiren kimsenin hac ibadeti fıkhî ölçüler dâhilinde şeklen geçerli olur. Ancak kur‘a yöntemiyle hacca gidemeyenlerin, gereğini yapmayacakları hâlde değişik meslek vizeleri almaları yalan beyan anlamına geleceğinden dinen caiz değildir. Allah’ın emrine uyarak hac ibadetini yerine getirmek ile yine O’nun koyduğu yalan söyleme yasağını çiğnemek, İslâm ahlâkıyla bağdaşmayan açık bir çelişkidir. Ancak şoför veya kasap olarak gidenler, mesleklerini icra ederken hac yapabilirler.
Önce dua edelim de hac ibadeti ertelenmesin, o durum oluşmasın. İkinci olarak da hac ile alakalı bilginiz doğru değil. Hac ibadeti bugüne kadar, yaklaşık otuz kere ertelendiği oldu. Başta hicri 317’deki Karamıta eşkıyasının katliamı nedeniyle yapılamadı. Ondan sonra da ekonomik ve salgın afetler gibi nedenlerle, eşkıya ve Fransız işgali gibi nedenlerle haccın farklı yıllarda yapılamadığı oldu. Hicri 357, 419, 429, 654-58 arası, 1213 yılları arası, haccın yapılamadığı ya da çok az sayıda insanın hac yaptığı yıllar oldu. Bu yılki engele gelince durum şöyledir: İnsanlık benzeri az görülmüş veya bu yaşayan neslin bilmediği büyük bir felaket yaşamaktadır ve bu felaket direkt insan canı ile alakalıdır. Bir arada bulunmanın da bu felakete zemin hazırladığı bilinen bir durumdur. Farklı yüz ülkeden gelmiş ve kontrol edilmeleri neredeyse imkânsız denebilecek karma kitlelerin haccetmesi bir tehlikedir. Bu tehlikeye karşı hac ibadetinin ertelenmesinde bir sakınca olmaz. Hac bir fariza olarak seneye ertelenebilir ama insan canı ertelenemez. Mü'min insanın canı Kâbe’den değerlidir. Dua edelim, afet en kısa zamanda insanlığın üzerinden kalksın.
Dinimizin bizi ikaz ettiği KUL HAKKI konusuna dâhil edilebilecek bir konu değildir bu. İbadetleri ihmal etmek başlığında da ele alınamaz. Bu bir kişilik ve anlayış meselesidir. Yapamayacağınız işe söz vermemeli idiniz. Söz verince de yapmalı idiniz. Yapmadığınız için dininiz tehlikeye girmiş olmaz. Allah Teâlâ’nın emrettiği ibadetleri yapın, haramlardan kaçının; iyi bir Müslüman olmanız için böylesi de yeterli olabilir.
hac konusundaki diğer fetvalar
Hacca vekil olarak giden hacı, hac esnasındaki keffaret gerektiren hatalarının cezasını kendisi öder.
Haccın zamanından beri izdihamla yapıldığı bilinen bir gerçektir. Hatta hac için meşakkat kelimesi bile kullanılmıştır. Buna rağmen bayanların izdihamdan kaynaklanan bir nedenle haccetmeyecekleri kadim ulemamızın kayıtları arasında yoktur. Evet, bir meşakkat vardır ama bayanların mahremiyete dikkat edemeyecekleri, etseler de muhakkak vebale girecekleri şeklinde bir tespit doğru değildir. Bayan olarak haccetmelerine mani bir durum yoksa bu belirttiğiniz nedenle haccı ertelemelerinin vebal olacağını düşünürüz. Bir tür evhamla söylenmiş söz olmalıdır bu.
Saç tıraşı umrenin bir parçasıdır. O olmadan umre ihramından çıkılmaz. Birinci umrenin tıraşını olmadan yapılan ikinci umre olmamıştır. İkinci umreden sonra tıraş olunca esasen birinci umre tamamlanmış olmuştur.
Tavaf bir ibadettir. Bütün ibadetler gibi, eda edildikten sonra biiznillah hâsıl olan sevap şu veya bu mü'min kardeşe bağışlanır. O bağışlama ile de ona hayır gideceği umulur. Genel kaide bu şekildedir. Başkasının adına niyet ederek ona özel tavafa dair açık bir delil yoktur. Tavaf edip sevabını bağışlamayı tercih edin.
Mekke’ye ihramsız girilmez. Girenin geri çıkıp tekrar ihramla girmesi gerekir. Yapmazsa ceza olarak kurban keser. Mikat sınırları dışında olanlar veya mikattan iç kısımlarda bulunanlar bulundukları yerden ihrama girerler. Mekke’de bulunan ise umre ihramı için Harem bölgesi dışına mesela Ten’im’e çıkar, oradan ihrama girer. Mekke’ye kâfirlerin girmemesi ile ilgili hüküm Medine Harem’i için geçerli değildir. Oraya yerleşmelerine izin verilmese de geçici girişlerine mani yoktur. Kudüs için de hüküm böyledir. Evet, Medine’nin de bir harem bölgesi vardır.
Hileyle bir tür kazanç elde etmek haramdır. Haram kazançtan ötürü ibadetler kabul olmaz demek yerine ibadetlerin ecri, sevabı gidebilir deriz. Hileden, yalandan ve haramdan korunmak zorundayız. Müminiz, mümin olmak bunu gerektirir.