Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Alışverişte pazarlık yapmak sünnet midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam. Peygamber aleyhisselamın bize emri, onun ve raşid halifelerinin izinden gitmektir. Önceki ümmetlerin, peygamberlerinin onlara emanet ettiği dininin yerine kendilerinin oluşturduğu icatlara uymaları, ümmet olarak kaldırılmalarının nedeni oldu. Bu ümmet, eski ümmetlerin yaptığını yaparsa yanlış yapmış olur. Yapılması gereken törenler değil Sünnet'e ittiba etmektir. Herkes şöyle bir mazerete sığınmayı tercih etmektedir: Kötü bir zamandayız, insanlar ancak böyle törenleri anlayabilmektedirler. Bu da bir mazerettir. O zaman bu mazeretin karşılığını ne kadar bulabiliyoruz? Bir kere biz, başkalarından önce kendimizi düşünmek zorundayız. Adeta biz, Sünnet'i tam anlamıyla yaşadık da, başkaları anlamakta zorlandılar, bunun üzerine de onlar için taviz vermek durumunda kaldık. Bu doğru değildir. Maalesef gerçek olan, bizim de başkaları gibi asıl yapmamız gerekeni yapmakta ayak sürtmemizdir. Zorumuza gidiyor, kolayı ile teselli buluyoruz. Mevlid kandili kutlamaları, kutlu doğum haftası ve benzerleri, sahih sünnette ve Ashâb-ı Kirâm'ın hayatında görmediğimiz uygulamalardır. Allah sonumuzu hayır etsin. Yapmamız gerekenler varken beğendiklerimizle teselli bulamayız.
Pazarladığınız ürün İsrail'in zulmüne stratejik olarak yarar/üstünlük sağlayan (silah, kamuflaj vs...) ürünse caiz değildir. Normal helal ürün pazarlaması yapıyorsanız sakıncası yoktur. Yalnız ileride daha isabetli ve Müslümanların yararına adımlar atmanızı tavsiye ederiz. Allah yardımcınız olsun.
İslâm’da, prensip olarak, alışverişler için kesin bir kâr haddi konulmamış olup kâr oranları piyasa şartlarına bırakılmıştır. Konuyla ilgili olarak Allah Resûlü (s.a.s.), fiyatların artması dolayısıyla kendisinden bu duruma müdahale etmesi istendiğinde bunu yapmamış ve fiyatların doğal piyasa şartları içerisinde arz ve talebe göre oluştuğuna dikkat çekmiştir. (Ebû Dâvûd, Büyû‘, 51 [3450]; Tirmizî, Büyû‘, 73 [1314]) Fakihler de bundan hareketle kâr haddinin eşyadan eşyaya farklılık gösterebileceğini, bu sebeple de kesin bir takdir yapılamayacağını söylemişlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 5/129) Bununla birlikte onlar, piyasada suistimaller olduğu, karaborsacıların devreye girerek halkı mağdur ettikleri, özellikle halkın zaruri ihtiyaçları sayılabilecek mallarda aşırı bir şekilde sunî fiyat artışları yaşandığı durumlarda, kamu otoritesinin fiyatlara müdahale (narh) yetkisini kabul etmişlerdir. (Merğînânî, el-Hidâye, 4/378) Aşırı fiyatın tespitinde bilirkişilerin günün piyasa şartları içerisindeki belirlemeleri esas alınır.
Ticaret yaparken, haram olan nesneleri satın almayacağımız gibi, dinimize karşı savaş yürütenlerin ticaret merkezlerinden de alışveriş yapmayarak dini hassasiyetlerimizi göstermeye mecburuz. Cüzi bir farktan ötürü hassasiyetlerimiz erimemelidir. Ancak ciddi bir farktan ötürü veya alternatifsiz durumlarda o merkezlere gidebiliriz. Allah'a emanet olunuz.
Hacamat, ibadet maksatlı ve teşvik edilmiş bir sünnet değildir. Mubahtır. Peygamber aleyhisselam efendimiz de hacamat yaptırmıştır. Yaptırdığı hacamat, ihtiyaç hissettiği zaman yaptırdığı bir iştir. Sabah namazının sünnetini kılar gibi sürekli yaptığı bir ibadet değildir.
Aleykümselam. Erkek çocuklarımızın Sünnet ettirilmeleri, Şeriat'ımıza dair olan işlerdendir. Böyle işlerin dostlar arasında sevinç paylaşımına vesile olacak şekilde icra edilmesi esasen sakıncalı değildir. Sıradan bir toplantı ve israfa kaçmayan bir yemek programı yapılabilir. Fıkıh kitaplarımızda bunu teşvik eden veya yeren bir hüküm yoktur. Ne vaciptir diyebiliriz ne de mekruh! Sözünü ettiğiniz şekilde mübalağalar ise kör taklitten ve çoğunlukla riyadan başka bir şey değildir. Ne derse desin insanlar tabii olmak en güzelidir.
