Fetva Meclisi
Soru
Hocam, çok yakın akrabam krediyle ev aldı. Taşınacak.ben de ona yardım edeceğim. Fakat faizle ev alacağını hiç düşünmedim. İçimden yardım yapmak gelmiyor. Yardım etsem bir günahı var mı?
Cevap
Benzer fetvalar
Alacaklının sizdeki alacağını istemesi hakkıdır; onun hakkını geciktirmeniz kul hakkı olur, zulümdür. Ancak faize bulaşmanız da haramdır. Ara formüllerle bu sorunu çözmeye çalışın. Dostlarınızdan borç alın, rica edin ama harama bulaşmayın. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Harama yardım etme ve hemen evlen!
Faizden tevbe etmiş ve bu günahtan kurtulmak isteyene yardım edilir ve edilmelidir. Yalnız bu konuda tevbe etmemiş kimseye ise mesafeli durmak doğru olandır.
Aleykümselam. Önce bu günah için istiğfar edin. Evi satıp faizli paradan kurtulabilecekseniz satın kurtulun. Satmanız mümkün değilse ya da sizi faizli maldan kurtarmayacaksa en kısa yoldan faizden kurutulun ve istiğfar ederek Allah'a yalvarın. Tekrarından sakının.
Ben zengin olduğu halde yüklü bir kira vererek başkasının evinde oturan da biliyorum. Kiracı olmak zaruret içinde olmayı göstermiyor. Nitekim bir insanın evi olduğu halde zaruret içinde olması da mümkündür. Zaruret hali, ortada kalma halidir. Bu da bir miktar vicdani bir karardır. Faize kapı açacak kadar zaruret içinde olmak herkese göre değişebilir. Kendimize takvaya daha yakın olan yolları aramamız gerekiyor. Allah'a emanet olunuz.
O evde, haram karışımı vardır. Karışım oranı kadar da sorumluluk vardı. Bu da babanızın sorumluluğu idi. Size direkt o evin haram olduğunu söyleyemeyiz. Yapabilirseniz faiz oranı kadar parayı çıkarıp bir kuruma verirseniz kalbiniz rahat eder.
arkadaşlık konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Eğer eşiniz girdi ve size yalan söylüyorsa sizin talakınız gerçekleşmiş olur. Girmediğine güveniyorsa mesele yoktur. Konu onun imanına dayanmış kalmıştır.
Şöyle sorabilirsin bu soruyu: Bir insan yanmamak şartı ile ateşle oynayabilir mi?
Kesinlikle olmalıdır. Sınırsız bir sevgi ve sınırsız bir düşmanlık pek çok yönden akidemizle ters düşer. Her şeyden önce sınırsız bir sevgi sadece Allah Teâlâ için olabilir. Mü’minler O’nu sonsuz bir sevgiyle severler. Beşer arasında da Peygamber aleyhisselamı, bir kul olarak hiç kimseyle kıyas edilmeyecek ölçülerle severiz. Arkadaş veya dost olarak benimsediklerimizi severken iki şeye dikkat ederiz. Birincisi: Sevdiğimizi Allah rızası için ve İslamî ölçülerle severiz ki, sevgimiz bizi insanî yönümüzle tatmin ederken Allah katında da ecir kazanmamıza vesile olsun. Sevdiğimizi Allah için sever ve bu hissimizi de ona bildiririz. İkincisi: Karşımızdakinin masum olmadığını, yanılıp bizi üzebileceğini kabulleniriz. Bir melekten beklenebilecekleri beklemeyiz ondan. Şüpheci bakışlarla onu incelememiz anlamına da gelmez bu tutumumuz. Bilakis dengede kalmayı, sevgiyi abartmamayı gerektirir. Dostlarımızın dostluk sınırlarını iyi belirlememiz bize menfaat olarak döner. Ticari veya mesleki bir dostluk, dini duygularla ilerleyebilir. Bir hac beraberliği dönüşte sıcak sahneler oluşturabilir. Bir seyahat arkadaşlığı iyi sonuçlar doğurabilir. Nedeni ne olursa olsun, oluşturduğumuz dostluklarımız bizi şu hususlarda gevşekliğe sevk etmemelidir: 1- Dostluğun etkisiyle hısımlık bağı kurulabilir. Ancak bu bağın kurulması için gerekli inceleme ve araştırmada gevşek davranılmamalıdır. Evlilik, bir yolculuktaki muhabbetin ötesinde derin ilişkiler getirecektir. Bunu takdir etmiş olmak gerekir. Yolculuğu paylaşmakla hayatı paylaşmak arasında büyük farklar vardır. 2- Aynı durum ticari ortaklıklar için de geçerlidir. Dostluğa rağmen, kuralına göre ticaret yapılmalıdır. 3- Mal alıp vermede, borç ilişkilerinde, dostluğu ve arkadaşlığı tek belge olarak görmek kesinlikle hatadır. Dostluğa rağmen ‘belge’ ve kurallar aranmalıdır. 4- Dostluk ve arkadaşlık, bütün sırlarda bir ağ üzerinde buluşmayı mubahlaştırmamalıdır. Özellikle ev ve aile mahremiyeti gerektiren meselelerde usulleri zorlamak yanlıştır. 5- Dostluk ve arkadaşlığın, ailenin diğer fertlerine de taşınmasını beklemek her zaman olumlu sonuç vermeyebilir. Fiziki ve sosyal şartlardaki beraberliğin mizaç uyuşması için yeterli olmayabileceğini takdir etmek durumundayız. Bedenlerin bir araya gelmesi kadar, kalplerin de sevişmesi şarttır. 6- Birbirlerini affetmeyi bilmeyenlerin dost olmalarının bir anlamı yoktur. Çünkü dostluk ve arkadaşlık, şeytanın sürekli fitne üretebileceği bir beraberliktir. Dostların birbirlerine en güzel ikramlarından biri, affedici olmalarıdır. Eğer affın kabullenilemeyeceği bir durum varsa, o zaman meseleyi düşmanlığa dönüştürmeden beraberliği bitirme yolu tercih edilebilir.
Bir insan Şii’dir diye ona kâfir muamelesi yapamayız. Aynı zamanda ezanımızı beğenmeyenlere karşı rahat ve gevşek de olamayız. Bu iki çizgi arasında bir denge tutturmaya çalışınız.
Müslüman insanın Müslüman olmayan bir arkadaşı olabilir. Onunla imanını ve amelini etkileyecek bir ilişki içinde olmaz. Etkilendiğini hissettiğinde de mesafe koyar.
Onunla arkadaşlıkta sakınca olmayabilir ama sizin ümmetin liderlerini ezdirecek kimlik sahibi olmanızda sizin açınızdan üzücü sakıncalar olabilir.