Fetva Meclisi
Soru
Hocam çok yakınımızın bir düğünü var. Hatır için dikkat çekmeden oynasak günaha girer miyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Kâfirlere ait işlerden uzak durmak ateşten uzak durmaktır. Kendinize daha mübah bir eğlence bulun.
Bir ağır zaruret olmadıkça harama bakmak, okumak, onu konuşmak harama ortak olmaktır. O haramın günahı oranında günaha girmek demektir. Böyle bir hatadan istiğfar gerekir.
Selamünaleyküm. Geçmiş hatalarımızdan tevbe etmemiz gerekir. O hatalarımızın mağfiret edilmesi için de sürekli istiğfar etmeliyiz. Bir hataya gülebilmek, en azından onu hâlâ basit görmek, işlenmesine aldırmamak olur. Bunu da mü'min insan yapmaz. Geçmiş hatalara gülebilmek de bir hatadır. Asıl gülünecek durum da budur zaten.
Aleykümselam. Eğer imam dediğiniz kişi, kadın erkek karma bir ortamda bir mü'min kadının oynamasını normal göstermiş ise size kelimenin tam anlamı ile halt etmiş. İstiğfar edin, asla tekrarını yapmayın.
Aleykümselam. Ele, dile, göze yansımayan düşünceler günah dairesine girmez.
İnsanla alay ederek eğlenmek yüzüne karşı veya arkasından haramdır. Bazı âlimler bunu kebair günahlardan saymıştır. Kesinlikle gönlünü alarak helalliğini alın. Ahirette ibadetlerinizle hesaplaşacaksınız. İnsanla alay edilmez ne yüzüne karşı ne gıyabında. Gıyabında olan yüzüne karşı olandan daha tehlikelidir. Zira devreye bir de gıybet girmiştir. Dinimizin insan hakları (!) diye bir felsefesi yoktur ama insanı böyle mükerrem tutan muhteşem güzelliği vardır.
akraba konusundaki diğer fetvalar
Evlenilmesi haram olan yakınlar bellidir. Bunların dışındakiler için umumi kural evlenmeleri “mubahtır” şeklindedir. Mubah ise haram veya farz gibi bir kavramla birleştirilmeden uygulanan şey demektir. Yakın akraba ile evlilik durumunda hastalıklı çocuk ihtimalinin bulunduğu iddiası tıp camiasında da konuşulmaktadır ama bu kati bir kural olarak konmamıştır şu ana kadar. Dolayısıyla ailede intikal ihtimali bulunan bir hastalık yoksa böyle bir endişeye yer açmanın da doğru olmayacağını bilmeliyiz. Evlilik öncesi yapılan testleri de bu açıdan değerlendirebiliriz.
Eğer evine gideceğiniz kadının yanında mahremi varsa veya olacaksa gidilebilir. Yoksa caiz değildir.
Eşinin kardeşi ile evet geçici bir yasak vardır ama mahrem biri değildir. Bu sebeple bir teyze, hala, yeğen ile oturur gibi oturulamaz. Kıyafete ve tavırlara hatta kullanılan sözcüklere dikkat edilerek oturulabilir. Evla olan ise fitneden tamamen uzak kalmayı becermektir.
Öncelikle ibadetler, ekonomik veya sosyal sorunu çözmeleri amacıyla yerine getirilen işler değildir. İbadetleri, onlardan sıfır düzeyinde pratik fayda görüyor olsak dahi Allah Teâlâ’nın emretmiş olması sebebiyle yerine getiririz. Hatta hayatımıza dokunan sakıncalarından söz ediyor olsak bile bu böyledir. Ancak hadis-i şeriflere ve Kur’an ayetlerinin ayrıntılarına bakıldığında zekâtın toplumdaki yoksulluğu, sosyal hataları giderici nitelikte olduğu da tartışmasız biçimde söylenecektir. Bu konuda iki husus öne çıkarılmalıdır: Zekât müessesesinin işlediği bir yerde hiçbir şekilde hırsızlık, yoksulluk vb. sorunların görülmeyeceğini iddia edemeyiz. Çünkü insanın bulunduğu yerde sosyal konfor ve refah ne kadar yükseltilse bile asla sıfır derecesine inmez. İnsanın yapısı ve dünyanın işleyişi buna aykırıdır. Lâkin zekâtla beraber bu ve benzeri sorunlar asgarî seviyeye indirilmiş olacaktır. En azından Müslümanlar yoksulluktan kaynaklanan sorunları gidermede üzerlerine düşeni yerine getirmiş olurlar. Zekât ve sadakalar yüzde yüz devreye girince tembelliği veya çalışmama türlerini bir şekilde teşvik ediyor gibi olabilir. Zekât, acil ihtiyacı giderecek niteliktedir. Mesela nisab miktarı vardır, 81 gram altınla başlar. Bir kişiye -olağanüstü durumlar hariç- zekâtın nisaptan fazlasını vermek caiz olmaz. İnsanın yakın akrabalarına zekât vermesi de caiz değildir. Bunların sebebi zekâtın acil ihtiyacı giderme maksadıyla var olmasıdır; tembelliğe, çalışmamaya müdahale boyutu söz konusudur. Bu pencerelerden bakıldığında zekât ve sadaka, toplumda kelepir geçinen kitle oluşturmaya yönelik kullanılamayacak niteliktedir.
