Fetva Meclisi
Soru
Hocam annem kendi evini, ben ileride kendime ev alırsam satıp parasını kullanmam için ev senin hakkın istediğin zaman satabilirsin demişti. Ben altınlarımı satıp üstüne de annemin evinden gelen para ile ev alacakken üvey babamın acil paraya ihtiyacı olduğu için evi sattı. Şimdi anneme benim için "kendi adıma kredi çekip senin paranı vereyim" diyor. Anneme olan borcunu bu şekilde ödese ben o parayı ev almak için kullansam faize bulaşmış oluyor muyum?
Cevap
Benzer fetvalar
O evde, haram karışımı vardır. Karışım oranı kadar da sorumluluk vardı. Bu da babanızın sorumluluğu idi. Size direkt o evin haram olduğunu söyleyemeyiz. Yapabilirseniz faiz oranı kadar parayı çıkarıp bir kuruma verirseniz kalbiniz rahat eder.
Haram olan faiz işlemidir, alınan malın kendisi değil. Yani şu an oturduğunuz ev için "helal bir yöntemle alındı" diyemeyiz ama "faiz işlemi tamamlandıktan sonra babanın mülkiyetinde helal bir mal haline geldi" diyebiliriz. Ancak faizle işlenmiş bir geçmişi olduğu için babanın tevbe etmesi ve Allah'tan af dilemesi gerekir. Evet, bu evi satıp başka bir ev alabilirsiniz. Yeni alacağınız evin finansmanında haram bir kazanç kullanılmadığı sürece bunda bir sakınca olmaz. Babanı ve abini yeni bir kredi çekmemeleri için şu yolları deneyebilirsin: Faizle ilgili ayet ve hadisleri hatırlatarak Allah’ın bu konudaki sert uyarılarını dile getirebilirsin. Örneğin: "Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve eğer gerçekten müminlerseniz faizin geriye kalan kısmını bırakın. Şayet faizi bırakmazsanız/alıp vermeye devam ederseniz Allah’a ve Resûlüne karşı savaş açtığınızı ve Allah’ın da size savaş ilân ettiğini bilmiş olun." (Bakara sûresi, 278-279. âyetler) Faizin insanı nasıl bir borç girdabına sürüklediğini, ekonomik sıkıntıları ve psikolojik etkilerini anlatabilirsin. Peşin alım, taksitle faizsiz ödeme veya katılım bankaları gibi faizsiz finansman yöntemlerini araştırarak onları yönlendirebilirsin. (Allah muhafaza) Olur da baban/abin engel olmak için gösterdiğin çabaya rağmen faizli kredi kullanarak ev alırsa ve sen de sürece ortak olmadıysan sadece evde yaşaman seni faiz günahına dâhil etmez. Ancak bu durumu onaylamamak ve gücün yettiğince engellemeye çalışman önemli. Güç yetiremiyorsan mesuliyetin yoktur. Eğer elinden geleni yapmana rağmen onlar kredi çekmeye karar verirse senin bu evde yaşaman günah olmaz.
Selamünaleyküm. Tevbenizde sadık kalmanız, tekrar o harama bulaşmamanızla mümkündür. Evi de borcunuz bittikten sonra satabilirseniz satın, aradaki faiz olarak bilinen rakamı elinizden çıkarabilirsiniz, bir kuruma verirsiniz. Bu sizin için en temiz yol olur.
Sizin o evde oturmakla bir sorumluluğunuz olmaz biiznillah.
Alacaklının sizdeki alacağını istemesi hakkıdır; onun hakkını geciktirmeniz kul hakkı olur, zulümdür. Ancak faize bulaşmanız da haramdır. Ara formüllerle bu sorunu çözmeye çalışın. Dostlarınızdan borç alın, rica edin ama harama bulaşmayın. Allah yardımcınız olsun.
Sizin sattığınız evleri alanların faili bir kaynaktan para bulmaları sizin mesuliyetinizi gerektirmez. Siz faize teşvik etmeyin, faize direkt veya dolaylı olarak kolaylık göstermeyin, biiznillah mesuliyetiniz olmaz.
alacaklı konusundaki diğer fetvalar
Borçlu borcunu inkâr etmiyor ve ödeyeceğini söylüyorsa o alacağın zekâtı verilmelidir. Ancak o alacak elinize geçmediği sürece hemen ödeme sorumluluğunuz yoktur. Böyle bir durumda alacağınızı temin ettiğinizde geçmiş yılların zekâtını verirsiniz. Mülkün asıl sahibi olan Allah'tan yardım isteyin. Her gün sabah ve akşam 100 defa istiğfâr (estağfirullah) edin. O size bir çıkış yolu sunacaktır. Allah yardımcınız olsun.
Hanefi fukahası ölenin borcu zekât fonundan karşılanamayacağı kanaatindedirler. Fakat bazı muasır âlimler başka bir imkân yoksa alacaklının mağdur edilmemesi için zekât fonundan karşılanabilir demişlerdir.
