Fetva Meclisi
Soru
Menfaat getiren borç faizdir sözü ne demektir? Kim menfaat olmadan bir borç verir?
Cevap
Benzer fetvalar
Bizim itikadımızda borç, bir iyiliktir. O iyiliğin karşılığı da Allah’ın sevabı olacaktır. İyilik yapmanın yük getirmesi karşılığı Allah’ın sevabı olduktan sonra dert olmaz. Böyle görmeliyiz. Zamanla ortayı çıkan yıpranmanın kapatılması için fark talep edilmesi faiz dediğimiz illettir. Faiz en büyük haramlardan biridir. Mü'min asla faize yanaşamaz. Ortada bir pazarlık ve beklenti yokken, parayı kullanan taraf ana borcu ödedikten sonra bir ikram niteliğinde karşı tarafa fazladan ödeme yaparsa bu faiz olmaz, helaldir.
Borç vermek bir külfete katlanıp iyilik yapmaktır. Paranın kaybı kadar sahibinin elinde bulunmaması da bir kayıp değil midir? Bankalar da zaten bu nedenle faiz almaktadırlar. Verilen borcun geri alınması esnasında kesinlikle bir ilave talep edilmeyecektir. Hem borç verip sevap kazanılacak hem de zarar edilmeyecek diyemeyiz. Her iyiliği bir bedeli olmalıdır. Vadesinde ödenmeyen borç bir zulümdür. Ödemeyen de zalimdir. Her zalim gibi borç geciktiren de Allah'ın huzurunda hesaba hazır olmalıdır.
Ben zengin olduğu halde yüklü bir kira vererek başkasının evinde oturan da biliyorum. Kiracı olmak zaruret içinde olmayı göstermiyor. Nitekim bir insanın evi olduğu halde zaruret içinde olması da mümkündür. Zaruret hali, ortada kalma halidir. Bu da bir miktar vicdani bir karardır. Faize kapı açacak kadar zaruret içinde olmak herkese göre değişebilir. Kendimize takvaya daha yakın olan yolları aramamız gerekiyor. Allah'a emanet olunuz.
Borç vermek müstahab bir ibadettir ve pek sevaplı bir iştir. Kimi durumlarda borç vermek farz bir göreve de dönüşebilir. Senin vereceğin borçla bir sıkıntı kalkacak, bir darlık giderilecekse borç vermek farz olur. Elbette, borç alıp borç verecek birinden söz etmiyoruz. Vermesi durumunda sıkıntıya girmeyecek birine borç vermek farz olur. Aldığı borçla bir mekruh işleyecek olana borç vermek mekruhtur. Aldığıyla haram işleyecek olana da borç vermek haram olur. Belirttiğiniz şekilde nişan için yapılacak harcama için en azından mekruh deriz. Kaldı ki, büyük oranda da israf boyutuyla harama geçmiş olacaklardır. Bu sebeple borç vermemekle hata etmiş olmazsınız. Aranızdaki akrabalık hukukunu zedelemeyecek bir dille borç vermeyebilirsiniz.
Selamünaleyküm. Borç vermek, Allah için yapıldığında bir ibadettir. Mü'min, yaptığı ibadetin karşılığını Allah'tan bekler. Elbette her ibadetin belli bir bedeli olacaktır. Hiçbir sıkıntıya katlanmadıktan sonra nasıl ibadet yapıp sevap kazanacağız? Bir de bu gözle bakın, yaptığınızın değerini anlayacaksınız. Ne var ki, borcu geciktiren açısından ortada ciddi bir vebal vardır. Tam anlamıyla bir zulümdür bu. Helallik alması ve istiğfar etmesi gerekir.
