Fetva Meclisi
Soru
Hocam çalıştığım bir iş yerinden alacaklıydım ancak ücretimi ödemedikleri için dava açıldı. Hukuki süreç sonunda alacağımdan daha fazlası, tazminat olarak hesabıma yatacak. Bu tazminatı almam helal midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu iki yıl içinde mesela avukata bir ilave masraf ödeme gibi özel bir masrafınız oldu ise onu o paradan kesebilirsiniz. Adı faiz olan bir şeyi cebinize koyarak ikinci bir iş kazası yaşamayın. Devlet o farkı kendisi vermeyecek iş sahibinden alacak. Parayı size verdiğinde mahkeme alın ve onu ikinci bir kuruma devredin. Ne onlarda bırakın ne de siz alın. Geçmiş olsun.
Selamünaleyküm. Olay anlattığınız gibi ise para helaldir.
Mevcut yasalara göre, bir hile ve yalan olmadan aldı iseniz helaldir.
Şu anda bulunduğun durumun hakkını verebiliyorsan ve yarın da kusursuz iş görebileceğine inanıyorsan sıkıntı yok, istiğfar et ve devam et. Bulunduğun konumu dolduramayacağını anlıyorsan senden istendiği şekilde oradan ayrıl.
O ülkenin para pirimi ile alacağınız ne kadar ise onu bugün aynı para primi ile hesaplayıp alın. Yaptığınız hukuk masraflarını da alın. Gerisini size ait olmayan bir yere harcamalısınız. Aileniz olmamalı bu harcama yeri. Ya da zaten harcama yapmanız gereken bir yer olmamalı.
Yasalara aykırı değilse alabilirsiniz.
alacaklı konusundaki diğer fetvalar
Borç, kıyamet gününün en ağır konularındandır. Şöyle diyebiliriz: İmandan sonra cennete girmeye en büyük engel olacak şeylerin neredeyse başında borç yani kul hakkı gelmektedir. Bunun esnetilebilecek bir tarafı da yoktur. Paralı ilişkiler başta olmak üzere bütün kul hakları en ince ayrıntısına kadar kıyamet günü sorulacaktır. Ve o gün helalleşme de ancak biriktirilmiş sevaplar üzerinden yapılabilecektir ki bu bir kayıptır. Bunun için Müslüman borcu bütün çeşitleri ile önemli görür, ihmal etmez. Borçla ilgili şu ayrıntılara dikkat etmeliyiz: a- Müslüman borç almamayı prensip edinmelidir. Bilhassa zaruri olmayan işler için borç almamalıdır. Başkasının malı ile iş yapmanın doğru olmayacağını bilerek yaşamalıdır. b- Borç almak zorunda kalırsa ödeme planını samimi bir şekilde borç verenle konuşmalıdır. Asla yalan ve sanal planlar konuşmamalıdır. Baştan niyet hatası olursa Allah kuluna yardım etmez. Bunu idrak etmelidir. c- Borç veren ve alan resmi değeri olan belge imzalamalıdırlar. Sözlü ve güvene dayalı borç olmaz/olmamalıdır. Resmi değeri olan sistemle borç alamayan esasen borç alabilecek/ödeyebilecek biri değildir. d- Borçlu gerekiyorsa çift mesai yapmalı ve borcu bitene kadar keyfi bir hayat yaşamamalıdır. e- Borç veren, süreden veya başka bir sebepten dolayı zarar edecekse ve bu zararı kaldıramayacaksa baştan borç vermemelidir. Borç vermek nafile bir ibadettir, bu ibadetten de sevap hâsıl olmaktadır. Hem sevap beklemek hem hiç zarar etmemek bir arada olmayabilir. f- Borç veren alacağını tahsil ederken merhametli olmalıdır ama kandırılabilir biri olması doğru değildir. Kalben inanacağı bir özürden dolayı gecikme olursa süre vermeli, anlayış göstermelidir. Karşı taraf suistimal ediyorsa bu anlayışı yasal yollara başvurup alacağını tahsil edebilir. Yasal yollara başvurup alacağını tahsil etmek yanlıştır denemez. g- Borç hangi para birimi ile verildi ise o para birimi üzerinden ve aynı rakamlarla geri alınır. Paranın üstüne gecikmeden ötürü konan fark faizdir. Faiz ise haramdır. h- Zamanımızda gününde ödemenin önemsenmediği bir anlayış yaygınlaşmıştır. Bu sebeple de alacaklılar ciddi zararlar içine girmiş olabiliyor. Böyle bir durum söz konusu ise alacaklı veya her ikisi fetva ehliyeti olan birine sorunlarının çözümünü özellikle sormalıdırlar.