Şöyle özetleyebiliriz: İyiliği emretmek veya iyiliğe teşvik etmek, öncü olmak ve kötülüğe mani olmak, engellemek dinimizin kati emirlerindendir. Allah Teâlâ’nın “yapın” buyurduğu bizim FARZ olarak bildiğimiz dine ait işlerimizdendir. Dinimizin bu emri bir FARZ-I KİFAYEDİR. Farz-ı kifaye ise bir grubun yerine getirmesi ile diğer Müslümanlardan sorumluluğun kalktığı emirlere denmektedir. Dolayısıyla bir yerdeki günah olan işi filanca kişi engellemeye çalıştı ise Allah’ın emri yerine gelmiştir, oradakilerden kimse günaha girmeyecektir. Hiç kimse o görevi yapmazsa herkes günahtadır. Bu günah da oradakilerin kapasiteleri, yakınlıkları, güçleri ile orantılı olarak onlara yazılır. Elbette bir cami imamının caminin önündeki bir günaha mani olmaması ile caminin öteki sokağında oturan Müslüman’ın mani olmaması arasında sorumluluk oranı açısından fark vardır. Ortadaki bir iyiliği emir/kötülüğü engelleme görevi başkasının yapamayacağı kesinleşip de bir kişinin üzerinde yoğunlaşmış bir göreve dönüşürse onun için FARZ-I AYIN olur. Bizzat onun bu görevi yerine getirmesi gerekir. Âlimlerimiz, böyle bir görevi yerine getirmenin sonucu olarak öldürülme, ağır darbe alma veya hapsedilme gibi bir durum varsa görev yerine getirilmediğinde günaha girilmez demişlerdir. Zannederiz bu yaşadığımız dönem için bu hüküm geçerlidir. Allah yardımcımız olsun. Yapılacak görevin hiçbir işe yaramayacağını kati olarak bilen biri de mi bu görevi yerine getirmelidir sorusuna âlimlerin bir bölümü “evet, öyle bile olsa Allah’ın hükmü yerine getirilmelidir” demişlerdir. Bu da yüksek bir umutla toplumu izleme mantığının bulunması gerektiğini göstermektedir. Özet olarak diyebiliriz ki: Böyle bir görevimiz bulunduğunu, bu görevin cami imamlarına mahsus bizimle ilgisi olmayan bir iş gibi görülemeyeceğini biliyor isek, elimizden geleni de yapıyorsak biiznillah vebalden kurtuluruz.
Borç vermek müstahab bir ibadettir ve pek sevaplı bir iştir. Kimi durumlarda borç vermek farz bir göreve de dönüşebilir. Senin vereceğin borçla bir sıkıntı kalkacak, bir darlık giderilecekse borç vermek farz olur. Elbette, borç alıp borç verecek birinden söz etmiyoruz. Vermesi durumunda sıkıntıya girmeyecek birine borç vermek farz olur. Aldığı borçla bir mekruh işleyecek olana borç vermek mekruhtur. Aldığıyla haram işleyecek olana da borç vermek haram olur. Belirttiğiniz şekilde nişan için yapılacak harcama için en azından mekruh deriz. Kaldı ki, büyük oranda da israf boyutuyla harama geçmiş olacaklardır. Bu sebeple borç vermemekle hata etmiş olmazsınız. Aranızdaki akrabalık hukukunu zedelemeyecek bir dille borç vermeyebilirsiniz.