Bu konuyu şöyle değerlendirebiliriz: Para, döviz ve altın gümüş gibi değerler üzerinden oluşan borçlar borcun tahakkuk ettiği rakam kadarı ile iade edilir. Üzerinden zaman geçmesi, paranın değer kaybetmesi, kazanç kaybına neden olması gibi sebeplerle borca ilave yapılmaz. FIKIHTAKİ GENEL KURAL BU ŞEKİLDEDİR. Alacaklının bir talebi olmadan borçlu kendiliğinden farklı ödeme yapabilir. Bin olan borcunu mesela bin yüz olarak ödemesi, önceden bir sözleşme maddesi olmadığı ve alacaklı da böyle bir istekte bulunmadığı için caiz bir ilavedir. Para ile oluşan borçların tahsil vaktinde paranın değer kaybetmesi durumunda ise bu kayıp üçte birden daha az bir kayıp ise ödeme aynı rakamlar üzerinden yapılmalıdır. Üçte birden daha yüksek oranda bir değer kaybı oluştu ise muasır âlimlerden bazıları sabit bir değer üzerinden (mesela altın) paranın değer kaybı hesaplanıp borç ödenebilir demişlerdir. Alacaklı ve borçlu kendi aralarında bir sulh da yapabilirler. Borçlu daralmış ise veya ödeme imkânı tıkanmış birisi ise ona mühlet verilmesi Kur'an’ımızın emirlerindendir. Buna dikkat edilmelidir. Ancak nakdi bulanmayan fakat gayrimenkulleri ve benzeri yatırımları bulunan birinin darda kaldığı kabul edilemez. Altın ve gümüş için b maddesindeki kural uygulanamaz. Altın ve gümüş ile oluşan borçlarda borç ne ise o ödenir. Borç ilişkilerinde sözleşmeye GECİKME DURUMUNDA FARK gibi bir cezai müeyyide konması caiz değildir. İş üzerinden yapılan sözleşmelerde ise iş gecikmesine karşı CEZAİ MÜEYYİDE konabilir. Borçlarda sözleşme yapılırken nakit üzerinden bir rakam borç olarak sabit olduğu hâlde borcun enflasyon oranlarına, altın ve gümüşe, başka bir dövize, ödeme zamanındaki faiz oranlarına, milli gelir rakamlarına bağlanamaz. Ödenmesi geciktirilen borçların tahsili için yapılan bütün masraflar borçludan tahsil edilebilir. Borç davalarına bakan mahkemelerin alacaklı lehine borca ilave ettiği faiz miktarından alacaklının yaptığı masraflar düşülebilir. Geri kalanının da bir hayır kurumuna ya da fakire verilmesi tavsiye edilmelidir. Mahkemeler faizle tahsilat yapıyor gerekçesi ile alacakların mahkemeye verilmemesi yerine hukuk özellikle bu maksatla kullanılmalıdır. Böylece faizli işlemden uzak duran Müslümanların alacaklarını ödememe gibi temayüle fırsat açılmamış olur. Ödenemeyen bir borcun tahsili için, yeni bir ticari sözleşme yapılıp o yeni işin fiyatı (bir tür eski borçtaki zararı kapatmak için) normalden daha pahalı akdedilse bir sakınca olmaz. Geciken ödemelerden ötürü borçlunun alacaklıya mesela bir arsa vermesi caiz olabilir.
afet konusundaki diğer fetvalar
Kanun şudur: İman edenin Allah rızası için, Allah’ın istediği şekilde yani dinine uygun olarak yaptığı işler ahirette sahibine yarar. Bunun dışında bu dünyadaki iyi işlerin ahirete geçmesi söz konusu değildir. Bela geldiğinde o beladan zarar görüp ölen mü'min ise o bela onun için günah temizleyicisi olur. Kâfir için ise böyle bir umut yoktur. Kâfir iyi işler yapan birisi ise o, yaptığı iyi işlerin karşılığını bu dünyada rahatlık, mal ve huzur olarak alır. Ahirette alabileceği bir şey yoktur, dünyada yaptıkları heba olup gidecektir.
a. Salgın ve benzeri afet zamanlarında işveren veya çalışan çalışma akdini feshedebilir. Bu fesih yasal engeller nedeniyle işletilemiyor ise, b. Çalışanlara (zekât alabilecek durumda iseler) zekât fonundan destek verilebilir ama zekâtın AYLIK YERİNE verilmesi caiz olmaz. Zekât bir ibadettir, ibadetler menfaat için kullanılamaz. Zira zekât Müslüman’a verilir. Çalışanlar arasında Müslüman olmayan zaten zekât alamaz.
Bu ümmet topluca, tarihten silinecek şekilde bir helak görmez. Bu manada masum bir ümmettir. Yalnız bu kural, bireylerin veya bir yörenin de helak görmemesi anlamında değildir. Bireyler azap, helak, afet görebilirler. Aynı şekilde şehirler, belli gruplar da helak görebilir.
Deprem bir tabii afetin adıdır. Depremi şu veya bu sebebe bağlamak yeterli olmaz. Evet, zina başta olmak üzere günahlar afetlere davetiyedir ama tek başına sebep olarak günahları görmek yerinde olmaz. Maddi ve manevi daha geniş bir açıdan bakılmalıdır depremlere.
Esasen bayram namazı açık arazide kılınır. Camilerde kılınması esas olmayan yani ruhsata binaen yapılandır. Bayram namazının açık arazide kılınması, bütün cemaatin topluca aynı anda namazı kılması içindir. Sünnet böyledir. Bizim şartlarımızda neredeyse bütün bayram namazları artık camilerde kılınmaktadır. Bu da birden çok yerde kılınması anlamına gelir. Ciddi bir özür olmadıkça bayram namazının aynı camide birden çok kere kılınması caiz olmaz. Mevcut durumun ciddi bir özür olabileceğini zannediyorum. Yalnız aynı imam iki kere kıldırmasın. İkinci grup için ikinci bir imam bulunsun. Allah Teâlâ’dan üzerimizdeki afetleri acilen izale buyurmasını niyaz ederim.
Yaşadığımız afetin ağırlığı tartışılmayacak kadar büyüktür. Elbette böyle bir dönemde Müslümanlar, topraklarında yaşadıkları devlete sahip çıkacaklardır. Ancak zekâtın, özel bir ibadet olarak harcanma alanları devletin sıradan harcama alanları ile aynı değildir. Gördüğümüz kadarı ile devlet şu ana kadar, “zekât bölümü” diye bir ayrı hesap açmamıştır. Bu nedenle zekâtınızı ibadet açısından daha garantili olması için Diyanet Vakfı’na verseniz kabule daha yakın olur zannederiz. Allah kabul etsin.