Fetva Meclisi
Soru
Hocam borç aldığım parayı döviz olarak ödeyebilir miyim?
Cevap
Benzer fetvalar
Şöyle diyebiliriz: Alınan borç, nasıl alındı ise aynı şekilde eksiksiz ve fazlalık olmadan ödenir. Mesela YÜZ DOLAR alan YÜZ DOLAR geri verir. Ödeme günü mesela dolar bulamayan, doların O ÖDEME GÜNKÜ FİYATI üzerinden bir başka para birimi ile ödeme yapabilir. Tamamını ödeyemez de mesela elli dolarını öderse, borcundan ödediği kadarı düşülür, kalan yine dolar olarak kalır. O günkü kurun üstünde bir fiyattan hesap yapılmamalıdır ki alacaklı faiz almış olmasın.
Siz, “şu kadar fark vereceksin” derseniz bu faiz olur ama o size fazlalık verirse sakıncası olmaz.
Borç alma anında vaat edilen şey faizdir, caiz değildir. Sözleşmede olmadığı hâlde ödeme gününde hediye gibi verilende sakınca yoktur.
Bu konuyu şöyle değerlendirebiliriz: Para, döviz ve altın gümüş gibi değerler üzerinden oluşan borçlar borcun tahakkuk ettiği rakam kadarı ile iade edilir. Üzerinden zaman geçmesi, paranın değer kaybetmesi, kazanç kaybına neden olması gibi sebeplerle borca ilave yapılmaz. FIKIHTAKİ GENEL KURAL BU ŞEKİLDEDİR. Alacaklının bir talebi olmadan borçlu kendiliğinden farklı ödeme yapabilir. Bin olan borcunu mesela bin yüz olarak ödemesi, önceden bir sözleşme maddesi olmadığı ve alacaklı da böyle bir istekte bulunmadığı için caiz bir ilavedir. Para ile oluşan borçların tahsil vaktinde paranın değer kaybetmesi durumunda ise bu kayıp üçte birden daha az bir kayıp ise ödeme aynı rakamlar üzerinden yapılmalıdır. Üçte birden daha yüksek oranda bir değer kaybı oluştu ise muasır âlimlerden bazıları sabit bir değer üzerinden (mesela altın) paranın değer kaybı hesaplanıp borç ödenebilir demişlerdir. Alacaklı ve borçlu kendi aralarında bir sulh da yapabilirler. Borçlu daralmış ise veya ödeme imkânı tıkanmış birisi ise ona mühlet verilmesi Kur'an’ımızın emirlerindendir. Buna dikkat edilmelidir. Ancak nakdi bulanmayan fakat gayrimenkulleri ve benzeri yatırımları bulunan birinin darda kaldığı kabul edilemez. Altın ve gümüş için b maddesindeki kural uygulanamaz. Altın ve gümüş ile oluşan borçlarda borç ne ise o ödenir. Borç ilişkilerinde sözleşmeye GECİKME DURUMUNDA FARK gibi bir cezai müeyyide konması caiz değildir. İş üzerinden yapılan sözleşmelerde ise iş gecikmesine karşı CEZAİ MÜEYYİDE konabilir. Borçlarda sözleşme yapılırken nakit üzerinden bir rakam borç olarak sabit olduğu hâlde borcun enflasyon oranlarına, altın ve gümüşe, başka bir dövize, ödeme zamanındaki faiz oranlarına, milli gelir rakamlarına bağlanamaz. Ödenmesi geciktirilen borçların tahsili için yapılan bütün masraflar borçludan tahsil edilebilir. Borç davalarına bakan mahkemelerin alacaklı lehine borca ilave ettiği faiz miktarından alacaklının yaptığı masraflar düşülebilir. Geri kalanının da bir hayır kurumuna ya da fakire verilmesi tavsiye edilmelidir. Mahkemeler faizle tahsilat yapıyor gerekçesi ile alacakların mahkemeye verilmemesi yerine hukuk özellikle bu maksatla kullanılmalıdır. Böylece faizli işlemden uzak duran Müslümanların alacaklarını ödememe gibi temayüle fırsat açılmamış olur. Ödenemeyen bir borcun tahsili için, yeni bir ticari sözleşme yapılıp o yeni işin fiyatı (bir tür eski borçtaki zararı kapatmak için) normalden daha pahalı akdedilse bir sakınca olmaz. Geciken ödemelerden ötürü borçlunun alacaklıya mesela bir arsa vermesi caiz olabilir.
