Fetva Meclisi
Soru
Hocam akrabamızın evinde iken onlar izin vermeden yemeklerinden yesek helal olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Sorunuzda müphemlik var, tam olarak anlaşılamıyor. Şu şekilde anladık: Birisi size evine gelmemenizi, gelip yerseniz yemeğini helal etmeyeceğini söylüyor. Siz de bir sebeple gidiyor ve yiyorsunuz. Eğer soru bu ise cevabımız şudur: Ortada helal etme/etmeme hakkı olan birisinin tehdidi varsa sizin o evde yemek yemeniz helal olmaz. Böyle hakkı olmayan birinin haram etmesinin de anlamı olmaz. Mesela evin sahibi olan kadın size bunu söylüyorsa durum başkadır, evin gelini size bunu söylüyorsa başkadır. Gelin o evde yemeği haram etme hakkına sahip değildir. Böyle anlayabilirsiniz. Öyle ya da böyle o durumdaki bir evde bulunmamak daha onurludur.
Aranızdaki ilişki, böyle bir izin ortamı oluşturuyorsa yiyebilirsiniz.
Bir insanın malı ancak onun izni ile başkasına helal olur. Teyzenizin evinde yemek ve benzeri ihtiyaçlar eşinin malı ile karşılanıyorsa teyzenizin onun izni olmadan size veya başkasına sofra kurması caiz olmaz. Teyzeniz kendi malından size ikramda bulunuyorsa o helaldir.
Yemin dil ile söylenerek olur. Belirttiğiniz ifade de yemin değildir.
İslami açıdan insanın yemeğinin helal ve pak olmasının yanı sıra mubah da olması gerekir yani o yemeğin sahibi de razı olmalıdır ve biz de onun razılığını bilmeliyiz. Ev sahibinin razı olduğunu bildiren bazı karineleri şöyle de anlayabiliriz: -Her yemek, dolap açmak hususunda kayınpederinizin razı olduğunu anlayabiliyorsanız bunun için her defasında izin almanız gerekmez. -Sizi yemeğe, içmeye davet ediyorsa bunun için yiyecekte ölçüye gerek yoktur, razı olduğu bellidir. -Aranızdaki ilişki düzeyi ve geçmişten gelen davranışlar böyle şeylerin sorun edilmemesi tarzında ise yenebilir, sakıncası yoktur. Siz bunları eşinizin yardımıyla, aile arası ilişkilerin gidişatından anlayabilirsiniz. Eğer tedirgin olduğunuz herhangi bir husus yoksa siz bunu hassasiyet olarak irdeliyorsanız vesveseye düşmemelisiniz. Size izin verilen ölçüyü takdir ettiğiniz durumda her defasında izin almanıza gerek yoktur. Mahremiyeti aşan hususlar herkes için özeldir. Özele riayet etmek gerekir elbette. Allah’a emanet olunuz.
Otelin size ikram ettiği şeyleri yemeyip eve çocuklarınıza götürmenizde sakınca olmaz. Siz, size ikram edilenleri yedikten sonra çocuklara da alırsanız otelden özel izin almanız gerekir. İzinsiz alırsanız bu bir kul hakkıdır. Size ikram edilende de ikramdan fazlasını almamış olmalısınız.
akraba konusundaki diğer fetvalar
Öncelikle ibadetler, ekonomik veya sosyal sorunu çözmeleri amacıyla yerine getirilen işler değildir. İbadetleri, onlardan sıfır düzeyinde pratik fayda görüyor olsak dahi Allah Teâlâ’nın emretmiş olması sebebiyle yerine getiririz. Hatta hayatımıza dokunan sakıncalarından söz ediyor olsak bile bu böyledir. Ancak hadis-i şeriflere ve Kur’an ayetlerinin ayrıntılarına bakıldığında zekâtın toplumdaki yoksulluğu, sosyal hataları giderici nitelikte olduğu da tartışmasız biçimde söylenecektir. Bu konuda iki husus öne çıkarılmalıdır: Zekât müessesesinin işlediği bir yerde hiçbir şekilde hırsızlık, yoksulluk vb. sorunların görülmeyeceğini iddia edemeyiz. Çünkü insanın bulunduğu yerde sosyal konfor ve refah ne kadar yükseltilse bile asla sıfır derecesine inmez. İnsanın yapısı ve dünyanın işleyişi buna aykırıdır. Lâkin zekâtla beraber bu ve benzeri sorunlar asgarî seviyeye indirilmiş olacaktır. En azından Müslümanlar yoksulluktan kaynaklanan sorunları gidermede üzerlerine düşeni yerine getirmiş olurlar. Zekât ve sadakalar yüzde yüz devreye girince tembelliği veya çalışmama türlerini bir şekilde teşvik ediyor gibi olabilir. Zekât, acil ihtiyacı giderecek niteliktedir. Mesela nisab miktarı vardır, 81 gram altınla başlar. Bir kişiye -olağanüstü durumlar hariç- zekâtın nisaptan fazlasını vermek caiz olmaz. İnsanın yakın akrabalarına zekât vermesi de caiz değildir. Bunların sebebi zekâtın acil ihtiyacı giderme maksadıyla var olmasıdır; tembelliğe, çalışmamaya müdahale boyutu söz konusudur. Bu pencerelerden bakıldığında zekât ve sadaka, toplumda kelepir geçinen kitle oluşturmaya yönelik kullanılamayacak niteliktedir.
