Fetva Meclisi
Soru
Hocam bir Müslüman, başka bir Müslümandan borç aldıktan sonra bu borcu veya borcun taksitlerini vaktinde ödemezse, şeriatımız hangi uygulamayı emreder? Ayrıca, genel olarak borç alıp verirken nelere dikkat edilmelidir ve borç veren kişi kendini nasıl güvence altına alabilir?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu konuyu “ibadet için mali olarak borçlanma” başlığı ile inceleyebiliriz. Öncelikle şunu tespit etmemiz gerekiyor: Allah Teâlâ kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez. Dinimizin en temel ilkelerinden biri budur. Bir ibadet mal üzerinden yapılan ibadet ise mesela hac, kurban, zekât ve benzerleri, kul o ibadeti yerine getirecek mala sahip olmadıkça Allah ona söz konusu o ibadeti emretmez. Buna rağmen kul böyle bir ibadeti ekonomisi uygun olmadığı hâlde borçlanarak da olsa yapmak istiyorsa o zaman şu prensipleri fıkıh kitaplarından derleyebiliriz: Borçlanmak olağan dışı görülmesi gereken bir iştir. Borcu günlük hayatın akışı içinde doğal görmemeliyiz. Zaruri veya zaruriye yakın işler ve gerekler için borçlanılmalıdır. Borç bir insanın hayatında ne kadar yer tutuyorsa o insanın dini ve insani kimliği de o kadar soruna muhatap demektir. Bu da kalp huzuru için sakıncalıdır. Borçlanıldığında da ödeme ve yerine koyma gücü nispetinde bir borçlanmaya gidilmelidir. Bu da israf veya lüks denebilecek bir iş için asla borçlanılmaması gerektiğini göstermiş oluyor. Borç asla faiz gibi bir haram üzerinden veya netice olarak faize götürecek bir yöntem ile olmamalıdır. Fıkıh kitaplarından derlenebilecek bir örnekte mesela abdest suyunu ancak satın alma ile bulabilen bu satın alma için de borçlanması gereken ama borcunu ödeyecek nakdi bulunmayan birine fukaha teyemmüm etmesini ve borçlanmamasını söylemişlerdir. Aynı şekilde namaz için gerekecek tesettürü temin etmeyi ancak borçlanarak sağlayabilecek birine de borçlanarak da olsa tesettürü temin etmesinin farz olacağını sadece fukahanın bir bölümü söylemişlerdir. Bir bölümü de bu nedenle borçlanması gerekmeyeceği kanaatindedir. Zekât için yeterli malı bulunan ama ödeme gününde elinde nakdi olmayan birine başka bir yerden nakit bulup zekâtını ödemesine fukahanın büyük bir bölümü sadece müstahab/iyi bir iş olma gözüyle bakmıştır yani gerekir dememişlerdir. Hac gibi bir ibadeti yerine getirmek için borç almadıkça fırsat bulamayan birisi için cumhur fukaha(fukahanın geneli) borç alması gerekmez demişlerdir. Bu meselede farklı bir ayrıntı getiren bazı fakihler, zamanında imkânı vardı da haccı savsakladığı için yapamadı ise borç bulup gitmesi gerekir demişlerdir. Üzerine kefaret gereken birisinin borç bulmaktan başka alternatifi yoksa borç alarak kefareti ödemesi gerekmez. Hanefi fukahası parası olmayanın borç alarak kurban kesmesini mekruh görmüşlerdir. Bu örneklere bakıldığında fıkhımızın ibadet maksatlı bile olsa borçlanmayı değil borçtan uzak durmayı teşvik ettiği görülmektedir.
Öncelikle geçmiş olsun. Allah size ödeme kolaylığı nasip etsin. Ödeme niyetinde olduğunuz sürece Allah mutlaka size yardım edecektir. Endişelenmeyin. Yalnız bu borçluluk sürecinde lüksten, israftan, özel harcamalarınızdan kaçının. Satıma uygun mallarınız veya arsanız varsa satın. Çalışmanızda aksama olmasın. Gerekirse çalışma saatlerinizi arttırın. Veya ekstra gelir getiren bir iş yapın. Bu şekilde borcunuzu ödeme konusunda gayretinizi ortaya koyarsanız öldüğünüzde mirasınız borçlarınızı karşılamazsa ümidim ve niyazım odur ki Allah sizin adınıza alacaklarınızla sulh eder de sizi bu sorumluluktan kurtarır.
Selamünaleyküm. Bütün alacaklılarınızla görüşün. Durumunuzu izah edin. Kaçmadığınızı, borcunuzu itiraf ettiğinizi beyan edin. Hakkını helal edene teşekkür edin, onu listeden silin. Hakkını talep edenden de geniş bir zaman isteyin. Kabul ederse teşekkür edin. Etmezse acziyetinizi söyleyin, yapabileceğiniz bir şey olmadığını açıklayın. Neticede de ödemeye kararlı olun. Evde yatıp kalmayın. Çift mesai yapın, dilenin ama borçlarınızı aklınızdan silmeyin. Böyle yaparsanız Allah size yardım eder, onların kalbini yumuşatır. Sakın bu nedenle namazı ve diğer insani işlerinizi savsaklamayın. Siz, borcunuza sahip oldukça sıkıntı yoktur.
