Fetva Meclisi
Soru
Hocam benim yirmi sekiz yaşında bir ablam var. Ben okuyacağım diyerek evlenmeyi reddetti. Anne babam da buna dayanarak seslerini çıkarmadılar. Ama gel gör ki üniversiteyi bile bitiremedi, yalanlar üstüne yalan söyledi. Bir gününü sadece telefonla oynayarak geçiriyor, ne bir ilim üzerine çalışıyor ne de kendini geliştirmek için çabalıyor. Ev işlerini de yapmıyor. Bir işte çalışmayı ben utangaç ve özgüvensizim diyerek reddediyor. Biz en sonunda internetin şifresini değiştirdik. Annemle tartışma yaşadığında annemi dövmeye kalkıyor ve sinir krizi geçiriyor yani psikolojisi bozuk durumda. Hayat için hiçbir mücadele vermiyor. Bahanelerinin arkasına sığınıyor kendini değiştirmeye hiçbir niyeti yok. Annem, ablamın evlilik yaşının geçtiğini, herkesin yuva sahibi olacağını ablamın ise evde çürüyeceğini söylüyor. Günahlarını ortaya dökmek istemiyorum ama hırsızlığı da çabası. Biz bu konuda ne yapabiliriz? Anne babam içine atmaktan çok yoruldu. Bu arada babam bizimle pek ilgilenemedi şehir dışında çalıştığından dolayı bizi annem büyüttü. Annem de üstüne gitmeyeyim diyerek ablamı çok başıboş bıraktı. Şimdiden cevabınız için teşekkür ederim, Allah sizden razı olsun.
Cevap
Benzer fetvalar
Babanızla çatışarak hem bir şeyleri düzeltme ihtimaliniz düşer hem de kendinize verdiğiniz zarar artar. Babanızla şikâyetlerinizle tatlı bir dille konuşmanın yollarını arayın. Sorun ister çözülsün ister devam etsin, siz babanızla iyi geçinmenin yollarını arayın. Babanızın ebeveyni gibi görmeyin kendinizi. Onun yanlış hareketlerinden dolayı kınanacağınızdan endişe duymayın. Babanızı sahiplenip kabullenmeye çalışın. Onun daima size karşı şefkatini ve merhametini hatırlamaya çalışın. Hatalarını ve kusurlarını affedin. Bunun yanı sıra iyi bir çevreyle sosyalleşin. Yalnız kalmayın. Allah yardımcınız olsun. Allah'a emanet olun.
Size kim dedi kardeşlerinize anneliğe soyunun diye. Anne babanız hayatta değildi de siz mi mecbur kaldınız? Sınırlarınızı aşmışsınız. Aile içerisinde rolünüzü değiştirmeyin. Ablalık annelik değildir. Bahsettiğiniz çabayı kendi yuvanıza göstereceksiniz. Biraz geri çekilin. Enerjinizi toparlayın. Hayatın daha başındasınız. Müstakbel kocanıza ve yavrularınıza sarf edeceğiniz enerjiyi şimdiden tüketmeyin. Endişelenmenize gerek yok. Abla gibi davranmaya başlarsanız evlenme konusunda özgüveniniz tekrar gelir. Kimse yıpranmış, içi çökmüş bir kadınla evlenmek istemez. Dolayısıyla kendinizi yenileyin. Başaracağınıza inanıyorum.
Kızım, Senin bu sorunun bizim yardım edebileceğimiz bir sorun değildir. Babanız sizi tehdit ederken veya anneniz baskı yaparken ne akla ne de örfe uygun olanı yapıyor. Dine göre ise zaten asla caiz olmayacak bir tutum içindedirler. Bu nedenle bizim size dinen bağlayıcı bir cevap vermemizin anlamı olmaz. Evet, dinimize göre siz haklısınız. Baba ve annenizin yaptığı zulümdür. Onların zulmüne itaat etmeniz de gerekmez. Tavsiyemiz ise şudur: Önce halanıza yaptığının zulüm olduğunu, evlenmenin ötesinde bir kasıtları olup olmadığını sorun veya bir akrabanız aracılığı ile sordurun. Babanıza tavrınızı açıkça ama nezaketle söyleyin. Gerekirse devlete müracaat ederek kendinizi koruma altına alın. Bir de özellikle şeytanın sizi bir tuzağa düşürmemesi için aman çok dikkat edin. Allah yardımcınız olsun kızım. Biz sana dua ederiz.
