İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hocam bir arkadaşımla tartışmamız oldu ve cevap veremedim. “Borç alan da veren de zulmetmesin” hadisi şerifine yönelik. Şöyle ki; çok acil para lazım ve birinden borç aldınız. Borç veren kişi ev alacakken o parayı size verdi. Borcunu on yıl sonra verdiniz ama paranın değeri düştü ve o evi almaya yetmedi. Yani borç veren zulme mi uğradı? Ya da borç alan daha fazla mı borç ödemeli? Daha fazla öderse (evi almaya yetecek kadar) faiz olur mu?

Cevap

Bizim itikadımızda borç, bir iyiliktir. O iyiliğin karşılığı da Allah’ın sevabı olacaktır. İyilik yapmanın yük getirmesi karşılığı Allah’ın sevabı olduktan sonra dert olmaz. Böyle görmeliyiz. Zamanla ortayı çıkan yıpranmanın kapatılması için fark talep edilmesi faiz dediğimiz illettir. Faiz en büyük haramlardan biridir. Mü'min asla faize yanaşamaz. Ortada bir pazarlık ve beklenti yokken, parayı kullanan taraf ana borcu ödedikten sonra bir ikram niteliğinde karşı tarafa fazladan ödeme yaparsa bu faiz olmaz, helaldir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ne yazık ki şimdiki hayat anlayışımız böyle oldu. Bunun aslı ise başkadır. Seleften nakledilen tatlı bir notu unutmamanızı tavsiye ederiz: “Biz, paramızı kendimizin saymazdık. Bu düzeyi kaybettik de kardeşlerimizi tercih etme düzeyi kaldı. Onu da kaybettik, bir tek borç verebilme düzeyimiz kaldı.” Şimdiki anlayışla ilk nesillerin anlayışı arasında büyük farklılıklar bulunmaktadır. Bu nesilde borç verme bile kalmadı denebilir. Borç vermek bir ibadettir. Karşılığı Allah’tan sevap olarak beklenir. Bu yüzden de borç vermenin hükmü incelenirken denir ki: - Normalde borç vermek müstehaptır. - Acil bir afet yaşayana vermek farz olabilir. - Haram bir işte kullanacağını bildiği kimseye vermek haram olur. - İsraf edeceğini bildiği kimseye vermek ise mekruh olur. Görülüyor ki borç vermek bir hüküm ağı içerisinde durmaktadır. Bu da ne kadar önemli bir ibadet niteliği taşıdığını gösterir. Evet, borç almak mübah olsa da neticede bir dert ve sıkıntı yumağı olduğu için uzak durulması evladır ama insanoğlunun bin bir hâli var, istemeye istemeye borç alabilir bir insan. Borç, verildiği gibi ve oranı aynı olarak geri alınmalıdır. Mesela yüz veren yüz bir istemeyecek. Faizli bir bankanın borç vermesi ile mü'min bir kardeşin borç vermesi arasında fark olmalıdır. Bu borç olduğu gibi geri alınmalıdır kuralına söz konusu verilen paraya ilave yapmamak dahil olduğu gibi ek bir menfaat istememek de dahildir. Örnek olarak şunu zikredebiliriz: Borç karşılığında evinde bir yıl kira ödemeden oturma şartı bir faizdir, haramdır. Ya da borç karşılığında kirayı normalin üstünde tutmasını istemek fazlalıktır, caiz değildir. Borç, daralmış birine iyilik yapmaktır. Karşılığı alınarak yapılan iyilik, iyilik değildir. Bu nedenle âlimler bir borç ilişkisinin ardından borçlunun hediye vermesini bile şüpheli bir durum olarak görmüşlerdir. Borç ilişkisinden önce söz konusu olmayan hediyeleşmenin borçla beraber ve borç dururken ortaya çıkması borcun menfaat getirmesidir, caiz olmaz. Müslüman insanın, borcuna sadık kalması ve borç verenin yaptığı iyiliğe pişman etmemesi ahirete de taalluk eden ağır meselelerden biridir. Borç varken yani kul hakkı varken cennet çok uzaklarda durur, her mü'min bunu böyle itikat etmektedir. Bu sebeple borcu vaktinde ödemek dinin emridir. Buna ilave olarak şunu da zikredebiliriz: Borç alınırken gündem olmadığı hâlde, borçlu aldığı borcu iade ederken bir miktar fazlalık verse mesela aldığı yüz lirayı yüz beş lira olarak verse bu faiz değildir. Bu iki mü'min arasında bir hediyeleşmedir. Alacaklının da böyle bir beklentisi yoktu zaten. İnsanlar arasında da böyle bir teamül yoktur. Bu bir teşekkür tarzıdır ve caizdir.

