Fetva Meclisi
Soru
Hocam dört şey asli ihtiyaçtır deniliyor; yeme, içme, giyinme ve barınma. Bir insan bunlar için karz-ı hasen bulamazsa faizle borç alabilir deniliyor. Bunun ne oranda doğru olduğunu sizden rica ediyorum. Evi olmayan ve kirada oturan yakın bir arkadaşım var, ev almak istiyor. Finans kurumlarına ev almak için başvurdu. Ancak finans kurumlarıyla, diğer faizli bankalar arasında 6 ile 7 bin TL fark olduğunu söylüyor ve bunun kendisi için çok sıkıntılı bir rakam olduğunu ifade ediyor. 'Zaruretler yasakları mübah kılar' kapsamına bu olay girer mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Evinizde oturmasına oturun. Fakat iki şeyi yapmaya çalışın. Birincisi çok samimi tevbeler edin, istiğfar yapın. İkincisi de evi almanıza yarayan kredideki faiz oranını tespit edip onu bir gün, bütçenizden çıkarıp atmaya karar verin. Bu kararınızda da samimi olun. Tekrar bulaşmamaya azimli ve sebatlı olursanız inşallah mağfirete erersiniz. Allah'a emanet olun.
Faizin her çeşidinin büyük günahlardan biri olduğu tartışılamaz bir konudur. Kıyamete kadar faiz için kesin haram olma ilkesi değiştirilemeyecektir. Bunu birinci ilkemiz olarak belirleyebiliriz. Neyin faiz nedeniyle haram olduğu neyin de olmadığı ise başka bir ayrıntıdır. Bu ayrıntı fakihlerin üzerinde asırlardan beri çalıştığı bir mesele olarak önümüzde bulunmaktadır. Ekonomik menfaatlerin dinden ve insandan daha değerli tutulduğu bir zamanda Türkiye gibi ülkelerde yaşayan Müslümanlar açısından bazı zaruri ihtiyaçların temini için ‘o kadarı caiz olabilir’ denecek faiz ruhsatları bulunabilir mi sorusu git gide yaygınlaşmaktadır. Bir tarafta haram helal ayırmadan yaşayan kitleler bulunurken diğer taraftan kuruştan bile faiz ihtimali nedeniyle uzak durmaya çalışan dar bir kesimin zaruri ihtiyaçlarını dahi gidermekte zorlandığı da bir gerçektir. Bu çerçevede şu tespiti yapabiliriz: a- Bizim kanaatimiz normal şartlarda faizin hiçbir çeşidinin helal olmayacağıdır. Bazı ilim adamları ise Türkiye gibi ev edinmenin çok zor olduğu ortamlarda İLK EVİNİ satın alacak birinin başka bir çaresi kalmamış ise kredi ile ev alabileceğini söylemektedirler. Genel bir fetva değilse de gerçek bir zorunluluk yaşayan için değerlendirilebilir bir fetva olarak görülebilir zannederiz. b- Hangi şartların zorunluluk/çaresizlik olacağı herkesin kendi iman ağırlığına göre verebileceği bir karardır. Yöneticilerin yıllar süren gafleti, suiistimali veya vurdum duymazlığı nedeniyle ortaya çıkan fakirliği dinden taviz kopararak kapatmaya çalışmak elbette kabul edilemez. Ortadaki durum bir iman ve takva mücadelesidir. Takvadan yana olmaya dikkat edilmelidir. Ağır bir zaruret hâlinde ise zaruretler için verilen fetvalardan istifade edilebilir ama ZARURETİN ne olduğunu tespit herkes için farklı olabilir. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Haram bir iş yapanın yaptığı haramı teşvik etmemiz, tebrik etmemiz asla olamaz. Haram işledi diye de insanlarla bağımızı tamamen koparamayız. Böyle bir karar sıfır insanlı bir dünya denecek kadar yalnızlaştırabilir bizi. Ortasını bulmaya mecburuz. Etkilenmeden, hakkı söyleyerek komşuluk ilişkimizi, sosyal bağlarımızı sürdürürüz.
Selamünaleyküm. Sözünü ettiğiniz kurumun helal gösterip haramı yapmadığına itimat ediyorsanız, o sistemle ev alabilirsiniz. Ayrıca bir bayan olarak erkeklerin ekonomik tutumlarını biraz daha rahat bırakmalısınız. Eşiniz imanı olan ve haram helal ölçülerini bilen biri ise onu rahat bırakın ki, o da size müdahale ihtiyacı, reddetme, cevap verme veya sizden gizleme ihtiyacı hissetmesin. Zamanımızda yaygınlaşan 'ev edinme putu' başımıza huzursuzluktan başka bir şey getirmiyor. Ben kirada oturan iş adamları biliyorum. Pek de zenginler. Hayata daha esnek bakın. Burası cennet değil!