Allah sana sabır versin kızım. Sen kendi aileni ve huzurunu öncelikli düşün. Eşine sarıl, çocuklarına sarıl. Annenin unutmaya çalış. Onun hakkını helal etmemesinden çekinme. Senin bir kusurun olmadığı sürece ne dediği önemli değildir. Bile bile derdini derinleştirme sen. Dua ederim senin için.
Kızım, Allah seni ailenle imtihan ediyor. Bunun bilinciyle hareket et. Aceleci davranma. Eğer ailende bazı dönen yanlışları düzeltme imkânın varsa orada kalmanı tavsiye ederim. Ama ailenin düzelmeyeceği kanısındaysan ve kendinin de bahsettiğin bu ahlaki zafiyetlerinden bozulacağını düşünüyorsan kardeşinle daha uygun/güvenilir/Müslümanlığın daha iyi yaşandığını düşündüğün bir yere hicret edebilirsin. Yalnız yaşın daha çok genç; kandırılma/aldatılma/yanlış karar verme riskini ihmal etmemelisin. Çevrende seni tanıyan ahlaklı ve olgun bir hanım ablanla veya yakın bir akraba büyüğünle bu konuyu istişare edebilirsin. Allah yardımcın olsun.
Kızım, sen suçlu değilsin! Annenin geçmişi, kırgınlıkları, travmaları olabilir. Kimsenin hayatı güllük gülistanlık değil. Ama o geçmişin sorumlusu sen değilsin! Senin dünyaya gelişin bir kaderdi. Ve Allah seni başlı başına bir kul olarak yarattı. Annenin duygusal boşluklarını doldurmak, geçmişindeki hataların bedelini ödemek senin görevin değil. “Annemin yaşadığı şeyleri ben yaşayayım diye uğraşıyor” diyorsun… Evet, bazen bazı anne-babalar, istemeden de olsa çocuklarını kendi acılarının tekrarı haline getirir. Bu zalimce bir döngüdür. Allah bu döngüyü kırman için seni uyandırmış olabilir. Anneni sevmek zorunda değilsin ama saygı çizgisini aşmamalısın. Bu cümle sana çok uç gibi gelebilir ama Nureddin Yıldız Hoca bu konuyu birçok kere dile getirdi: “Anne-babayı sevmek zorunda değiliz. Anne-babanın hakkı, sevgiden değil, itaate dair değildir. Onlara zulmetmeden, küfür etmeden, isyan etmeden yaşamaktır esas olan.” Yani sen “ben anneme artık içimden anne demek bile gelmiyor” derken günaha girmiyorsun. Ama annen hakaret etmek, ah almaya yol açacak bir laf etmek, öfke kusmak, senin kul hakkına girmen olur. O da seni başka bir dert zincirine hapseder. Bu yüzden iletişimi en aza indir ama saygıyı sıfırlama. Bir selamla, bir evet-hayırla, bir "olur" cevabıyla geçiştir. Kalpten değilse de dıştan çizgiyi koru. Zehirli anne-baba ilişkileri gerçek bir imtihandır. Senin annen "çocuklarını duygusal esir gibi kullanan", onların hayallerini bastıran, geçmişini silah gibi kullanan bir anne figürü gibi görünüyor. Bu gibi anneler için psikolojide "narsistik anne", "kurbanlaştırıcı ebeveyn" gibi terimler kullanılır. Ama biz buradan bakınca şunu deriz: Allah sana bu kadını imtihan olarak verdi. Ona rağmen iyiliği, doğru yolu, sabrı ve çizgiyi bulabilir misin? İşte bu da senin cihadın. Kimi ömrünü cephede verir, kimi anasının gözyaşlarını sile sile ömrünü tüketir. Seninki ikincisi. Ama unutma, Allah şahit… Hem de her gözyaşına, her içine attığın isyana, her “yine sustum ya Rabbi” deyişine… Kardeşim, Allah sana akıl, irade ve plan yapma yeteneği verdi, strateji üret. Şu anki işine odaklan. Ve unutma, evlilik bir kaçış değil, bir tercihtir. Ablaların bu acılardan kaçmak için evlendiyse ve pişman oldularsa sen evliliği bir sığınak değil, bir dava arkadaşlığı olarak düşün. Yani yalnız yaşaman gerekse bile doğru kişi gelmeden adım atma. Bir psikologla veya danışmanla görüş. Senin gibi hassas, düşünen, içi dolu biri için bu yaşananlar travmatik izler bırakabilir. Bir İslami değerleri olan, seni yargılamayacak bir danışmanla 3-4 görüşme yapman, hayatının yönünü değiştirebilir. Unutma psikolog şeyh değildir. Sadece yol haritası çıkarır. Allah seninle, seni görüyor ve imtihanının farkında. Hiçbir gözyaşı yerde kalmaz. Hiçbir "anne bile olsa zulmeden" mazur görülmez. Hiçbir iyi evlat da annesiyle yaşadığı sıkıntılar sebebiyle cezalandırılmaz. Allah sana ferahlık, dirayet ve sabır versin. Senin gibi düşünen biri, karanlıkta bile kıbleyi bulan biridir.
