Fetva Meclisi
Soru
Hocam yakın akraba ile evlilik hakkında “doğru değil” diyebileceğimiz bir kural var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Mesela hala kızı gibi evlenilmesi caiz biri için ‘evlenmek haramdır’ şeklinde bir itikat varsa bu itikat dinen tehlikelidir. Örf olarak böyle yakınlarla evlilik yapmama gibi bir anlayış yaygın ise ve bu dini olarak bağlayıcı gibi tutulmuyorsa bunda bir sakınca olmaz. Siz de bunun üzerinden bir tartışma yürüterek kendinizi yıpratmayın. Allah yardımcınız olsun.
Evet, akraba ilişkilerimiz dindarlığımızın gereğidir, korumaya ve sürdürmeye mecburuz. Ahiret hedeflerimiz ise her şeyin üstündedir. Ahirette zarar etmemize neden olacak hiçbir şey bizim sempati alanımızda olamaz. Buna akrabalık ilişkilerimiz de dâhildir.
Hayır, böyle bir kural yoktur. Eşlerin arzusu ve doktorun kadının sağlığı açısından uygun bulduğu ve tavsiye ettiği zaman önemlidir.
Rabbim sana sıhhat ve afiyet versin, kederlerde boğulmaktan muhafaza buyursun. Doktorların her tespitinin aynen gerçekleşeceği garantisi olmaz. Sen moralli ol ve kaderine teslim olarak yürü. Eş adayına size aracı olan kişi böyle bir hastalık belirtisinden söz etsin. O, buna rağmen gelirse iyi bir işaret olur bu. Gelince de sorarsa ayrıntılı olarak izah edersin. Sormazsa izah etmene gerek kalmaz. Kesinlikle gelmeden önce bu bilgi ona ulaşmalıdır, bundan emin olun. Aracı kimse bulamazsanız telefonla da olsa söylenmelidir. Allah yardımcın olsun.
Bir kere şu bilinmelidir ki evlilikte önceden bulunduğu halde gizlenen her hastalık ileride muhtemel bir tartışma konusudur. En güzeli dosdoğru olmaktır. Bunu ilke olarak tespit etmelisiniz. Evliliğin yürümesi açısından (cinsellikte, çocuk yaratılmasında, bir arada bulunmada, çalışıp aile geçindirmede, bulaşıcılıkta) sorun olan hastalık ve engellerin söylenmesi şarttır. Bunun dışında kalanlar ise ahlâk olarak gizlenmese daha iyi olur.
Evlenmek farz değildir, evlenmeyen bir harama düşme riski taşımadıkça günaha girmez. Özürlü veya özürsüz olması bu kuralı değiştirmez. Harama düşme riski bulunduğunda ise herkes dengini bulup evlenmelidir.
akraba konusundaki diğer fetvalar
Eğer evine gideceğiniz kadının yanında mahremi varsa veya olacaksa gidilebilir. Yoksa caiz değildir.
Eşinin kardeşi ile evet geçici bir yasak vardır ama mahrem biri değildir. Bu sebeple bir teyze, hala, yeğen ile oturur gibi oturulamaz. Kıyafete ve tavırlara hatta kullanılan sözcüklere dikkat edilerek oturulabilir. Evla olan ise fitneden tamamen uzak kalmayı becermektir.
Şöyle özetleyebiliriz: İyiliği emretmek veya iyiliğe teşvik etmek, öncü olmak ve kötülüğe mani olmak, engellemek dinimizin kati emirlerindendir. Allah Teâlâ’nın “yapın” buyurduğu bizim FARZ olarak bildiğimiz dine ait işlerimizdendir. Dinimizin bu emri bir FARZ-I KİFAYEDİR. Farz-ı kifaye ise bir grubun yerine getirmesi ile diğer Müslümanlardan sorumluluğun kalktığı emirlere denmektedir. Dolayısıyla bir yerdeki günah olan işi filanca kişi engellemeye çalıştı ise Allah’ın emri yerine gelmiştir, oradakilerden kimse günaha girmeyecektir. Hiç kimse o görevi yapmazsa herkes günahtadır. Bu günah da oradakilerin kapasiteleri, yakınlıkları, güçleri ile orantılı olarak onlara yazılır. Elbette bir cami imamının caminin önündeki bir günaha mani olmaması ile caminin öteki sokağında oturan Müslüman’ın mani olmaması arasında sorumluluk oranı açısından fark vardır. Ortadaki bir iyiliği emir/kötülüğü engelleme görevi başkasının yapamayacağı kesinleşip de bir kişinin üzerinde yoğunlaşmış bir göreve dönüşürse onun için FARZ-I AYIN olur. Bizzat onun bu görevi yerine getirmesi gerekir. Âlimlerimiz, böyle bir görevi yerine getirmenin sonucu olarak öldürülme, ağır darbe alma veya hapsedilme gibi bir durum varsa görev yerine getirilmediğinde günaha girilmez demişlerdir. Zannederiz bu yaşadığımız dönem için bu hüküm geçerlidir. Allah yardımcımız olsun. Yapılacak görevin hiçbir işe yaramayacağını kati olarak bilen biri de mi bu görevi yerine getirmelidir sorusuna âlimlerin bir bölümü “evet, öyle bile olsa Allah’ın hükmü yerine getirilmelidir” demişlerdir. Bu da yüksek bir umutla toplumu izleme mantığının bulunması gerektiğini göstermektedir. Özet olarak diyebiliriz ki: Böyle bir görevimiz bulunduğunu, bu görevin cami imamlarına mahsus bizimle ilgisi olmayan bir iş gibi görülemeyeceğini biliyor isek, elimizden geleni de yapıyorsak biiznillah vebalden kurtuluruz.