Maalesef, faiz ve faizin bağlantıları konusunda hadislerde belirtilen afet dönemine girdik ya da o süreçteyiz. Allah bizi, O'nun haramlarına düşmekten muhafaza buyursun. Adına 'finans kurumu' ya da başka bir şey denen kurumların İslam'a göre olmadığını tartışmaya bile gerek yoktur. Herhalde sahipleri de bunu iddia etmezler. Fakat diğerleriyle aynı demeyi zorlaştıracak bir durumdan da söz edebiliriz. O nedenle yüzde yüz helaldir demediğimiz gibi saf haram olduğunu da iddia edemiyoruz. İlla bir banka ile çalışılacaksa onlarla çalışılmasını söyleyebiliyoruz. Takva yönü ile bakıldığında uzak durulması gerekmektedir. Tenkitte ölçülü davranmamızın nedeni, o kurumların Türkiye'de saygın ilim adamı olarak bilinen isimlerle danışarak iş yaptıklarını beyan etmiş olmalarıdır. Allah'a yalvarır, bizi nefislerimize esir etmemesini dileriz.
Ne yazık ki şimdiki hayat anlayışımız böyle oldu. Bunun aslı ise başkadır. Seleften nakledilen tatlı bir notu unutmamanızı tavsiye ederiz: “Biz, paramızı kendimizin saymazdık. Bu düzeyi kaybettik de kardeşlerimizi tercih etme düzeyi kaldı. Onu da kaybettik, bir tek borç verebilme düzeyimiz kaldı.” Şimdiki anlayışla ilk nesillerin anlayışı arasında büyük farklılıklar bulunmaktadır. Bu nesilde borç verme bile kalmadı denebilir. Borç vermek bir ibadettir. Karşılığı Allah’tan sevap olarak beklenir. Bu yüzden de borç vermenin hükmü incelenirken denir ki: - Normalde borç vermek müstehaptır. - Acil bir afet yaşayana vermek farz olabilir. - Haram bir işte kullanacağını bildiği kimseye vermek haram olur. - İsraf edeceğini bildiği kimseye vermek ise mekruh olur. Görülüyor ki borç vermek bir hüküm ağı içerisinde durmaktadır. Bu da ne kadar önemli bir ibadet niteliği taşıdığını gösterir. Evet, borç almak mübah olsa da neticede bir dert ve sıkıntı yumağı olduğu için uzak durulması evladır ama insanoğlunun bin bir hâli var, istemeye istemeye borç alabilir bir insan. Borç, verildiği gibi ve oranı aynı olarak geri alınmalıdır. Mesela yüz veren yüz bir istemeyecek. Faizli bir bankanın borç vermesi ile mü'min bir kardeşin borç vermesi arasında fark olmalıdır. Bu borç olduğu gibi geri alınmalıdır kuralına söz konusu verilen paraya ilave yapmamak dahil olduğu gibi ek bir menfaat istememek de dahildir. Örnek olarak şunu zikredebiliriz: Borç karşılığında evinde bir yıl kira ödemeden oturma şartı bir faizdir, haramdır. Ya da borç karşılığında kirayı normalin üstünde tutmasını istemek fazlalıktır, caiz değildir. Borç, daralmış birine iyilik yapmaktır. Karşılığı alınarak yapılan iyilik, iyilik değildir. Bu nedenle âlimler bir borç ilişkisinin ardından borçlunun hediye vermesini bile şüpheli bir durum olarak görmüşlerdir. Borç ilişkisinden önce söz konusu olmayan hediyeleşmenin borçla beraber ve borç dururken ortaya çıkması borcun menfaat getirmesidir, caiz olmaz. Müslüman insanın, borcuna sadık kalması ve borç verenin yaptığı iyiliğe pişman etmemesi ahirete de taalluk eden ağır meselelerden biridir. Borç varken yani kul hakkı varken cennet çok uzaklarda durur, her mü'min bunu böyle itikat etmektedir. Bu sebeple borcu vaktinde ödemek dinin emridir. Buna ilave olarak şunu da zikredebiliriz: Borç alınırken gündem olmadığı hâlde, borçlu aldığı borcu iade ederken bir miktar fazlalık verse mesela aldığı yüz lirayı yüz beş lira olarak verse bu faiz değildir. Bu iki mü'min arasında bir hediyeleşmedir. Alacaklının da böyle bir beklentisi yoktu zaten. İnsanlar arasında da böyle bir teamül yoktur. Bu bir teşekkür tarzıdır ve caizdir.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Tüp bebek, ilke olarak tıbbî bir tedavi yöntemidir. Sakıncalı bölümleri olabilir; bunun için tedavi olacak kişinin hangi yöntemle tedavi olacağını bilerek cevap vermemiz daha uygun olur. Allah'a emanet olunuz.