Yasalar, sizin işvereniniz tarafından mağdur edildiğinizi kabul ederse "tazminatınızı alabilirsiniz" ama hakkınızdan fazla olanını avukat masraflarını da çıkardıktan sonra iş yerinize iade etmek zorundasınız.
Borç, kıyamet gününün en ağır konularındandır. Şöyle diyebiliriz: İmandan sonra cennete girmeye en büyük engel olacak şeylerin neredeyse başında borç yani kul hakkı gelmektedir. Bunun esnetilebilecek bir tarafı da yoktur. Paralı ilişkiler başta olmak üzere bütün kul hakları en ince ayrıntısına kadar kıyamet günü sorulacaktır. Ve o gün helalleşme de ancak biriktirilmiş sevaplar üzerinden yapılabilecektir ki bu bir kayıptır. Bunun için Müslüman borcu bütün çeşitleri ile önemli görür, ihmal etmez. Borçla ilgili şu ayrıntılara dikkat etmeliyiz: a- Müslüman borç almamayı prensip edinmelidir. Bilhassa zaruri olmayan işler için borç almamalıdır. Başkasının malı ile iş yapmanın doğru olmayacağını bilerek yaşamalıdır. b- Borç almak zorunda kalırsa ödeme planını samimi bir şekilde borç verenle konuşmalıdır. Asla yalan ve sanal planlar konuşmamalıdır. Baştan niyet hatası olursa Allah kuluna yardım etmez. Bunu idrak etmelidir. c- Borç veren ve alan resmi değeri olan belge imzalamalıdırlar. Sözlü ve güvene dayalı borç olmaz/olmamalıdır. Resmi değeri olan sistemle borç alamayan esasen borç alabilecek/ödeyebilecek biri değildir. d- Borçlu gerekiyorsa çift mesai yapmalı ve borcu bitene kadar keyfi bir hayat yaşamamalıdır. e- Borç veren, süreden veya başka bir sebepten dolayı zarar edecekse ve bu zararı kaldıramayacaksa baştan borç vermemelidir. Borç vermek nafile bir ibadettir, bu ibadetten de sevap hâsıl olmaktadır. Hem sevap beklemek hem hiç zarar etmemek bir arada olmayabilir. f- Borç veren alacağını tahsil ederken merhametli olmalıdır ama kandırılabilir biri olması doğru değildir. Kalben inanacağı bir özürden dolayı gecikme olursa süre vermeli, anlayış göstermelidir. Karşı taraf suistimal ediyorsa bu anlayışı yasal yollara başvurup alacağını tahsil edebilir. Yasal yollara başvurup alacağını tahsil etmek yanlıştır denemez. g- Borç hangi para birimi ile verildi ise o para birimi üzerinden ve aynı rakamlarla geri alınır. Paranın üstüne gecikmeden ötürü konan fark faizdir. Faiz ise haramdır. h- Zamanımızda gününde ödemenin önemsenmediği bir anlayış yaygınlaşmıştır. Bu sebeple de alacaklılar ciddi zararlar içine girmiş olabiliyor. Böyle bir durum söz konusu ise alacaklı veya her ikisi fetva ehliyeti olan birine sorunlarının çözümünü özellikle sormalıdırlar.
Onu o rakam üzerinden ödeyin. Sonra da alacaklının zararını karşılayacak bir farkı siz o istemeden ona verin. En güzeli böyle olur.
Allah Teâlâ işinize bereket, kalbinize huzur versin. Şöyle yapın: Kendinize bir zekât günü belirleyin. Bugün kameri aylardan birinin günü olsun. Mesela Ramazan ayının dokuzu gibi. Her sene o gün geldiğinde; a- Kasanızdaki, bankadaki, cebinizdeki nakitleri, altınları (altın tek başına olduğunda kendi gramı üzerinden hesaplanır, burada değerini para olarak ilave edebilirsiniz.), elinizdeki çekleri (günü ne olursa olsun) toplayın, b- Dükkanınızda satılmak üzere bekleyen yedek parçaları fatura değeri üzerinden hesaplayın, c- a ve b kalemlerini birleştirin. Bu birleşim sizin zekât hesabı yapılacak olan mal varlığınızdır. d- SATMAK İÇİN BEKLETTİĞİNİZ arsa veya gayrimenkuller varsa onların da piyasa değerini c kalemine ilave edersiniz. İkinci olarak da; a- Önünüze gelmiş ödenecek faturalar, kesilmiş çekler, bir yolla ortaya çıkmış borçlar varsa bunları hesaplayın. b- Bu hesabı bir önceki toplamdan düşün. Geriye kalan değer yani elinizde borçlar düştükten sonraki net kalan 81 gram altın veya onun piyasa değeri kadar ediyorsa sizin bu sene zekât vermeniz gerekir. Daha aşağı düştü ise zekât vermeniz gerekmez. Zekât vermeniz gerekiyorsa eldeki net kalanın yüzde iki buçuğunu vereceksiniz. Onu hemen vermeniz gerekir ama elde nakit sıkıntısı varsa birkaç gün ertelemenizde sakınca olmaz. Allah yardımcınız olsun. Anlaşılmayan bir nokta varsa tekrar yazabilirsiniz.