Fetva Meclisi
Soru
İnternette âlimlerin ve vaizlerin birini güldürmek için taklitlini yapmak dinden çıkartır yazıyor. Ben bazen Nureddin Hocamızın taklidini yapıyorum ama sadece eşime ve kendi kendime yapıyorum sevdiğimden yapıyorum, kesinlikle dalga geçmek için değil bunun bir sakıncası var mı?
Cevap
Benzer fetvalar
Eğer ilahi dediğiniz şey muhtevasında Allah, Muhammed gibi mukaddesatımıza ait kelimeler ihtiva ediyorsa edebi bozan her ifade ve tavır insanın imanına bile mal olabilir. Prensip olarak böyle şeylerden uzak durulması gerekir.
Öncelikli olarak şunu tespit edelim: Müslüman sakalını temiz ve bakımlı tutmalıdır. Onun sakalı üzerinden kâfirlerin veya kalbinde sıkıntı bulunanların dine hakaretine neden olmamalıdır. İkinci olarak da kural şudur: Bilerek ve kastederek dinin temel umdelerinden biri ile eğlenen, alay eden dinden çıkar. Dileriz sizin gördükleriniz bilmeden, kastetmeden yapmış olsunlar.
Selamünaleyküm. Hanefî de olsanız sakıncalı bir durum yoktur. Allah'a emanet olunuz.
Sevgili kardeşim, ben bir âlim değilim ne yazık ki. Beni âlim olarak görme. Buradaki nakilden maksat, sözün sahibini yok kabul edip kendine mal ederek konuşmaktır. Ağırlığı olan, mesuliyet gerektiren sözler için geçerli olur bu. Sıradan her sözü sahibine mal etmek gerekmez. Allah yardımcımız olsun. Size dua ederiz.
Talebeyi ödüllendirmede bir sakınca yoktur, niyetinizde onun bulunmasında da tefsir yolunda sevap kazanmaya engel yoktur. Belki bir nebze sevap oranı düşebilir, onu da Allah bilir elbette.
Bid'atler arasında şirke kaydıracak kadar ağır olanı da vardır. O tarzda olmayan bir bid'at için 'evlenilir/evlenilmez' ayırımı yapmak yanlıştır. Allah'a emanet olun.
alim konusundaki diğer fetvalar
İnsanlar beni veya bir başka hocayı sevmek zorunda değildirler. Zorunlu sevilmesi gerekenler bellidir. İftira eder, hakaret ederlerse onu da dert etmeyiz, her şeyin hesabının görüleceği yere gideceğiz. Orada herkesin yaptığı belli olacak. Birbirimize dua edelim, akıbetimizin hayır olması için gayret edelim. Siz bizi dert etmeyin. Dinimiz derdimiz olsun. Allah'a emanet olunuz.
‘Allah filancadan razı olmuştur’ şeklinde bir ifade sadece sahabiler için söylenebilir. Onların dışında kimse için söylenemez. ‘Allah filenceden razı olsun’ ifadesini dua maksadı ile söylemek ise sahabi için ve onlardan sonra gelen salih müminler için söylenebilir. Ulemanın büyük bölümünün kanaati böyledir.
Zalim sultanın karşısında hakkı haykırmak hadislerde bir âlim karakterinden çok 'şehid mü'min karakteri' olarak dillendirilmektedir ve bu hadisler sahihtir.
Allah'ın hakkından sonra en büyük hak anne baba hakkıdır. O hakkı hiçbir hak geçemez.
Şunu kesin bir kural olarak biliniz: Peygamberler dışında masum/günah işlemez kimse yoktur, olamaz. Bu kurala âlimler, şeyhler bütün mü'minler dahildir. Âlim de insandır. Âlim de bu hayatın içinde yaşamaktadır. Âlim ile cahil arasındaki fark, âlimin dinin hakikatini daha iyi biliyor olmasındadır. Elbette âlim, bu bilginin farkı olarak hesabı daha ağır durumdadır ama neticede o da nefis taşımaktadır, o da şeytana muhataptır. Âlimi de cennet veya cehennem akıbetine doğru yürüyen bir kul görmek gerekiyor. İlminin derinliği kadar imtihanı da ağır olacaktır. Bir başka sorun da bizim gibilerin dışarıdan bakarak her bilgi sahibini ‘âlim’ yerine koyuyor olmamızdır. Esasen âlimler de kendi içinde sınıflandırılmalıdırlar. Dünyalık alanda uzmanlaşmış ama ahiret hayatını yok gibi tutmuş birine âlim diyor olabiliriz. Şeriat bilgisine sahip ama takvadan nasipsiz biri de bize göre âlim sayılabilir. Dünyalık menfaatler önünde büzülen birinin bilgisine biz ilim deriz ama onun Allah katında bir değeri olmadığını unuturuz. Bütün bunların ötesinde âlim, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin dinine vekil olmuş insandır. Dünyalığa tenezzül etmeyen, konuştuklarının adamı, ahiret korkusu ile yaşayan kimse âlim odur. Bizim gibi dışarıdan bakanların hangisi daha iyi âlimdir sorusuna cevap bulması elbette zordur. Âlimlerin kendi içinde bir imtihanı olacağı gibi bizim de ‘hangisi âlim?’ sorusuna cevapta samimi olma imtihanımız olacaktır. Bizim dilimizi konuştuğu, yöremizden olduğu, bizim siyasi idrakimize yakın olduğu, ekonomik menfaatimize zarar vermediği gibi sebeplerle yanında durduğumuz âlim başka, ondan öğrendiğimiz her şeyin bizi biraz daha Allah’a yaklaştığı âlim arayışımız başkadır. Özet olarak diyebiliriz ki, Müslümanlar olarak bizim imtihanlarımızdan biri de âlimlerle imtihanımızdır. Varlıkları bir imtihan, yoklukları başka bir imtihan olarak onlar bizimle biz onlarla imtihan durumundayız.
Bu soruyu sormanıza çok üzüldüm, yersiz, gereksiz ve anlamsız bir sorudur bu. Siz Allah’ın kulu değil misiniz? Anne babanızı siz mi seçtiniz? Anne-baba açısından sizden çok daha kötü durumda nice insanlar var, biz onları büyüklerimiz olarak anıyoruz. Kim bilir belki sizin babanız anneniz iyi insanlardı, bir kazada öldükleri için sizi devlet yetimhanede büyüttü. Neden bu ihtimali değerlendirmiyorsunuz. Şeytan sizi, ilerleyeceğinizi anlayınca bu şekilde oyalamayı denedi siz de az kalsın tuzağına takılacaktınız. - Kendinize iyi bir çevre oluşturun. - Sabrı hiç bırakmayın. - Geçmişi değil, geleceği ve cennetleri hayal edin. - Fırsatları iyi değerlendirin, ibadetleri aksatmayın. Unutmayın, siz de Allah’ın kulusunuz, cennet sizin de davet edildiğiniz yerdir.