Borç verilen rakam aynıyla geri alınması gerekiyor. Elbette gecikme beraberinde bir zulüm getiriyor. Zalim kim ise o helallık istemelidir. Kendi gönlünden bir fark takdir edip vermelidir. Enflasyona göre belirlenmiş yeni bir rakam ise caiz olmaz.
Verilen borç karşılığı rehin almakta sakınca yoktur. Borç için de belli bir ödeme günü belirlemek mümkündür. Borcun vaktinde ödenmemesi durumunda ise alınan rehini kendi malın gibi sahiplenmek yanlıştır, caiz olmaz. Ödeme yapılmayacağı anlaşılınca eldeki rehin satılır ve alacak miktarı satılan rehinden kesilir, gerisi de rehin veren borçluya iade edilir. Rehin yetersiz olursa eksik kalan kısım borçludan talep edilir. Alıkonulan rehinin borç devam ettiği sürece bir yolla kullanılması da caiz değildir. Rehin sadece ödeme gününe kadar alacağı tahsilde güvence için bulundurulabilir, bulundurulması ilave bir menfaate dönüştürülemez.
alacaklı konusundaki diğer fetvalar
Bizim itikadımızda borç, bir iyiliktir. O iyiliğin karşılığı da Allah’ın sevabı olacaktır. İyilik yapmanın yük getirmesi karşılığı Allah’ın sevabı olduktan sonra dert olmaz. Böyle görmeliyiz. Zamanla ortayı çıkan yıpranmanın kapatılması için fark talep edilmesi faiz dediğimiz illettir. Faiz en büyük haramlardan biridir. Mü'min asla faize yanaşamaz. Ortada bir pazarlık ve beklenti yokken, parayı kullanan taraf ana borcu ödedikten sonra bir ikram niteliğinde karşı tarafa fazladan ödeme yaparsa bu faiz olmaz, helaldir.
İcra memurluğu direkt faiz işi değildir. İşlerinin arasında faizli iş de bulunabilmektedir. Bunu herhangi bir devlet memurluğu gibi görmemiz gerekir. Genelde devlet memurluğu bu ve benzeri riskleri barındırır. Bu nedenle de memurluğu tavsiye etmeyiz. Zorunlu olarak yapıldığı durumlarda da bu örnekte olduğu gibi yapacak bir şey yoktur.
Hanefi fukahası ölenin borcu zekât fonundan karşılanamayacağı kanaatindedirler. Fakat bazı muasır âlimler başka bir imkân yoksa alacaklının mağdur edilmemesi için zekât fonundan karşılanabilir demişlerdir.
Konuya borçlu-alacaklı çerçevesinde bakarsanız ve alacağınızı temin etmek isterseniz üvey babanızın parayı kredi çekerek getirmesi sizi sorumlu kılmaz. Bütün sorumluluk üvey babanıza aittir. Ama borçlu olan kimseye süre tanımanızın faziletli bir davranış olduğunu da unutmayalım.
Borçlu borcunu inkâr etmiyor ve ödeyeceğini söylüyorsa o alacağın zekâtı verilmelidir. Ancak o alacak elinize geçmediği sürece hemen ödeme sorumluluğunuz yoktur. Böyle bir durumda alacağınızı temin ettiğinizde geçmiş yılların zekâtını verirsiniz. Mülkün asıl sahibi olan Allah'tan yardım isteyin. Her gün sabah ve akşam 100 defa istiğfâr (estağfirullah) edin. O size bir çıkış yolu sunacaktır. Allah yardımcınız olsun.