Menfaat getiren borç faizdir sözü ne demektir? Kim menfaat olmadan bir borç veri
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Borç vermek bir külfete katlanıp iyilik yapmaktır. Paranın kaybı kadar sahibinin elinde bulunmaması da bir kayıp değil midir? Bankalar da zaten bu nedenle faiz almaktadırlar. Verilen borcun geri alınması esnasında kesinlikle bir ilave talep edilmeyecektir. Hem borç verip sevap kazanılacak hem de zarar edilmeyecek diyemeyiz. Her iyiliği bir bedeli olmalıdır. Vadesinde ödenmeyen borç bir zulümdür. Ödemeyen de zalimdir. Her zalim gibi borç geciktiren de Allah'ın huzurunda hesaba hazır olmalıdır.

Diyelim ki Allah rızası için borç verdim (karz-ı hasen), borçlu borcunu bir yıl
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Borç vermek, Allah için yapıldığında bir ibadettir. Mü'min, yaptığı ibadetin karşılığını Allah'tan bekler. Elbette her ibadetin belli bir bedeli olacaktır. Hiçbir sıkıntıya katlanmadıktan sonra nasıl ibadet yapıp sevap kazanacağız? Bir de bu gözle bakın, yaptığınızın değerini anlayacaksınız. Ne var ki, borcu geciktiren açısından ortada ciddi bir vebal vardır. Tam anlamıyla bir zulümdür bu. Helallik alması ve istiğfar etmesi gerekir.

Selamünaleyküm hocam. İslam’da faize bulaşmadan borç alıp vermek nasıl olmalıdır
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Alacaklının sizdeki alacağını istemesi hakkıdır; onun hakkını geciktirmeniz kul hakkı olur, zulümdür. Ancak faize bulaşmanız da haramdır. Ara formüllerle bu sorunu çözmeye çalışın. Dostlarınızdan borç alın, rica edin ama harama bulaşmayın. Allah yardımcınız olsun.

Banka faizinin günahından kaçındığı için bir akrabadan alınan altın hesabından b
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ben zengin olduğu halde yüklü bir kira vererek başkasının evinde oturan da biliyorum. Kiracı olmak zaruret içinde olmayı göstermiyor. Nitekim bir insanın evi olduğu halde zaruret içinde olması da mümkündür. Zaruret hali, ortada kalma halidir. Bu da bir miktar vicdani bir karardır. Faize kapı açacak kadar zaruret içinde olmak herkese göre değişebilir. Kendimize takvaya daha yakın olan yolları aramamız gerekiyor. Allah'a emanet olunuz.

Hocam dört şey asli ihtiyaçtır deniliyor; yeme, içme, giyinme ve barınma. Bir in
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu konuyu şöyle değerlendirebiliriz: Para, döviz ve altın gümüş gibi değerler üzerinden oluşan borçlar borcun tahakkuk ettiği rakam kadarı ile iade edilir. Üzerinden zaman geçmesi, paranın değer kaybetmesi, kazanç kaybına neden olması gibi sebeplerle borca ilave yapılmaz. FIKIHTAKİ GENEL KURAL BU ŞEKİLDEDİR. Alacaklının bir talebi olmadan borçlu kendiliğinden farklı ödeme yapabilir. Bin olan borcunu mesela bin yüz olarak ödemesi, önceden bir sözleşme maddesi olmadığı ve alacaklı da böyle bir istekte bulunmadığı için caiz bir ilavedir. Para ile oluşan borçların tahsil vaktinde paranın değer kaybetmesi durumunda ise bu kayıp üçte birden daha az bir kayıp ise ödeme aynı rakamlar üzerinden yapılmalıdır. Üçte birden daha yüksek oranda bir değer kaybı oluştu ise muasır âlimlerden bazıları sabit bir değer üzerinden (mesela altın) paranın değer kaybı hesaplanıp borç ödenebilir demişlerdir. Alacaklı ve borçlu kendi aralarında bir sulh da yapabilirler. Borçlu daralmış ise veya ödeme imkânı tıkanmış birisi ise ona mühlet verilmesi Kur'an’ımızın emirlerindendir. Buna dikkat edilmelidir. Ancak nakdi bulanmayan fakat gayrimenkulleri ve benzeri yatırımları bulunan birinin darda kaldığı kabul edilemez. Altın ve gümüş için b maddesindeki kural uygulanamaz. Altın ve gümüş ile oluşan borçlarda borç ne ise o ödenir. Borç ilişkilerinde sözleşmeye GECİKME DURUMUNDA FARK gibi bir cezai müeyyide konması caiz değildir. İş üzerinden yapılan sözleşmelerde ise iş gecikmesine karşı CEZAİ MÜEYYİDE konabilir. Borçlarda sözleşme yapılırken nakit üzerinden bir rakam borç olarak sabit olduğu hâlde borcun enflasyon oranlarına, altın ve gümüşe, başka bir dövize, ödeme zamanındaki faiz oranlarına, milli gelir rakamlarına bağlanamaz. Ödenmesi geciktirilen borçların tahsili için yapılan bütün masraflar borçludan tahsil edilebilir. Borç davalarına bakan mahkemelerin alacaklı lehine borca ilave ettiği faiz miktarından alacaklının yaptığı masraflar düşülebilir. Geri kalanının da bir hayır kurumuna ya da fakire verilmesi tavsiye edilmelidir. Mahkemeler faizle tahsilat yapıyor gerekçesi ile alacakların mahkemeye verilmemesi yerine hukuk özellikle bu maksatla kullanılmalıdır. Böylece faizli işlemden uzak duran Müslümanların alacaklarını ödememe gibi temayüle fırsat açılmamış olur. Ödenemeyen bir borcun tahsili için, yeni bir ticari sözleşme yapılıp o yeni işin fiyatı (bir tür eski borçtaki zararı kapatmak için) normalden daha pahalı akdedilse bir sakınca olmaz. Geciken ödemelerden ötürü borçlunun alacaklıya mesela bir arsa vermesi caiz olabilir.