TİCARÎ HAYAT konusundaki diğer fetvalar
Akitlerde bedeller arasındaki denksizlik ve bundan kaynaklanan aldanma “gabn” terimiyle ifade edilir. Alışveriş ve kiralama gibi ivazlı/bedelli akitlerde söz konusu olan gabn, fakihler tarafından gabn-ı yesir ve gabn-ı fahiş olmak üzere ikiye ayrılarak ele alınmıştır. Gabn-i yesîr, bedelde önemsiz sayılan ve makul karşılanan eksiklik veya fazlalıktır. Gabn-i fâhiş ise piyasa koşullarında normal karşılanmayan eksiklik veya fazlalıktır. (Kâsânî, Bedâ‘i‘, 6/30; Mergīnânî, el-Hidâye, 3/145-146; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 3/243) Gabn-i fâhişin sınırı hakkında İslâm âlimlerinin bir kısmı örf ve âdetin ölçü alınması gerektiğini belirtmişlerdir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 3/243; Hattâb, Mevâhibu’l-celîl, 4/472) Hanefî mezhebinde ise bir malın, bilirkişilerce belirlenen kıymetin üst sınırını aşan bir fiyata satılması veya satın alınması gabn-i fâhiş sayılmıştır. Pratik bir ölçü olarak da insanların sıkça alıp sattıkları mallarda piyasa fiyatına göre %5, hayvanlarda %10 ve taşınmazlarda %20’yi aşan fiyat farkı gabn-i fâhiş kapsamında değerlendirilmiştir. (Kâsânî, Bedâ’i‘, 6/30; Mergīnânî, el-Hidâye, 3/145-146; Mecelle, md. 165) Gabn-ı fâhişi doğrudan akdin fesih sebebi olarak gören âlimler olduğu gibi bunu aldatma (tağrîr) şartına bağlayan âlimler de vardır. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 5/143; Râfiî, el-‘Azîz, 4/233; Haraşî, Şerhu Muhtasar, 5/152; Mecelle, md. 356-357) Günümüzde gabn-i fâhişin belirlenmesinde bilirkişi ve yetkili merciler tarafından piyasa şartları çerçevesinde yapılan tespitlerin esas alınması uygun olur. Bu şekilde belirlenen gabn-i fâhiş fesih sebebi olarak kabul edilir.
Müslümanlar ticari ve finansal işlemlerde İslam’ın koymuş olduğu ilke ve prensiplere bağlı kalmaları esastır. Bu bakımdan her türlü ticari muamelede helal-haram ölçülerine riayet edilmelidir. İslam âlimleri; kazancının tamamı haram olduğu bilinen kişi ve kurumlarla alışveriş, borçlanma vb. muamelelerde bulunmanın haram, kazancının çoğu haram olduğu bilinen kişi veya kurumlarla bu tür işlemler yapmanın mekruh olduğunu ifade etmişlerdir. Kazancının çoğu helal olan kişi veya kurumlarla ticari muamelede bulunmanın ise caiz olduğunu belirtmişlerdir (Desûkî, Hâşiye, III, 277; Nevevî, Mecmu, IX, 343-344; XIII, 178; İbn Müflih er-Râminî, Kitabu’l-furû’, IV, 390-392; Tahtavî, Haşiye, 35).
İstenildiğinde çekilmek üzere para yatırılan ve herhangi bir faiz getirisi olmayan banka hesaplarına “vadesiz mevduat hesabı” denir. Herhangi bir faiz getirisi olmayan vadesiz mevduat hesapları, faize dayalı açılan vadeli mevduat hesaplarıyla aynı kapsamda değerlendirilemez. Bununla birlikte vadesiz mevduat hesabına yatırılan paranın faiz gibi dinen meşru olmayan işlemlerde kullanılması da söz konusu olabileceğinden, bu hususta meşru seçenekler olduğu sürece, zorunluluk olmadıkça paranın böyle bir hesapta tutulması dinen uygun değildir.
Sigorta, meydana gelen zararın yalnızca riske maruz kalanın üzerinde kalması yerine, sigortalıların ödedikleri primlerden ödenen tazminat yoluyla bütün sigortalılara dağıtılmasını ve böylece felaket ve kazaların zararının hafifletilmesini gaye edinmiş karşılıklı taahhüt ve yardımlaşmaya dayanan bir sistemdir. İslâm'ın, sosyal ve iktisadî hayata dair bütün düzenlemelerinin hedefi, hak ve görevlerde, mutlak manada karşılıklı yardımlaşma ve kefâlet esasına dayanan bir toplum meydana getirmektir. Buna göre sigorta İslâm dinindeki bu yüce hedefe aykırı değildir. Başta ticaret olmak üzere pek çok ilişkinin globalleştiği günümüz dünyasında ticarî sigortanın bulunmaması başlı başına bir risk teşkil eder ve Müslümanların ekonomik açıdan mağlubiyetini sonuç verir. Buna göre;
İslam’a göre faizin her çeşidi haramdır (Bakara, 2/275-279; Buhari, Libas, 96; Müslim, Müsâkât 105, 106). Bir zaruret bulunmadıkça faiz almak veya vermek caiz değildir. Bununla birlikte faizle borçlanan kimse faizli kredi kullanarak menkul veya gayrimenkul bir mal satın aldığında, sorumluluk bu malı satanda değil faizli kredi kullanarak satın alandadır. Bu bakımdan bir kişinin, malını faizli kredi kullanarak satın almak isteyen kişiye satmasında bir sakınca bulunmamaktadır.
Bankaların, belirlenen vade sonunda kendilerine yatırılan paraya belli bir oranda fazlalık/faiz vermek üzere açtığı hesaplara “vadeli mevduat hesabı” denir. Müslümanlar faizli mevduata bilerek ve isteyerek para yatırmamalıdırlar. Çünkü bu tür mevduat hesaplarına tahakkuk ettirilen fazlalıklar faiz olup dinen haramdır. Söz konusu faiz oranlarının enflasyonun altında ya da üstünde olması, bu işlemi faiz olmaktan çıkarmaz. Bu itibarla bankaların vadeli mevduat hesaplarına para yatırmak caiz değildir. Bununla birlikte vadeli mevduat hesaplarından bir fazlalık herhangi bir şekilde elde edilmiş ise, kişinin bu gelirleri kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu yakınları için kullanması caiz olmayıp sevap beklemeksizin ihtiyaç sahiplerine vermesi gerekir.