Fetva Meclisi
Soru
Biz Almanya’da yaşıyoruz. Salgın nedeniyle devlet camilerimizi kapatmıştı. Şimdi açıyor ama bayram namazında sadece yüz kişinin camiye girmesine izin veriyorlar. Cemaatimiz daha kalabalık, bayram namazını iki kerede kılsak olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Güzel kardeşim, namaz yaşayan insana farzdır. Hastane odasındaki Cuma kılmıyor. Sağlık önemli değil en önemlidir. Ortada sağlık açısından büyük bir insanlık sorunu var. Cuma namazları ve cami cemaatleri keyfi bir kararla men edilmedi. Ortadaki sorun bunu gerektiriyordu. Belki geç bile kalınmış bir karardı. Kaldı ki bayram namazı, Cuma namazı ayarında bir ibadet değildir. Cumanın kılınamadığı bir yerde bayram namazı da tabii olarak kılınamaz. Önemli olan bizim, fırsat olsa idi yüreklerimiz ve bedenlerimizle camiye koşmaya hazır olmamızdır. İşin o boyutuna bakalım. Ya Sağlık Bakanlığı bayram namazı için toplanılmasında sakınca olmaz diyecek ya da Din İşleri Yüksek Kurulu bu konuda, “olur” diye bir karar verecek. Bu gerçekleşinceye kadar da herkes evinde bayramı hak etmeyi bekleyecek. Din ve sağlık konusunda hamasi hislerle konuşmamak gerekir. Allah yardımcımız olsun.
Selamünaleyküm. Namazların ayakta kılınması gerekmektedir. Ancak ciddi bir zaruret oturmaya ruhsat olabilir. Namaz kılıyor diye bilinmemesi için ruhsat arıyorsanız bunun ruhsatı yoktur. Namazı gizleyemezsiniz, gizlemeyin de. Hayır, bulunduğunuz yerde bir bayan olarak o anda namazı kılacak olsanız avret açısından erkeklerin gözünden emin olamayacağınız bir ortamdan ötürü namazı kastediyorsanız eğer, sadece farzları kılın, oturarak kıbleye yönelip kılın. Allah kalbinizi sabit kılsın.
Bayram namazının şartları Cuma namazının şartları gibidir. Özellikle Hanefi mezhebi fukahası, evde bayram namazı kılınamayacağına hükmetmişlerdir. Diğer Fukaha ise bayram namazına gidemeyenlerin evlerinde kendi başlarına veya ailece cemaat yaparak camideki gibi kılabileceklerini söylemişlerdir. Ev şartları uygun olanlar vaktinde yani güneş doğduktan kırk dakika sonra cemaat yapıp bayram namazı kılabilirler. Bunun bir zararı olmaz. Kılınamıyor olmasının da bir sakıncası yoktur biiznillah.
Allah Teâlâ bayram günlerini ümmetimiz için bereketli ve huzurlu kılsın. Şöyle bir uygulama yapabiliriz: a. Bayram namazı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin mühim uygulamalarından biridir. Onun zamanında açık alanlarda kılınıyordu ve kadınlar dahil herkes bayram namazına katılıyordu. Bir keresinde yağmura tesadüf ettiği için mescitte kılınmıştı. Yakın zamanlara kadar da bayram namazı açık alanda MUSALLA denen yerlerde kılınmaya devam edildi. Yeni hayat düzenimizde ise camilerde kılınmaya başlandı. b. Bayram günü sabah namazı evde cemaatle kılınsın. Güneşin doğma vaktinden KIRK DAKİKA SONRA bayram namazının kılınabileceği vakit girmiş olur. Evdeki kadınlar ve çocuklar da dahil herkes evin en uygun yerinde bayram namazı cemaati yapalım. c. İki rekât sabah namazı gibi bir namaz kılalım. - Kıraat sesli olacak. - Birinci rekâtta sübhaneke okunduktan sonra imam olan ve arkasındakiler de ona uyarak üç kere ALLAHUEKBER diye tekbir alır. Üçünde de ellerini kaldırır ve salarlar. - Normal sabah namazı gibi birinci rekât kılınır. - İkinci rekâta geçilir. İkinci rekât sabah namazının ikinci rekâtı gibi kılınır. - Ruküye gitmeden önce üç tekbir daha birinci rekâtta gibi alınır. Dördüncü tekbirle beraber ruküya gidilir. - Ve namaz sabah namazı gibi tamamlanır. Bayram hutbesi bu uygulamada gerekmez. d. Bayram gününün farklılıklarından biri bayramdan önceki akşam vaktinden yani teravih kılmayı bıraktığımız akşamdan itibaren tekbir getiriyor olmamızdır. Ev içinde bu tekbirleri bayram günü boyunca defalarca ve topluca, tek tek olarak seslendirmeliyiz. Bu tekbir şöyledir: “Allahu ekber Allahu ekber. Lailahe illellahu vellahu ekber. Allahu ekber ve lillahilhamd.” e. Bizim bayramımızın özelliklerinden bazıları da: · Günün başında gusül almamızdır. · Güzel koku sürmemizdir. · Yeni ve temiz elbise giymemizdir. · Bayram namazından önce bir iki hurma, yoksa hafif bir tatlı yememizdir. · O gün muhakkak az da olsa bir sadaka vermemizdir. · Birbirimizin bayramını yani günahlarımızdan temizlenmiş olmamızı tebrik etmemizdir. Bunların hepsini yapalım. Camilerimize gidememiş olsak da camileri evimize getirmiş oluruz. İnşaAllah acımız hafifler, umudumuz tazelenir, çocuklarımız ibadetlerimizi unutmaz. Mübarek olsun bayramımız.