Hocam, kaybettiğimiz bize ait özelliklerden biri de karz-ı hasen yani Allah rıza

alacaklı konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Genel kural şudur: Borçlar kendi cinsi ile ödenir. Ne üzerinden borçlanıldı ise o türden ödeme yapılır. Borç alma anında ödeme günü için başka bir birim anlaşması yapılması caiz olmaz. Mesela lira borç alan ödemeyi döviz olarak yapmayı taahhüt edemez. Genel kural böyledir. Ödeme günü geldiğinde mesela bir yıl önce lira üzerinden borç alan o ödeme gününde borcu olan liranın karşılığı dövizi verebilir. Buradaki fark, borç sabit olduğu gün başka bir birimden ödeme anlaşması yapmamış olmaktır. Ödeme günü gelmiş ve sabit olan borcun o günkü karşılığı olan dövizle ödeme yapılmıştır. Eğer birkaç taksit ise borç, bu uygulama her taksit günü için böyle yapılabilir. Mesela on ay bin lira bin lira ödeme yapacak olan biri en başta ödemeleri dövizle yapacağına dair anlaşma yapsa caiz olmaz ama taksitlerden biri için vakti geldiğinde dövizle ödeme yapabilir.

Hocam borç aldığım parayı döviz olarak ödeyebilir miyim?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İcra memurluğu direkt faiz işi değildir. İşlerinin arasında faizli iş de bulunabilmektedir. Bunu herhangi bir devlet memurluğu gibi görmemiz gerekir. Genelde devlet memurluğu bu ve benzeri riskleri barındırır. Bu nedenle de memurluğu tavsiye etmeyiz. Zorunlu olarak yapıldığı durumlarda da bu örnekte olduğu gibi yapacak bir şey yoktur.

Hocam icra memuru olarak çalışmak istiyorum. Bildiğim kadarıyla alacaklının faiz
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Borç alma anında vaat edilen şey faizdir, caiz değildir. Sözleşmede olmadığı hâlde ödeme gününde hediye gibi verilende sakınca yoktur.

Hocam ailemden birisi bir kişiden borç para istedi ve “Sen bana şimdi bu sıkıntı
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hanefi fukahası ölenin borcu zekât fonundan karşılanamayacağı kanaatindedirler. Fakat bazı muasır âlimler başka bir imkân yoksa alacaklının mağdur edilmemesi için zekât fonundan karşılanabilir demişlerdir.

Hocam ölen birinin borcunu bir başkası zekâtından karşılayabilir mi ya da yakınl
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Konuya borçlu-alacaklı çerçevesinde bakarsanız ve alacağınızı temin etmek isterseniz üvey babanızın parayı kredi çekerek getirmesi sizi sorumlu kılmaz. Bütün sorumluluk üvey babanıza aittir. Ama borçlu olan kimseye süre tanımanızın faziletli bir davranış olduğunu da unutmayalım.

Hocam annem kendi evini, ben ileride kendime ev alırsam satıp parasını kullanmam
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Borçlu borcunu inkâr etmiyor ve ödeyeceğini söylüyorsa o alacağın zekâtı verilmelidir. Ancak o alacak elinize geçmediği sürece hemen ödeme sorumluluğunuz yoktur. Böyle bir durumda alacağınızı temin ettiğinizde geçmiş yılların zekâtını verirsiniz. Mülkün asıl sahibi olan Allah'tan yardım isteyin. Her gün sabah ve akşam 100 defa istiğfâr (estağfirullah) edin. O size bir çıkış yolu sunacaktır. Allah yardımcınız olsun.

Hocam yaklaşık iki yıl önce bir akraba kredi kartlarının borçlarını ödeyemediği

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.