Fetva Meclisi
Soru
Salgın veya herhangi bir doğal afette, insanlar canı ile boğuşurken evlilik olur mu ve dikkat edilecek bir husus var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Şirk dışında her günah affedilebilir günahtır ama haramla başlayan ve süren bir evlilik ne getirir mü'min bir insana? Bir de bu açıdan bakmalısınız.
Doktorla görüştüm, bu dönemde hamile kalmanın salgın hastalık açısından bir sıkıntısı olmayacağını söyledi. Dinen de buna bağlı olarak bir sıkıntı yoktur deriz. Mübarek olsun.
Bu, bir deliliktir.
İbadetleri, günlük hayatı aksatacak ve uyurgezer gibi dolaşmaya neden olacak bir hayal mümince bir iş değildir. Böyle bir hayal için hastalık düzeyi de diyebiliriz. Bundan aşağı kalan sıradan bir hayal için ise sakınca olmaz inşaallah.
Bu, uzman bir doktora sorulmalıdır. Doktor izin veriyorsa, evlenilecek eş adayına bu durum izah edilmelidir. Kabul ediliyorsa evlenebilir.
Bunun bir sersemlik anında olmuş kaza olmasını umarız, böylesi ile de inşaallah ahiretine zarar gelmez.
afet konusundaki diğer fetvalar
Bir mezhep farklılığından çok umumi bir afete dayalı sıkıntıdır bu. Bu sebeple öğleyi kılınız. Allah kabul etsin.
Yaşadığımız afetin ağırlığı tartışılmayacak kadar büyüktür. Elbette böyle bir dönemde Müslümanlar, topraklarında yaşadıkları devlete sahip çıkacaklardır. Ancak zekâtın, özel bir ibadet olarak harcanma alanları devletin sıradan harcama alanları ile aynı değildir. Gördüğümüz kadarı ile devlet şu ana kadar, “zekât bölümü” diye bir ayrı hesap açmamıştır. Bu nedenle zekâtınızı ibadet açısından daha garantili olması için Diyanet Vakfı’na verseniz kabule daha yakın olur zannederiz. Allah kabul etsin.
Tarihte yaygınlığı açısından bir benzeri görüldüğünü zannetmediğimiz büyük ve yaygın bir bela ile yüz yüzeyiz. Sonrası ne olacağı da belli değildir. Bir kira meselesini konuşuyoruz ama biiznillah afetin sağlık bölümü düzeldikten sonra ekonomik ve sosyal olarak ortaya çıkacak muhtemel afet neler getirecek, altından nasıl çıkılacak bilemiyoruz. Büyük uluslararası oluşumlar hatta devletler çökebilir, yeni bir dünya düzenine gidilebilir. Dileriz Rabbimizden ümmetimizin hayrına olan sonuçlara yürümüş olalım. Bu borçlar konusunda, devletin üreteceği çözümün şart olduğu kanaatindeyiz. Şahıslar olarak çözüm üretmemiz zor gibi durmaktadır. Devlet bir kural belirler, o kurala herkes razı olur. İdeal olan budur. Borç konusu bu olaydan önce de gevşek tutulan bir konuydu. Bankalardan başka kimsenin alacağını vaktinde tahsil edebildiği söylenemezdi. Şimdiki durum ise ödeyebilecek olanların durumunu dahi riske atmış görünmektedir. Biz şunu bilir ve söyleriz: Ahirete iman edenler için bir insana borçlu olmak ve ahirete gitmek büyük bir risktir. Kişi mezara konsa bile borcuna karşı rehin kalacağını bizzat Peygamber aleyhisselam efendimiz haber vermiştir. O kadar ki, önüne getirilen cenazelerin borcu olup olmadığını sorarak cenaze namazlarını kılmıştır. Borcu bulunduğunu öğrendiği cenazenin namazını kılmayıp “arkadaşınızın namazını kılın” dediği olmuştur. Borç bizim için bu kadar önemli bir sorundur. Elbette bugün yaşanan bu büyük afet üzerinden bir değerlendirme yapılacaktır ama herkesin yine de kalbine danışması gerekir. Ortada bir ahiret endişesi vardır. Borç vermek, bilhassa böyle zamanlarda insanların ihtiyaçlarına borçla da olsa yardım etmek büyük bir fazilettir. Dinimizin ibadet dediği şeylerdendir. Bu da unutulmamalıdır. Öte yandan, alacaklının zora düşmüş borçluya kolaylık sağlaması, süresini uzatması dinimizin bize “sevap kazanma yollarından” biri olarak gösterdiği bir ibadettir. Herkes imanı kadar bu yolu yürüyecektir şüphesiz. Malın insandan değerli olduğu bir dünyada bunu gerçekleştirmek ancak Allah’ın lütfettiği kullarından olabilenlerin işi olsa gerek. Durum ne olursa olsun, borç bir haktır. Nakit alınan borç, bir ticaretin bedeli olan borç veya kira gibi anlaşmalardan kaynaklanan borç hangisi olursa olsun borç dinimizin boynumuzdaki en ağır yüklerden biri olarak bize gösterdiği bir sorumluluktur. Bu bir iman testine dönüşürse herkes imanı kadar başaracak demektir. Bir yandan da borçluların mevcut durumu suiistimal etmeleri gerçeği vardır ki, iyinin kötüden ayırt edilmesi çok zor bir karışıklık olacak bu. Allah’a sığınır ve akıbetimizin hayır olmasını dileriz.
Esasen bayram namazı açık arazide kılınır. Camilerde kılınması esas olmayan yani ruhsata binaen yapılandır. Bayram namazının açık arazide kılınması, bütün cemaatin topluca aynı anda namazı kılması içindir. Sünnet böyledir. Bizim şartlarımızda neredeyse bütün bayram namazları artık camilerde kılınmaktadır. Bu da birden çok yerde kılınması anlamına gelir. Ciddi bir özür olmadıkça bayram namazının aynı camide birden çok kere kılınması caiz olmaz. Mevcut durumun ciddi bir özür olabileceğini zannediyorum. Yalnız aynı imam iki kere kıldırmasın. İkinci grup için ikinci bir imam bulunsun. Allah Teâlâ’dan üzerimizdeki afetleri acilen izale buyurmasını niyaz ederim.
Deprem bir tabii afetin adıdır. Depremi şu veya bu sebebe bağlamak yeterli olmaz. Evet, zina başta olmak üzere günahlar afetlere davetiyedir ama tek başına sebep olarak günahları görmek yerinde olmaz. Maddi ve manevi daha geniş bir açıdan bakılmalıdır depremlere.
Bu ümmet topluca, tarihten silinecek şekilde bir helak görmez. Bu manada masum bir ümmettir. Yalnız bu kural, bireylerin veya bir yörenin de helak görmemesi anlamında değildir. Bireyler azap, helak, afet görebilirler. Aynı şekilde şehirler, belli gruplar da helak görebilir.