Borç vermek müstahab bir ibadettir ve pek sevaplı bir iştir. Kimi durumlarda borç vermek farz bir göreve de dönüşebilir. Senin vereceğin borçla bir sıkıntı kalkacak, bir darlık giderilecekse borç vermek farz olur. Elbette, borç alıp borç verecek birinden söz etmiyoruz. Vermesi durumunda sıkıntıya girmeyecek birine borç vermek farz olur. Aldığı borçla bir mekruh işleyecek olana borç vermek mekruhtur. Aldığıyla haram işleyecek olana da borç vermek haram olur. Belirttiğiniz şekilde nişan için yapılacak harcama için en azından mekruh deriz. Kaldı ki, büyük oranda da israf boyutuyla harama geçmiş olacaklardır. Bu sebeple borç vermemekle hata etmiş olmazsınız. Aranızdaki akrabalık hukukunu zedelemeyecek bir dille borç vermeyebilirsiniz.
“Oynamak” hatır için veya dikkat çekmeden hükmü değişen bir şey değildir. Ahirette sizin çok yakınınız olacakların hatırını yüksek tutun, daha iyi edersiniz. Helal olmayanı yapmayın.
Öncelikle ibadetler, ekonomik veya sosyal sorunu çözmeleri amacıyla yerine getirilen işler değildir. İbadetleri, onlardan sıfır düzeyinde pratik fayda görüyor olsak dahi Allah Teâlâ’nın emretmiş olması sebebiyle yerine getiririz. Hatta hayatımıza dokunan sakıncalarından söz ediyor olsak bile bu böyledir. Ancak hadis-i şeriflere ve Kur’an ayetlerinin ayrıntılarına bakıldığında zekâtın toplumdaki yoksulluğu, sosyal hataları giderici nitelikte olduğu da tartışmasız biçimde söylenecektir. Bu konuda iki husus öne çıkarılmalıdır: Zekât müessesesinin işlediği bir yerde hiçbir şekilde hırsızlık, yoksulluk vb. sorunların görülmeyeceğini iddia edemeyiz. Çünkü insanın bulunduğu yerde sosyal konfor ve refah ne kadar yükseltilse bile asla sıfır derecesine inmez. İnsanın yapısı ve dünyanın işleyişi buna aykırıdır. Lâkin zekâtla beraber bu ve benzeri sorunlar asgarî seviyeye indirilmiş olacaktır. En azından Müslümanlar yoksulluktan kaynaklanan sorunları gidermede üzerlerine düşeni yerine getirmiş olurlar. Zekât ve sadakalar yüzde yüz devreye girince tembelliği veya çalışmama türlerini bir şekilde teşvik ediyor gibi olabilir. Zekât, acil ihtiyacı giderecek niteliktedir. Mesela nisab miktarı vardır, 81 gram altınla başlar. Bir kişiye -olağanüstü durumlar hariç- zekâtın nisaptan fazlasını vermek caiz olmaz. İnsanın yakın akrabalarına zekât vermesi de caiz değildir. Bunların sebebi zekâtın acil ihtiyacı giderme maksadıyla var olmasıdır; tembelliğe, çalışmamaya müdahale boyutu söz konusudur. Bu pencerelerden bakıldığında zekât ve sadaka, toplumda kelepir geçinen kitle oluşturmaya yönelik kullanılamayacak niteliktedir.