Fetva Meclisi
Soru
Yemin keffaretinin koşullarından biri de 3 gün oruç tutmak. Üç günü ard arda mı tutmak gerekir yoksa ara vererek tutabilir miyiz? Bir de nasıl niyet edilir?
Cevap
Benzer fetvalar
Her ne şekilde olursa olsun geçerli (mün’akide) olan yemini bozan kimselerin yemin keffâreti ödemeleri gerekir. Yemin keffâreti sırasıyla; on fakire birer fitre (fıtır sadakası) miktarı veya bir fakire on ayrı günde her gün birer fitre miktarı para vermek veya on yoksulu sabah akşam doyurmak ya da giydirmektir. Buna gücü yetmeyenlerin ise ara vermeden üç gün oruç tutmaları gerekir. Bu keffâret ve sıralama Kur’ân-ı Kerîm’de belirtilmiştir. (el-Mâide, 5/89)
Adak yaptı iseniz onun kefareti yemin kefareti değildir, yaptığınız adağı yerine getireceksiniz. Sözünü ettiğiniz durum yemin ise yeminler için de ayrı ayrı kefaret tutmanız gerekir. Hatırlamama gibi bir durum için inşaallah bir kefaretle geçmiş kapanır ama siz tevbe ve istiğfarı unutmayınız. Tekrarına karşı da dikkatli olmayı öğrenmiş olunuz.
Selamünaleyküm. Oruca niyet ettikten sonra bozmak olmaz. Bozabilmek için sağlık açısından tehlike oluşması gerekir. Tahminle iş yürütemeyiz. Öyle düşünecek yerde bir iki gün daha alışır düşünseniz ya! Niyet etmeden oruç olmaz. Niyet edince de bozmak olmaz.
Eğer, bayılma ve benzeri orucu bozmayı mübah kılacak düzeyde bir sıkıntıdan dolayı bozdu iseniz bu oruçları sadece kaza etmeniz yeterli olurdu. Kazaları da tutmuşsunuz. Ağır bir zorunluluk nedeni ile değilse bozmalarınız keffaret tutmanız gerekir. Buna göre: • Bu hatanız için tevbe edin. Allah’ın affını dileyin. • Ard arda ALTMIŞ GÜN hiç ara vermeden oruç tutun. İnşaallah bu kadarı yeterlidir. Allah Teâlâ mağfiret etsin, kabul buyursun.
Selamünaleyküm. Keffaret veremeyecek durumda olan üç gün oruç tutar. Öğrenci de üç gün oruç tutarsa inşaallah yeterli olur.
Annenize karşı yaptığınız yemini bozun. Bunun için de keffaret ödeyin. Ya on fakiri yedirin veya giydirin ya da bunu imkânınız olmadığı için yapamazsanız üç gün oruç tutun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Kurban için verilen vekâlette önemli olan vekâlet şartlarına bizzat uymaktır. Eğer vekâlet veren: 'Şu parayla, şurada, şöyle bir kurban keseceksiniz.' diyorsa, o şartlara aynen uyulması gerekir. Eğer vekâlet mesela bir havuzda biriken paraya katılmak şeklinde umumen veriliyorsa, havuz sistemi ile kesilmesinde bir sakınca olmaz. Bildiğim kadarıyla İHH, özel şartlı kurban almamaktadır. Allah Teala kabul buyursun.
Namazda Kur’an’dan okunan ayetler ve tekbir için telaffuz düzgünlüğü, namazın sıhhatini etkileyecek düzeyde önemlidir. Diğer yerlerde ise yanlışımızı düzeltelim yeter. Bu durum sizin, yeniden bir talim görmenize sebep olsun. Ağzı düzgün bir hoca efendiden namaz ayetlerini ve tesbihatını okumaya çalışın. Allah yardımcımız olsun, amellerimizi kabul buyursun.
Enişteye, normal şartlar kedisinde tahakkuk ediyorsa zekât vermekte bir sakınca yoktur. Allah kabul etsin.
Ev kıyafetiyle dış kıyafet arasındaki fark, kıyafetlerin isimleri veya modelleri değildir. İki kıyafet arasındaki fark, bayanın vücut yapısı ve organlarının incelenebilir olması veya olmamasıdır. Adına dış kıyafet dendiği halde bir kıyafet bayanın vücut şeklini belli ediyorsa o kıyafetin adının dış kıyafet olarak belirlenmiş olması çare değildir. Kadının görücü önüne çıkarken yüzünü bile gizleyecek şekilde çıkması gerekmez. Ev kıyafeti bile olsa, karşısındaki erkeğin gözünde şehevi duyguları canlandırmayacak, ince ayrıntılara ulaştırmayacak kıyafetle görücüye çıkmak mümkündür.
RABITA’ya Kur’an ve hadislerden direkt bir belge bulmak mümkün değildir. Onu uygulayanlar, dolaylı denebilecek yollarla belgelemektedirler. Ancak, Müslümanların kendi aralarındaki meselelerde ŞİRK, Müşrik kelimelerini bu kadar rahat kullanmaları doğru değildir. Nihayetinde iyi yapıldığı zannedilen ve başkalarınca hata olarak görülen bir şey vardır ortada. Herkes doğru bildiğini yapmalı, başkalarının hatalarını muhasebe etmeyi Allah’a havale etmelidir. Zannediyorum doğru olan budur. Allah’a emanet olun.
Sözün ettiğiniz hadisi şerif sahih bir hadistir. (Malik, Müslim, Ebu Davud ve Ahmed tarafından rivayet edilmiştir.) Hadisi şerifin özet olarak vermek istediği mesaj şudur: Müslüman, sıkıntıları, kötülükleri ve belaları sayma uzmanı değildir. Bilakis Müslüman, ölürken hatta kıyamet koparken bile elindeki fidanı dikmekle mükelleftir. Böyle olması gerekirken, Ümmet battı, iş bitti, yandık, helak olduk, şu kötü bu berbat türünden haber spikerliği yapanlar, bir anlamda Müslümanların umudunu tüketmektedirler. Böylece de kötü duruma katkı yapmaktadırlar. Yoksa, mevcut kötülüğün artmasından endişe eden bir Müslüman’ın esefini beyan etmesi böyle değildir. Buradan, bilhassa çağımızda enformasyon savaşlarının ne denli güçlü bir savaş çeşidi olduğunu da çıkarabiliriz. Müslümanların morallerini düşüren etkenlere karşı dikkatli olmaya mecburuz.