Selamünaleyküm. Borç vermek, Allah için yapıldığında bir ibadettir. Mü'min, yaptığı ibadetin karşılığını Allah'tan bekler. Elbette her ibadetin belli bir bedeli olacaktır. Hiçbir sıkıntıya katlanmadıktan sonra nasıl ibadet yapıp sevap kazanacağız? Bir de bu gözle bakın, yaptığınızın değerini anlayacaksınız. Ne var ki, borcu geciktiren açısından ortada ciddi bir vebal vardır. Tam anlamıyla bir zulümdür bu. Helallik alması ve istiğfar etmesi gerekir.
Selamünaleyküm. İslam, hayatın bütünü içindir. Bir gün Müslüman bir gün başka bir din mensubu olunmayacağı gibi, evde Müslümanca işte başkaca da olunamaz. Sabah namazı ile öğlen namazı, namaz olarak aynı değerde olduğu gibi Allah'ın haramlarından kaçınmada da Müslüman aynı titizliği göstermelidir. Faizden kaçarken kumara tutulmak mümkün değildir. Kul hakkı ile zina, faiz, alkol ve benzeri haramlar aynı listededirler. Müslüman, şu haramdan değil bütün haramlardan kaçınmalıdır. Filan haramı işleyen öbür haramı işleyenden daha iyidir diyemeyiz. İslam bütündür, parçalarının adı İslam olmaz.
Kaynananızın size verdiği borç para, miras olarak geridekilere kalmıştır. Mirasçıları ile bir araya gelip kime ne kadar miras düşüyorsa o paradan tespit edilsin. Daha sonra hakkını helal edenlere ödeme yapmayın. Etmeyenlere de kademeli bir ödeme planı hazırlayın ve yavaş yavaş ödeyin. İzzetinizden taviz vermeyin. Eşinizin kardeşlerinin yaptıkları sizi cennetlik iş yapmanıza engel olmasın. Onların bu davranışına mukabil daha iyi Müslüman olmaya çalışın. Kırılmayın; küsmeyin. Allah yardımcınız olsun.
alacaklı konusundaki diğer fetvalar
Yasalar, sizin işvereniniz tarafından mağdur edildiğinizi kabul ederse "tazminatınızı alabilirsiniz" ama hakkınızdan fazla olanını avukat masraflarını da çıkardıktan sonra iş yerinize iade etmek zorundasınız.
Onu o rakam üzerinden ödeyin. Sonra da alacaklının zararını karşılayacak bir farkı siz o istemeden ona verin. En güzeli böyle olur.
Allah Teâlâ işinize bereket, kalbinize huzur versin. Şöyle yapın: Kendinize bir zekât günü belirleyin. Bugün kameri aylardan birinin günü olsun. Mesela Ramazan ayının dokuzu gibi. Her sene o gün geldiğinde; a- Kasanızdaki, bankadaki, cebinizdeki nakitleri, altınları (altın tek başına olduğunda kendi gramı üzerinden hesaplanır, burada değerini para olarak ilave edebilirsiniz.), elinizdeki çekleri (günü ne olursa olsun) toplayın, b- Dükkanınızda satılmak üzere bekleyen yedek parçaları fatura değeri üzerinden hesaplayın, c- a ve b kalemlerini birleştirin. Bu birleşim sizin zekât hesabı yapılacak olan mal varlığınızdır. d- SATMAK İÇİN BEKLETTİĞİNİZ arsa veya gayrimenkuller varsa onların da piyasa değerini c kalemine ilave edersiniz. İkinci olarak da; a- Önünüze gelmiş ödenecek faturalar, kesilmiş çekler, bir yolla ortaya çıkmış borçlar varsa bunları hesaplayın. b- Bu hesabı bir önceki toplamdan düşün. Geriye kalan değer yani elinizde borçlar düştükten sonraki net kalan 81 gram altın veya onun piyasa değeri kadar ediyorsa sizin bu sene zekât vermeniz gerekir. Daha aşağı düştü ise zekât vermeniz gerekmez. Zekât vermeniz gerekiyorsa eldeki net kalanın yüzde iki buçuğunu vereceksiniz. Onu hemen vermeniz gerekir ama elde nakit sıkıntısı varsa birkaç gün ertelemenizde sakınca olmaz. Allah yardımcınız olsun. Anlaşılmayan bir nokta varsa tekrar yazabilirsiniz.
Borçlu borcunu inkâr etmiyor ve ödeyeceğini söylüyorsa o alacağın zekâtı verilmelidir. Ancak o alacak elinize geçmediği sürece hemen ödeme sorumluluğunuz yoktur. Böyle bir durumda alacağınızı temin ettiğinizde geçmiş yılların zekâtını verirsiniz. Mülkün asıl sahibi olan Allah'tan yardım isteyin. Her gün sabah ve akşam 100 defa istiğfâr (estağfirullah) edin. O size bir çıkış yolu sunacaktır. Allah yardımcınız olsun.
Konuya borçlu-alacaklı çerçevesinde bakarsanız ve alacağınızı temin etmek isterseniz üvey babanızın parayı kredi çekerek getirmesi sizi sorumlu kılmaz. Bütün sorumluluk üvey babanıza aittir. Ama borçlu olan kimseye süre tanımanızın faziletli bir davranış olduğunu da unutmayalım.
Hanefi fukahası ölenin borcu zekât fonundan karşılanamayacağı kanaatindedirler. Fakat bazı muasır âlimler başka bir imkân yoksa alacaklının mağdur edilmemesi için zekât fonundan karşılanabilir demişlerdir.