Fetva Meclisi
Soru
4 sene önce yurt dışında çalıştığım firmadan ayrılıp ücretini alamadığım fazla mesai, tazminat vs. için 15.000 liralık dava açtım. Dava nihayet sonuçlandı ve masraflardan sonra elime gecikme faiziyle beraber 40.000 lira kadar para geçti. Bu paranın ne kadarı bana helal? Pratik olarak, 4 sene önce dolar 1,5 liraydı, demek ki benim alacağım 10 bin dolardı, şimdi ise 25 bin TL yapar. Bu paranın 25 bin lirası bana helaldir diyebilir miyim? Geri kalan paranın bir kısmını aileme evlerini tamir ettirmeleri için verebilir miyim?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Olay anlattığınız gibi ise para helaldir.
Yasalar, sizin işvereniniz tarafından mağdur edildiğinizi kabul ederse "tazminatınızı alabilirsiniz" ama hakkınızdan fazla olanını avukat masraflarını da çıkardıktan sonra iş yerinize iade etmek zorundasınız.
Mahkemenin size takdir ettiği ilk miktarı alırsanız kalbinizin rahat edeceği iş yapmış olursunuz. Gerisini de bir fakire verin.
Selamünaleyküm. Bir kere faizli bir işe girişildiği için işlenen hataya tevbe edilmesi gerekiyor. En büyük haramlardan biri olan faize bulaşan tevbe eder, istiğfar eder. Bu birinci sözümüz olsun. İkinci olarak da esas olan, ana paranızdan gayrı krediye tekabul edenin elinizden çıkmasıdır. Yapabildiğiniz zaman bunu yapın. Değer kazanma ise inşaallah sorun oluşturmaz.
Bu iki yıl içinde mesela avukata bir ilave masraf ödeme gibi özel bir masrafınız oldu ise onu o paradan kesebilirsiniz. Adı faiz olan bir şeyi cebinize koyarak ikinci bir iş kazası yaşamayın. Devlet o farkı kendisi vermeyecek iş sahibinden alacak. Parayı size verdiğinde mahkeme alın ve onu ikinci bir kuruma devredin. Ne onlarda bırakın ne de siz alın. Geçmiş olsun.
Mevcut yasalara göre, bir hile ve yalan olmadan aldı iseniz helaldir.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Sizin yaptığınızın sonucu şudur: Farz olan üçüncü rekâtı geciktirdiniz. Bu geciktirme bir salavat okuyacak kadar olunca da sehiv secdesi gerekir. Sehiv secdesi ile namaz tamam olur. Unutulup yapılmasa da namaz biiznillah tamamdır.
İş sahibinize bir zarar vermiyorsanız ve iş sahibi size özel bir şartla bunu yasaklamadı ise sakıncası olmaz. Bunu yaparken ne kadar zarar verip vermediğinizi objektif bir gözle incelemelisiniz.
Vahhabilik, vahhabi olmayanların büyüttüğü küçük bir ekoldür. Osmanlı hilafetinin gerileme dönemindeki boşluktan kaynaklanan zafiyette ortaya çıkmış ve planlı bir şekilde, Suudi Arabistan’ın zenginliklerinden yararlandırılmıştır. Vahhabiliğin kökü iki asırdan öteye gitmediği halde, İbni Teymiye’ye bağlı görünmeyi kendileri için uygun görmüşlerdir. Vahhabilik, üç beş kısır konu etrafında dönen bir düşünce akımıdır. Ekolün geliştiği bölgenin Mekke ve Medine’ye yakın olması, bütün dünya Müslümanları açısından gündem olmalarını ve etkin görünmelerini sağladı. Vahhabilik itikatla ilgili meseleler etrafındadır. Ameli konularda, genelde Hanbeli mezhebini izlemektedirler. Vahhabilerin ortaya çıkışını ve belirli fikirleri savunmalarını doğru gibi gösterecek ipuçlarının olmadığını da iddia edemeyiz. Ama biz vasat olmak zorundayız. Vahhabilik her şeyden önce vasat olma özelliğini kaybetmiş bir ekoldür. Bizim onları tartışırken vasatlığımızı kaybetmemiz halinde, onlara benzer bir yolu izlemiş oluruz. Yol Allah’a gidiyorsa, dileyen dilediği gibi gitsin! Yeter ki kılavuz Kur’an ve sünnet olsun!
Yatsı namazını ezan vaktinde kılmanızı tavsiye ederiz.
Bunların hiçbiri namazın kabulüne mani olmaz. Namazın huşûu açısından elbette etki eder ama ortada bir zorunluluk bulunduğunu da dikkate almalıyız.
Kadın, hayatın yarısıdır. İnsan, kadın ve erkekten oluşmaktadır. Kadınsız bir hayat düşünülemeyeceği gibi, onsuz bir din de düşünülemez. Aynı şekilde kadınsız bir imtihan da düşünülemez. Rabbimiz, bizi imtihan etmeyi murat etiğinde, bünyemize o imtihanın araçlarına da koydu. İçimizdeki cinsel şehvet arzusu bu araçlardan biridir. Cinselliği nedeniyle erkeğe karşı kadın, kadına karşı kadın, ilk insanlardan beri sorundur. Allah’ın insanı, terbiye eden kuralları arasında da kadınla belirginleşen şehveti dizginleme kuralları göze çarpan en önemli kurallar arasındadır. İslam bir eğitim dinidir. İnsanı başıboşluktan, ilahi terbiyeye almakta ve cennete girmeye müsait hale getirmektedir. Ana ekseni şer etrafında dönen anlayışların, İslam’la mücadele ederken önlerine çıkan ilk engel, fıtratı bozulmamış, hilkatine uygun yaşayan Müslüman kadınlardır. Elbette, Müslüman kadına karşı yoğun bir tepki gösterecek ve onu asli kimliğinden koparmaya çalışacaklardır. Çünkü Müslüman kadın bozulduktan sonra, onların cephelerde savaşmasına gerek kalmadan kazanacakları bir savaş söz konusu olacaktır. Kadın üzerinden savaşırken, öne sürebilecekleri şey, Müslüman kadını farklı yapan şeylerdir. Şimdi Müslüman kadınların bile onların söylediğine inanıyor olması, savaş esnasında iman zafiyetinin tezahürü ile ortaya çıkan açıklarımızdır. Allah’a sığınıp yolumuza devam etmek durumundayız. Onların icat etmek istedikleri kadın tipi ortadadır. İslam’ın yaşatmak istediği kadın tipi de bellidir. Onlar, vücudu para eden, ifsat aracı olarak kullanılan, başıboş bir kadın isterler. İslam ise; - İmanı güçlü, - İbadeti sürekli ve ihlâslı, - Çok doğuran - Nesil yetiştiren, - Eşinin yüreği, - Cihad eden bir kadın ister. Bu isteği doğrultusunda da kadına ayrıcalıklar ve muafiyetler getirilmiş, adeta erkek kadının hizmetine verilmiştir. Kâfirler ise, anlamak istemedikleri hakikati kendi sefih anlayışlarına göre şekillendirmeye çalışmaktadırlar. Meselenin özü budur.