Fetva Meclisi
Soru
Hocam kuzenim kızını evlendirecek. Ekonomik durumları iyi değil. Benim durumumum iyidir şükür olsun. Benden kızının nişanı ve çeyizi için borç istiyor. İstediği miktar bir zenginin bile kızının nişanında harcamayacağı kadar yüksek. Sadece akrabalar arasında kızım fakir görülmesin istiyor. Benim param olmasına rağmen borç vermesem olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Ne yazık ki şimdiki hayat anlayışımız böyle oldu. Bunun aslı ise başkadır. Seleften nakledilen tatlı bir notu unutmamanızı tavsiye ederiz: “Biz, paramızı kendimizin saymazdık. Bu düzeyi kaybettik de kardeşlerimizi tercih etme düzeyi kaldı. Onu da kaybettik, bir tek borç verebilme düzeyimiz kaldı.” Şimdiki anlayışla ilk nesillerin anlayışı arasında büyük farklılıklar bulunmaktadır. Bu nesilde borç verme bile kalmadı denebilir. Borç vermek bir ibadettir. Karşılığı Allah’tan sevap olarak beklenir. Bu yüzden de borç vermenin hükmü incelenirken denir ki: - Normalde borç vermek müstehaptır. - Acil bir afet yaşayana vermek farz olabilir. - Haram bir işte kullanacağını bildiği kimseye vermek haram olur. - İsraf edeceğini bildiği kimseye vermek ise mekruh olur. Görülüyor ki borç vermek bir hüküm ağı içerisinde durmaktadır. Bu da ne kadar önemli bir ibadet niteliği taşıdığını gösterir. Evet, borç almak mübah olsa da neticede bir dert ve sıkıntı yumağı olduğu için uzak durulması evladır ama insanoğlunun bin bir hâli var, istemeye istemeye borç alabilir bir insan. Borç, verildiği gibi ve oranı aynı olarak geri alınmalıdır. Mesela yüz veren yüz bir istemeyecek. Faizli bir bankanın borç vermesi ile mü'min bir kardeşin borç vermesi arasında fark olmalıdır. Bu borç olduğu gibi geri alınmalıdır kuralına söz konusu verilen paraya ilave yapmamak dahil olduğu gibi ek bir menfaat istememek de dahildir. Örnek olarak şunu zikredebiliriz: Borç karşılığında evinde bir yıl kira ödemeden oturma şartı bir faizdir, haramdır. Ya da borç karşılığında kirayı normalin üstünde tutmasını istemek fazlalıktır, caiz değildir. Borç, daralmış birine iyilik yapmaktır. Karşılığı alınarak yapılan iyilik, iyilik değildir. Bu nedenle âlimler bir borç ilişkisinin ardından borçlunun hediye vermesini bile şüpheli bir durum olarak görmüşlerdir. Borç ilişkisinden önce söz konusu olmayan hediyeleşmenin borçla beraber ve borç dururken ortaya çıkması borcun menfaat getirmesidir, caiz olmaz. Müslüman insanın, borcuna sadık kalması ve borç verenin yaptığı iyiliğe pişman etmemesi ahirete de taalluk eden ağır meselelerden biridir. Borç varken yani kul hakkı varken cennet çok uzaklarda durur, her mü'min bunu böyle itikat etmektedir. Bu sebeple borcu vaktinde ödemek dinin emridir. Buna ilave olarak şunu da zikredebiliriz: Borç alınırken gündem olmadığı hâlde, borçlu aldığı borcu iade ederken bir miktar fazlalık verse mesela aldığı yüz lirayı yüz beş lira olarak verse bu faiz değildir. Bu iki mü'min arasında bir hediyeleşmedir. Alacaklının da böyle bir beklentisi yoktu zaten. İnsanlar arasında da böyle bir teamül yoktur. Bu bir teşekkür tarzıdır ve caizdir.
