Fetva Meclisi
Soru
Hocam, ZEYDİYYE diye bir mezhep varmış ve bu mezhep Hanefi mezhebi gibiymiş. Bu bilgi doğru mudur?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Ebu Hanife rahmetullahi aleyh hakkında pek çok bilgi vardır. İyi bir ilmihal kitabının girişini bile inceleyebilirsiniz. Onun ilim dünyasına dalmanız için ise iyi bir Arapça bilmeniz gerekir ki, bunun için İstanbul’da medrese hayatınız olması doğru olur. Bizim, KADIN FIKHI OKULU derslerimizin giriş bölümlerini izlerseniz size yararı olur zannederiz. İbni Teymiye ile alakalı olarak da Türkçe kitap takip etmiyorum. Allah'a emanet olunuz.
Biz dinimize tabiyiz; dinimiz önemlidir. Mezhep ise bizim dinimizi yaşarken ki okulumuzun adıdır. Bir mezhebe bağlı olmak, bizim dernek seçer gibi seçerek girdiğimiz bir sistem demek olmaz. Dinimizi öğrendiğimiz yöntemin adı mezheptir. Bugüne kadar bu ümmetin “haktır” dediği mezheplerden biri üzerinde olanın, başka bir yerden görüş ithal etmesini gerektirecek bir daralma hiçbir mezhepte yoktur. Umumen tıkanılan noktaları âlimler zaten açmaktadırlar. Siz de, tabi olduğunuz âlimlerin size tavsiyelerine uyarak dininizi yaşamalısınız. Hiçbir âlime tabi değilseniz bu daha riskli bir sonuç getirir. Allah korkusu ile yaşayan bir âlim sizin önderiniz ise zaten sorun kalmamış demektir. Allah’a emanet olunuz.
Mü'minlerin itikatta tabi oldukları ekollerle alakalı olarak kati bir tasnif yapmak mümkün değildir diyebiliriz. Sathi bir tasnif yapabiliriz. O tasnif de şöyle olabilir diye zannederiz: Umumen iki gruba ayrılır: İlk çekirdek nesil olan Ashab-ı Kiram’ı esas alan ekoller. Bunlara EHL-İ SÜNNET adını veririz. Bunlar da kendi içlerinde Eş’ariler, Maturidiler ve Selefiler olmak üzere üç gruba ayrılabilir. Dört mezhebin umumiyeti bu grup içindedir. Ehl-i Sünnet dışında kalan farklı gruplar. Bunlar başta Şiiler olmak üzere pek çok isimle anılabilirler.
Bu konuyu şöyle bir daire içinde ele alabiliriz: Bugün Mü'minlerin takip ettiği mezhepler olan Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik biiznillah bu ümmetin kendi itikadının ekseninde gelişmiş, dışarıdan bir etkinin bulunmadığı mezheplerdir. Bu mezheplerin tamamında Allah’ın kitabını ve Peygamber aleyhisselamın sünnetini en iyi şekilde anlama gayreti vardır. En başta imamları olmak üzere bu mezhepleri bugünkü çizgilerine getiren müçtehitler Allah için bir şeyler yapma gayreti içinde olmuşlardır. Tarih boyunca mü'minlerin mezhepler hakkındaki şahitlikleri bu şekilde olmuştur. Dolayısıyla bu dört mezhepten birinin abdest ve namaz gibi bir ibadette Allah’ın hükümlerine aykırı olacak bir uygulama yoktur. Evet, farklılık denebilecek noktalar bulunur ama bu farklılıklar o ibadetin esasına zarar verecek seviyede olmaz. Bu nedenle deriz ki, bir ibadeti eda ederken bir müçtehidin veya mezhebin çizgisinde kalmak gerekir ki ibadet ciddiyeti zarar görmesin ama aynı ibadetin diğer mezhepteki farklı denebilecek “ayrıntıları” o ibadetin geçersiz olması gibi bir sonuca asla götürmez. Bugün şu mezhepte böyle, öbür mezhepte böyle dediğimiz ibadetlere ve özellikle de namaza ait meselelerin tamamı Ashab-ı Kiram döneminden beri bulunmaktadır. Başta Ashab-ı Kiram olmak üzere bu ümmetin büyükleri birbirlerinin arkasında namaz kılmakta idiler. Onlar bazı ayrıntılarda abdesti farklı olabileceğini bildikleri halde birbirlerinin arkasında namaz kılmakta sakınca görmediler. Bizim onlardan daha iyi ve takvalı bir namaz kılmayı iddia ederek böyle bir ayrıntı üzerinden birbirimizin arkasında namaz kılmamamız ümmet olma şuurumuza ters düşecektir. Yapılan iş, namaza göstereceğimiz hassasiyetten değil taassubumuz ve kör taklit zevkimizden kaynaklanıyor olacaktır. Ashabı kiramdan Abdullah bin Ömer radıyallahu anhümanın, Haccac gibi birinin arkasında bile namaz kıldığı rivayet edilmektedir. Ehlisünnet itikadının en önemli ilkelerinden biri, ümmetin birliği ve namaz ciddiyeti açısından bakarak fasık olan birinin arkasında daha namaz kılmak gerekir ilkesidir. Bu nedenle başka bir nedene dayanmadan sadece mezhep farkını ileri sürerek namazın sahih olmayacağı iddia etmenin tutarlı bir tarafı yoktur.
Sizin ve bizim gibilerin bir mezhep seçmesi veya beğenmesi diye bir şey yoktur. İlim erbabı kimselerin mezhebi olur. Biz, kendilerinden din öğrendiğimiz ulemanın peşinden gideriz. Onlar hangi mezhepten ise biz de o mezhepten sayılırız. Eğer siz mesela Siirt’ten İstanbul’a taşındı iseniz, Şafii ulemanın bulunduğu bir yerden Hanefi ulemanın bulunduğu bir yere intikal etmiş olursunuz ki, bulunduğunuz yerde Hanefi ulemasından yararlanmak daha kolay olur. Siz de Hanefi gibi hareket edersiniz. Bunun hiçbir sakıncası olmaz. Ama manavdan meyve seçer gibi, ulemanın fetvalarından fetva seçmek pek makul değildir. Allah, rızası yolunda olmaya bizi muvaffak kılsın.
Kadınların kendi aralarında namaz kılarken birinin imam olmasında sakınca yoktur. İmamlık yapmaya ehliyetli biri imam olabilir ve namaz kılabilirsiniz. Hanefi mezhebinde böyle bir imamlık tavsiye edilmemiş, kerih görülmüştür ama namazın sıhhatine engeli yoktur. Orada mü'minler arasındaki beraberliği teyit etmek, namaz heyecanını canlı tutmak için beraber kılmanızda sakınca olmaz.