Selamünaleyküm. Namazınızın olmasında bir sakınca yoktur. Aynı caminin içinde bulunduğunuz sürece namaz olur fakat bu durumda kerahet vardır. Gereksiz yere safların açılması doğru değildir. Yanınızda bir kişi daha bulunursa bu kerahet kalkabilir.
İkinci Cuma diye bir kavram yoktur. Cuma aynı vakitte bir kere kılınır. Belirttiğiniz İkinci Cuma yoktur.
afet konusundaki diğer fetvalar
Yaşadığımız afetin ağırlığı tartışılmayacak kadar büyüktür. Elbette böyle bir dönemde Müslümanlar, topraklarında yaşadıkları devlete sahip çıkacaklardır. Ancak zekâtın, özel bir ibadet olarak harcanma alanları devletin sıradan harcama alanları ile aynı değildir. Gördüğümüz kadarı ile devlet şu ana kadar, “zekât bölümü” diye bir ayrı hesap açmamıştır. Bu nedenle zekâtınızı ibadet açısından daha garantili olması için Diyanet Vakfı’na verseniz kabule daha yakın olur zannederiz. Allah kabul etsin.
Bir mezhep farklılığından çok umumi bir afete dayalı sıkıntıdır bu. Bu sebeple öğleyi kılınız. Allah kabul etsin.
Böyledir dünya; ölümle doğum aynı binada olur. Abartmamak ve çevrenin hassasiyetlerine dikkat etmek kaydıyla olabilir, neden olmasın?
Tarihte yaygınlığı açısından bir benzeri görüldüğünü zannetmediğimiz büyük ve yaygın bir bela ile yüz yüzeyiz. Sonrası ne olacağı da belli değildir. Bir kira meselesini konuşuyoruz ama biiznillah afetin sağlık bölümü düzeldikten sonra ekonomik ve sosyal olarak ortaya çıkacak muhtemel afet neler getirecek, altından nasıl çıkılacak bilemiyoruz. Büyük uluslararası oluşumlar hatta devletler çökebilir, yeni bir dünya düzenine gidilebilir. Dileriz Rabbimizden ümmetimizin hayrına olan sonuçlara yürümüş olalım. Bu borçlar konusunda, devletin üreteceği çözümün şart olduğu kanaatindeyiz. Şahıslar olarak çözüm üretmemiz zor gibi durmaktadır. Devlet bir kural belirler, o kurala herkes razı olur. İdeal olan budur. Borç konusu bu olaydan önce de gevşek tutulan bir konuydu. Bankalardan başka kimsenin alacağını vaktinde tahsil edebildiği söylenemezdi. Şimdiki durum ise ödeyebilecek olanların durumunu dahi riske atmış görünmektedir. Biz şunu bilir ve söyleriz: Ahirete iman edenler için bir insana borçlu olmak ve ahirete gitmek büyük bir risktir. Kişi mezara konsa bile borcuna karşı rehin kalacağını bizzat Peygamber aleyhisselam efendimiz haber vermiştir. O kadar ki, önüne getirilen cenazelerin borcu olup olmadığını sorarak cenaze namazlarını kılmıştır. Borcu bulunduğunu öğrendiği cenazenin namazını kılmayıp “arkadaşınızın namazını kılın” dediği olmuştur. Borç bizim için bu kadar önemli bir sorundur. Elbette bugün yaşanan bu büyük afet üzerinden bir değerlendirme yapılacaktır ama herkesin yine de kalbine danışması gerekir. Ortada bir ahiret endişesi vardır. Borç vermek, bilhassa böyle zamanlarda insanların ihtiyaçlarına borçla da olsa yardım etmek büyük bir fazilettir. Dinimizin ibadet dediği şeylerdendir. Bu da unutulmamalıdır. Öte yandan, alacaklının zora düşmüş borçluya kolaylık sağlaması, süresini uzatması dinimizin bize “sevap kazanma yollarından” biri olarak gösterdiği bir ibadettir. Herkes imanı kadar bu yolu yürüyecektir şüphesiz. Malın insandan değerli olduğu bir dünyada bunu gerçekleştirmek ancak Allah’ın lütfettiği kullarından olabilenlerin işi olsa gerek. Durum ne olursa olsun, borç bir haktır. Nakit alınan borç, bir ticaretin bedeli olan borç veya kira gibi anlaşmalardan kaynaklanan borç hangisi olursa olsun borç dinimizin boynumuzdaki en ağır yüklerden biri olarak bize gösterdiği bir sorumluluktur. Bu bir iman testine dönüşürse herkes imanı kadar başaracak demektir. Bir yandan da borçluların mevcut durumu suiistimal etmeleri gerçeği vardır ki, iyinin kötüden ayırt edilmesi çok zor bir karışıklık olacak bu. Allah’a sığınır ve akıbetimizin hayır olmasını dileriz.
Deprem bir tabii afetin adıdır. Depremi şu veya bu sebebe bağlamak yeterli olmaz. Evet, zina başta olmak üzere günahlar afetlere davetiyedir ama tek başına sebep olarak günahları görmek yerinde olmaz. Maddi ve manevi daha geniş bir açıdan bakılmalıdır depremlere.
Bu ümmet topluca, tarihten silinecek şekilde bir helak görmez. Bu manada masum bir ümmettir. Yalnız bu kural, bireylerin veya bir yörenin de helak görmemesi anlamında değildir. Bireyler azap, helak, afet görebilirler. Aynı şekilde şehirler, belli gruplar da helak görebilir.