1- Sakın bir daha namaz ve benzeri ibadetlerle kul hakkını karıştırmayın. Kul hakkından daha büyük bir hata işlemiş olursunuz. Gırtlağımıza kadar batsak bile Rabbimizin kapısından geri kalamayız. Bu bizim kanunumuzdur. Bin kişiyi öldürmüş olsanız dahi son kapınız Allah'ın kapısıdır; o kapıdan asla ayrılmayın. 2- Tevbenizi yapın ve bundan sonra çok dikkat edin. Helalleşmeniz mümkün olanlarla helalleşin. İçinizden o heyecan kaybolmasın. Gerisini de Allah'a bırakın. Kendinizi iyilerin arasında tutmaya çalışın. Umutsuz kalmayın. Allah'a emanet olun.
1- Başta Buharî olmak üzere pek çok hadis kitabında Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin 'kadın eline tutmadığı' özellikle vurgulanmaktadır. Bir de bu vurgulama be'at gibi el tutmayı gerektiren bir durum anlatılırken zikredilmektedir. Yani, bekâr olması halinde evlenilmesi caiz olacak bir kadının eline tutmanın haram olduğuna dair fetva hadislere dayanmaktadır. Bunun ötesine gidip beşeri nitelikli dayanaklara tevessül etmek doğru değildir. 2- Müslüman, haramlardan birini inkâr etmedikçe, o haramı işlediği için dinden çıkmaz. Dosyasına yazılan bir günah işlemiş olur. Bu da onun adına bir vebal olarak yazılır. Kadının eline tutmayı da böyle değerlendirmek gerekmektedir. 3- Özürler, haramlardaki yasaklılığı, özür oranı kadar kaldırır. Bu Şeriat'ın genel kurallarından biridir. Siyasi birinin veya başka bir Müslüman'ın kadının eline tutması ne kadar özür sınırlarındadır veya değildir; buna onu yapanın imanı ve kalbi karar verir. Allah'a emanet olunuz.
Kendini Filistin'de Yahudi ile imtihan edilen bir mü'min olarak kabul et. Onun imtihanı ile senin imtihanın hiç farklı değildir. Hepimiz için de geçerli bir kuraldır bu kural. İmtihan için yaratıldığımız bu âlemde kime ne imtihan takdir edildi ise onu başarmakla mükelleftir. Nefsinin ve şeytanın baskısını Yahudi'nin ordularına benzet. Kurşun yemeden, yaralanmadan yaşamaya çalış. Ufak tefek sıyrıklardan da yılma; sonunda kazanan ol da ne olursa olsun. Sabret. Özellikle evlenme araştırmasına devam et. Yıkıldığın yerde çökmüş olarak kalma; hemen kalk. Akşam yıkılırsan sabaha kadar kalk. Cemaatle namaza ve Kur'an okumaya önem ver. Sonunda kazanacaksın biiznillah. Allah'a emanet ol.
Yaptığınız iş, 1- İnsanların namaz ve benzeri ibadetlerini aksatmıyorsa, 2- Rızıklarından kısıp size vererek mağdur olmalarına sebep olmuyorsa, 3- Derslerini ve yükselmelerini engellemiyorsa, 4- Ebeveynlerine asi olmalarına neden olmuyorsa, 5- Zina ve kumar gibi haramlara alışmalarına vesile olmuyorsa, 6- Haramlardan bir harama kaymalarına neden olmuyorsa yapılmasında bir sakınca yoktur. Aksi oluyorsa kimseye sormanıza gerek yoktur; yanlışa yataklık yaptıkça helal kazanmış olmazsınız. Allah sizi ve bizi hatadan korusun.
Eğer o kardeşler şirket de kurulmaz, işçi de olunulmaz diyorlar ve kendilerine göre çare üretiyorlarsa, içtihatlarını saygıyla karşılamak zorundayız. Nihayetinde onlar da bir içtihat yapmışlardır ve niyetleri sahih olduğu sürece mecurdurlar. Hayır sadece oy ve benzeri cemaat meselelerinde böyle düşünüyor da kendilerine ait işlerde mazeretler uyduruyorlarsa yine de onlara ilişmemiz gerekmez; herkese kendi içtihadı yeter. Ama birbirimizle asla tartışmamalı, birbirimizi incitmemeliyiz. Bunlar, bizim birbirimizin hakkına tecavüz etmemize sebep olmamalıdır. Allah için yapıyor olduktan sonra bırakalım kimin ne yaptığına Allah karar versin. Birbirimize dualar edelim.