Bunun için belirli bir rakam yoktur. Eşinizle aynı hayatı yaşayacağınıza göre onun zorlanacağı bir şey sizin de zorlanmanız olacaktır. Mehir ise dinimizin bir emridir. Ortalama bir şey isteyebilirsiniz. Mesela yirmi gram altın veya benzeri bir şey ile başlayabilirsiniz. Bu hususta pazarlık yapmanız da caizdir. Peşin almanız gerekmez. Aranızda neye ittifak ederseniz o geçerlidir. Allah mübarek etsin.
Ablanız babanıza para verirken 'BORÇ' verdiğini belirterek, babanız da 'BORÇ' olarak almamış ise bu bir babaya hibe durumundadır. Anlaşılan da sonuç böyle çıkacaktır. Bir borç sözleşmesi söz konusu ise o takdirde babanız aldığını geri verecektir. Bu durumda borç değil de kızın parasını babaya vermesi şeklinde bir anlayış ortada olduğundan babanızın yaptığında bir zulüm vardır ama ablanızın ahiretini tehlikeye atmamasını tavsiye ederim. Eğer babanız buradaki haksızlığa göz yumuyorsa işi ahirete havale ediyor demektir. Ablanız alacağını orada alsın, daha kârlı olur. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm.Bu durumda alacaklının hakkı kaybolmaz. O parayı bir yerde muhafaza edecek ve sahibini araştırmaya da devam edecek. Yapacak başka bir şey yoktur.
Eşinize verdiğiniz “geri ödeyeceğim” sözü, bir borç akdidir. Bedelli askerlik veya araç gibi zaruri bir ihtiyacı o borçla karşıladıysanız, ödeyebildiğiniz ilk anda iade etmeniz dinen de ahlaken de üzerinize vaciptir. Bu borç hükmündedir. Bu borcun geç ödenmesi, size günah değil ama özürsüz ertelemek zulüm olur. Hadiste geçtiği üzere: "Zenginin borcunu geciktirmesi zulümdür." (Buhârî, Havâlât 1; Müslim, Müsâkât 10) Bu borcu ödemeniz, eşinize iyilik değil, bir adalet borcudur. Hakkını zamanında teslim etmekle yükümlüsünüz. Katılım bankasıyla yapılan maaş anlaşmasından dolayı “promosyon parası” adıyla bir meblağ size veriliyor. Bu para ne yazık ki (faizli bankalar kadar olmasa da) kanaatimizce "faiz şüphesi" taşıyan bir paradır. Bu da fıkhen güvenilir bir kazanç türü değildir. Dolayısıyla bu paraya mecbur kalınmadıkça tenezzül edilmemelidir. Alındığında da bankada bırakılmamalı ya fakir birine promosyon parası olduğu söylenmeden verilmeli ya da zaruret varsa ancak asli ihtiyaç için kullanılmalıdır. Bu bilgilere göre ailenizi geçindirebiliyorsanız küçük birikimlerle de olsa eşinize olan borcunuzu promosyon parasına tenezzül etmeden ödeyiniz. Kardeşim, zor zamanlar olur, omuzlar ağırlaşır ama Allah da kulunu görür. Siz borcunuzu ödemeye niyetlisiniz ve imkân arıyorsunuz. Bu samimiyetle olduktan sonra Allah size mutlaka yardım edecektir. Allah, size en temiz kazancı nasip etsin, harama veya şüphelisine mecbur bırakmasın.