Onu o rakam üzerinden ödeyin. Sonra da alacaklının zararını karşılayacak bir farkı siz o istemeden ona verin. En güzeli böyle olur.
Allah Teâlâ işinize bereket, kalbinize huzur versin. Şöyle yapın: Kendinize bir zekât günü belirleyin. Bugün kameri aylardan birinin günü olsun. Mesela Ramazan ayının dokuzu gibi. Her sene o gün geldiğinde; a- Kasanızdaki, bankadaki, cebinizdeki nakitleri, altınları (altın tek başına olduğunda kendi gramı üzerinden hesaplanır, burada değerini para olarak ilave edebilirsiniz.), elinizdeki çekleri (günü ne olursa olsun) toplayın, b- Dükkanınızda satılmak üzere bekleyen yedek parçaları fatura değeri üzerinden hesaplayın, c- a ve b kalemlerini birleştirin. Bu birleşim sizin zekât hesabı yapılacak olan mal varlığınızdır. d- SATMAK İÇİN BEKLETTİĞİNİZ arsa veya gayrimenkuller varsa onların da piyasa değerini c kalemine ilave edersiniz. İkinci olarak da; a- Önünüze gelmiş ödenecek faturalar, kesilmiş çekler, bir yolla ortaya çıkmış borçlar varsa bunları hesaplayın. b- Bu hesabı bir önceki toplamdan düşün. Geriye kalan değer yani elinizde borçlar düştükten sonraki net kalan 81 gram altın veya onun piyasa değeri kadar ediyorsa sizin bu sene zekât vermeniz gerekir. Daha aşağı düştü ise zekât vermeniz gerekmez. Zekât vermeniz gerekiyorsa eldeki net kalanın yüzde iki buçuğunu vereceksiniz. Onu hemen vermeniz gerekir ama elde nakit sıkıntısı varsa birkaç gün ertelemenizde sakınca olmaz. Allah yardımcınız olsun. Anlaşılmayan bir nokta varsa tekrar yazabilirsiniz.
Borçlu borcunu inkâr etmiyor ve ödeyeceğini söylüyorsa o alacağın zekâtı verilmelidir. Ancak o alacak elinize geçmediği sürece hemen ödeme sorumluluğunuz yoktur. Böyle bir durumda alacağınızı temin ettiğinizde geçmiş yılların zekâtını verirsiniz. Mülkün asıl sahibi olan Allah'tan yardım isteyin. Her gün sabah ve akşam 100 defa istiğfâr (estağfirullah) edin. O size bir çıkış yolu sunacaktır. Allah yardımcınız olsun.
Konuya borçlu-alacaklı çerçevesinde bakarsanız ve alacağınızı temin etmek isterseniz üvey babanızın parayı kredi çekerek getirmesi sizi sorumlu kılmaz. Bütün sorumluluk üvey babanıza aittir. Ama borçlu olan kimseye süre tanımanızın faziletli bir davranış olduğunu da unutmayalım.
Hanefi fukahası ölenin borcu zekât fonundan karşılanamayacağı kanaatindedirler. Fakat bazı muasır âlimler başka bir imkân yoksa alacaklının mağdur edilmemesi için zekât fonundan karşılanabilir demişlerdir.