“Oynamak” hatır için veya dikkat çekmeden hükmü değişen bir şey değildir. Ahirette sizin çok yakınınız olacakların hatırını yüksek tutun, daha iyi edersiniz. Helal olmayanı yapmayın.
İman ve küfür, insanın ilk günlerinden beri azalıp çoğalmaktadır. Kimi zaman iman kimi zaman da küfür yükselir ama hiçbiri tamamen bitmez. Bu dünyanın düzeni böyledir. İnsanların dinin bütününe ve dinin kimi emirlerine soğuk bakmaları yeni bir durum değildir. Bu zamanda dikkatimizi çekmesi iletişim imkânlarının çok yüksek oranda yayılması sonucu her şeyin birdenbire büyüyor gibi bir algı oluşmasından dolayıdır. İnsanların Allah’a imana, dinin hükümlerine bağlılığa yanaşmamalarının sebebi kişiden kişiye değişken olabilir ama bir genelleme yaparak bu sebepleri şöyle sıralayabiliriz: İnsanların yaşadıkları toplumların etkisinde kalmaları, toplumların dış etkileri içine sızdırıp hayat tarzı haline getirmeleri, hak ile batılın karışması gibi toplumsal sorunların etkisi ile Kişilerin şehvetlerinin etkisinden sıyrılamamaları, Doğruyu bildiği halde iman ve ibadeti ötelemeleri, Allah’ın kaderine sığınma basitliği, Günahlarda ısrarcı olma, tevbeye yanaşmama, Dini ve hakikati yüzeysel anlamada inatçılık, Zenginlik ve varlık, fırsat şımarıklığı...
İnsanız, yaşıyoruz. Yaşamamız için gereken şeylerden biri de başkaları ile zaman paylaştığımız anlarımızın olmasıdır. Bu da yemek gibi uyumak gibi bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacımızı giderirken kesinlikle dinimizi bir kenara bırakamayız; dinimizi öne çıkardığımız bir oturum ortamı için de şunlara dikkat edilmelidir deriz: Yabancılar şeklinde veya akrabalar şeklinde bir araya geldiğimizde mahremiyete dikkat edeceğiz. Kadınlar ayrı erkekler ayrı oturacak. Birinci dereceden akrabalar hariç bu kuralı uygulayacağız. Uygun yerde oturacağız. Bizi haramla yüz yüze getirecek bir mekânda oturmayacağız. Selamla girilen selamla çıkılan bir mekân oluşturacağız. Oturduğumuz yerde kibre sebep olacak farklılıkları olan biri olmayacak yani herkesin mü'min şahsiyet olarak denk tutulduğu bir yer olacak. Belki âlim birinin ilmi gereği farklı olması buna istisna getirilebilir. Kıyamet günü onunla beraber olmaktan çekinmeyeceğimiz kimselerle oturacağız. Allah’ın adının anılmadığı bir yer bizim oturduğumuz yer olmayacak. Oturduğumuz yerde kulağımız ve gözümüz kontrol altında olacak. Dilimizi kontrol edemeyeceğimiz yerde oturmayacağız. Kimsenin özelini gıybet etmeyeceğiz. Dil ve nezaketimizden taviz vermeyeceğiz. Dinlemesini bilerek oturacağız. Cep telefonu gibi özel eşyamızla meşgul olmanın ayıp olacağını bileceğiz. Mütebessim, saygılı, seviyeli olacağız. Oturumumuz vakit israfına neden olmayacak. Abartılı ve incitici şaka yapılmayacak. Bulunduğumuz ortamın konusu bizde emanet olarak kalacak ve onu asla yaymayacağız. Oturum dağılırken oturumlara ait duayı okuyacağız: سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Evlenilmesi haram olan yakınlar bellidir. Bunların dışındakiler için umumi kural evlenmeleri “mubahtır” şeklindedir. Mubah ise haram veya farz gibi bir kavramla birleştirilmeden uygulanan şey demektir. Yakın akraba ile evlilik durumunda hastalıklı çocuk ihtimalinin bulunduğu iddiası tıp camiasında da konuşulmaktadır ama bu kati bir kural olarak konmamıştır şu ana kadar. Dolayısıyla ailede intikal ihtimali bulunan bir hastalık yoksa böyle bir endişeye yer açmanın da doğru olmayacağını bilmeliyiz. Evlilik öncesi yapılan testleri de bu açıdan değerlendirebiliriz.
Eğer evine gideceğiniz kadının yanında mahremi varsa veya olacaksa gidilebilir. Yoksa caiz değildir.