abla konusundaki diğer fetvalar
Allah'tan size yardım ve afiyet dileriz. Allah içinde bulunduğunuz bu durumu en hayırlı ve kolay bir şekilde sonuçlandırsın ve sizleri razı olduğunuz bir nihayete çıkarsın. Sorduğunuz soru çok ileri boyutlu bir aile sorusu olduğu için sizin yakınınızdaki bir Müftülüğe, Aile İrşad Bürosuna gitmenizi tavsiye ederiz. Allah'a emanet olun.
Sılayırahim, kendisine sıla yapılanın cevabı veya ödülü için değildir. Bilakis Allah'ın sevabına ermek içindir. Böyle bakın ve kovulmadıkça ya da bir harama sebep olunmadıkça sevabın peşinden gidin; her bayram ve her gerektiğinde gidin.
Anlattığın gibi bir durumda baban haksızdır. Böyle bir kararında babana itaat etmen gerekmez. Onu yok kabul etmen de uygun düşmez. Buna göre şöyle bir uygulama yapmanı tavsiye edebiliriz: Yaşadığın yörede kızların evlilik yaşı için normal bir yaşta isen bu işi başlat. Mesela on dokuz yaşı genelde henüz erken gibi görülüyor. Baban bu durumda haklı sayılabilir. Yirmi beş civarı ise baban haksızdır. Evlenmen biyolojik olarak gerekli duruma geldi mi yani artık zihnini ve aklını meşgul ediyor mu? Bu kararı duygusal olarak değil akılla ver. Ailenizden dede ve amca, dayı gibilerle durumu istişare et, onlar sana haklısın kızım diyorlar mı? Tek kalmamaya çalış. Eş adayına babanla sorun yaşanabileceğini bildir. Bunu kaldırıp kaldıramayacağını öğren, seni yolda bırakmasın. Annene ve babana artık evlenmek için yasal haklarını kullanabileceğini açık bir dille söyle. Hiçbir şekilde geri adım atmazlarsa eş adayınla size en yakın müftülüğe git ve nikâh kıydır, evlen. Vebale girmezsin. Bunları yapmaya cesaretin gelmiyorsa, senin evlilik vaktin henüz gelmemiş demektir, biraz daha sabret.
Bir kayıp geri gelmediği sürece aynen devam edebilen, zaman zaman köpüren duygularla bizi zorlayan durumlar yaşanabilir. Devamlı yokluk ve buhran olmayacak tabi ki lakin zaman zaman bu duygularla yüzleşiriz. Kimi kaybedersek kaybedelim hayatımız hiçbir zaman o varken gibi olmayacak ve bizler de hiçbir zaman kayıptan önceki biz olmayacağız. Bunun tamamı bir süreçtir. Tam bu sürecin içinden geçerken böyle hissetmeniz çok normal. Hele ki bazı yaslar toplumun onaylamadığı, yaşanmasına izin verilmediği yaslardır. Ablanızın yası sizi rahatsız ettiği için hemen kapatmak ve geçmek istemiş olabilir misiniz bir bakın. Hâl böyleyse, ablanızın hatalarına rağmen onun anısına ve yasına sahip çıkın. Onun kaybından önceki yaptıkları ve kayıp şekli yaralayıcı olsa da bununla yüzleşip tüm zorlayıcı duygulara rağmen kabul etmek daha rahatlatıcı olur. Bazen onun ölümüyle birlikte onunla ilgili hayallerimizi, umutlarımızı da kaybetmiş oluyoruz. Anneniz ve siz birlikte bu umutları kaybetmiş olmanın da yasını yaşayabilirsiniz, bunlar da çok normal. Ablan sadece son süreçte yaptıklarından ibaret olmamalı, onunla yaşadığınız uzun ve anlamlı geçmişinize bakın ve onun değerli olan yönleriyle birlikte hatırlamaya çalışın. İnşaallah sizin dualarınız, niyetleriniz ve yaptıklarınız vesilesiyle Rabbim size ve ablanıza merhamet eder ve sizi güzel rızıklarla rızıklandırır. Tüm bunlardan sonra onlarca kez hayatınızı