Selamünaleyküm. Harama yardım etme ve hemen evlen!
akraba konusundaki diğer fetvalar
Şöyle özetleyebiliriz: İyiliği emretmek veya iyiliğe teşvik etmek, öncü olmak ve kötülüğe mani olmak, engellemek dinimizin kati emirlerindendir. Allah Teâlâ’nın “yapın” buyurduğu bizim FARZ olarak bildiğimiz dine ait işlerimizdendir. Dinimizin bu emri bir FARZ-I KİFAYEDİR. Farz-ı kifaye ise bir grubun yerine getirmesi ile diğer Müslümanlardan sorumluluğun kalktığı emirlere denmektedir. Dolayısıyla bir yerdeki günah olan işi filanca kişi engellemeye çalıştı ise Allah’ın emri yerine gelmiştir, oradakilerden kimse günaha girmeyecektir. Hiç kimse o görevi yapmazsa herkes günahtadır. Bu günah da oradakilerin kapasiteleri, yakınlıkları, güçleri ile orantılı olarak onlara yazılır. Elbette bir cami imamının caminin önündeki bir günaha mani olmaması ile caminin öteki sokağında oturan Müslüman’ın mani olmaması arasında sorumluluk oranı açısından fark vardır. Ortadaki bir iyiliği emir/kötülüğü engelleme görevi başkasının yapamayacağı kesinleşip de bir kişinin üzerinde yoğunlaşmış bir göreve dönüşürse onun için FARZ-I AYIN olur. Bizzat onun bu görevi yerine getirmesi gerekir. Âlimlerimiz, böyle bir görevi yerine getirmenin sonucu olarak öldürülme, ağır darbe alma veya hapsedilme gibi bir durum varsa görev yerine getirilmediğinde günaha girilmez demişlerdir. Zannederiz bu yaşadığımız dönem için bu hüküm geçerlidir. Allah yardımcımız olsun. Yapılacak görevin hiçbir işe yaramayacağını kati olarak bilen biri de mi bu görevi yerine getirmelidir sorusuna âlimlerin bir bölümü “evet, öyle bile olsa Allah’ın hükmü yerine getirilmelidir” demişlerdir. Bu da yüksek bir umutla toplumu izleme mantığının bulunması gerektiğini göstermektedir. Özet olarak diyebiliriz ki: Böyle bir görevimiz bulunduğunu, bu görevin cami imamlarına mahsus bizimle ilgisi olmayan bir iş gibi görülemeyeceğini biliyor isek, elimizden geleni de yapıyorsak biiznillah vebalden kurtuluruz.
Eşinin kardeşi ile evet geçici bir yasak vardır ama mahrem biri değildir. Bu sebeple bir teyze, hala, yeğen ile oturur gibi oturulamaz. Kıyafete ve tavırlara hatta kullanılan sözcüklere dikkat edilerek oturulabilir. Evla olan ise fitneden tamamen uzak kalmayı becermektir.
Eğer evine gideceğiniz kadının yanında mahremi varsa veya olacaksa gidilebilir. Yoksa caiz değildir.
Evlenilmesi haram olan yakınlar bellidir. Bunların dışındakiler için umumi kural evlenmeleri “mubahtır” şeklindedir. Mubah ise haram veya farz gibi bir kavramla birleştirilmeden uygulanan şey demektir. Yakın akraba ile evlilik durumunda hastalıklı çocuk ihtimalinin bulunduğu iddiası tıp camiasında da konuşulmaktadır ama bu kati bir kural olarak konmamıştır şu ana kadar. Dolayısıyla ailede intikal ihtimali bulunan bir hastalık yoksa böyle bir endişeye yer açmanın da doğru olmayacağını bilmeliyiz. Evlilik öncesi yapılan testleri de bu açıdan değerlendirebiliriz.
“Oynamak” hatır için veya dikkat çekmeden hükmü değişen bir şey değildir. Ahirette sizin çok yakınınız olacakların hatırını yüksek tutun, daha iyi edersiniz. Helal olmayanı yapmayın.
Kuzen evli veya bekâr kadın için namahremdir. Namahrem demek, bekâr olmaları durumunda evlenebilecek durumda olmak demektir. Bayramlaşma gibi durumlarda aile şartları bir fitne üretmesin diye uzatmadan, temas etmeden uygun bir kıyafetle bir iki cümle söylenebilir. Daha ötesi olmaz. Eğer kadın gençliği ve benzeri sebeplerle bir fitne şüphesi hissederse bunu da yapmamalıdır.