baştan sarmaya, düşünmeye, zor taraflarınızın üstesinden nasıl gelebileceğinize dair yüzleşme yaşamanız sizin inşaallah hayrınıza olan durumlar olacaktır. Tam burada uzun uzun secdeyi, düzenli zikirlerinizi devam ettirmeye çalışın. Eğer yoksa kendinize hayırlı uğraşlar edinebilirsiniz. Muhtemeldir ki kısa bir ömrümüz var, hem ömrümüz ne kadar uzun olursa olsun gittikçe yavaşladığımız, yeteneklerimizin azaldığı daha az işlevsel olduğumuz zamanlara doğru gideceğiz. Ne kadar zorlarsak zorlayalım Allah'ın bize emanet verdiği bu beden yaşlanacak. Hâl böyleyken merkezinize çoğunlukla kayıplarınızı, sizi aşağı çeken duygularınızı almak yerine, onları hayatınıza uyarlayıp devam edebilmek, değerlerinize, niyet ve çabalarınıza göre uzun vadede size iyi gelecek işlerde bulunmayı önceleyebilirsiniz. İmanınız, inancınız sizi korur elbette. İman diyabetten de korur normalde. Müslümanlığım bana ölçülü olmayı, az yemeyi de hatırlatır. Buna rağmen diyabet hastası olabiliriz. Aynı iman bizi öfkeden koruyacak yolları gösterir, öğütlerde bulunur. Ama öfkem beni zorlayacak duruma geldiyse imanımla alakalı bir eksiklik var demek değildir. İnancımız bize problemden kaçmayı değil, problemle nasıl yaşayacağımızı, ehline danışmayı, şifa için yardım almayı da öğütler. Bu nedenle kardeşim, önce kendi iyiliğin için ihtiyaç alanlarını belirleyip ona göre yaşamaya niyet edebilirsin. Rabbim yardımcınız olsun, şifa her neredeyse size yaklaştırsın, en güzel şekilde hayırlı kapılar açsın.
Anlattığın tablo ne yazık ki aile içinde zaman zaman yaşanabiliyor. Kardeşler arasında kıskançlık, haksızlık ve fitne şeytanın en çok sevdiği şeydir. Sen Allah’a şükrediyorsun, maddi durumun iyi, rızkın bol. Bu bile başlı başına bir imtihan. Ama bu nimeti kıskanıp seni kötüleyen bir ablanın olması seni yıpratmış ve kalbini kırmış. Onun söylediği “Allah parayı kime veriyor, bilmiyor mu?” gibi sözler sadece seni değil, doğrudan Allah’ın takdirini sorgulayan cümlelerdir. Bu büyük bir hatadır. Ama sen onun bu sözünü tekrar ederek değil, Allah’a havale ederek davranmalısın. Bazen insanlar sen ne kadar iyi olursan ol, seni kötü görmekte ısrar ederler. İşte böyle durumlarda sınır koymak bir küslük değildir, bir korunma refleksidir. Dinen de eğer zulüm ve sürekli psikolojik baskı varsa görüşmemek veya mesafe koymak caizdir. Bu, akrabalık bağlarını kesmek değil; kendini, aileni ve ruh sağlığını korumaktır. Çünkü senin bu yorgunluğun artık sabrın ötesine geçmiş görünüyor. Bu yüzden görüşmemen, konuşmaman bir vebal oluşturmaz. Ama kalbinde kin ve nefret biriktirmemeye gayret et. Çarşaf giymesi onu Allah’a daha yakın biri yapmaz eğer kalbi bozuksa. Dış görünüş önemlidir ama asıl olan iç dünyamızdır. Sen onun hakkında kötü düşünmek istemesen de kalbin kırılmış, çok normal. Ama bir nasihat olarak söyleyeyim: Bu kırıklığı kinle değil, dua ile tamir etmeye çalış. “Allah’ım onun şerrinden beni muhafaza et, kalbimi karartma, sabrımı çoğalt, ona da doğru yolu göster.” diye dua et. Sabreden, dilini tutan ve iffetli bir şekilde uzak duran kişiyi Allah hem bu dünyada korur, hem de ahirette mazlum olarak yüceltir.