Fetva Meclisi
Soru
Hocam, Allah’ın her bir isminin (Esmaü’l-Hüsna) farklı bir anlamı var. Mesela biri merhametli (Er-Rahmân), biri sabırlı (Es-Sabûr), biri esenlik verici (Es-Selâm) gibi. Allah dünyayı yaratırken ya da biz O’ndan bir şey isterken bu isimlerden biri mi öne çıkıyor? Rabbimiz, o anda o isimle mi tecelli ediyor? Bir diğer sorum da şu şekilde, mesela sıkıntılarımız olduğunda “Allah’ım, Es-Selâm isminle bizi selamete çıkar.” diyoruz. Neden farklı esmalarla dua ediyoruz? Evet, bu bir zorunluluk değil ama o esmayı özellikle söylediğimizde Allah’ın o ismi mi ön plana çıkıyor?
Cevap
Benzer fetvalar
Kur'an’ımızda ve hadislerde Allah’a ait bazı isimler ve sıfatlar öne çıkarılırken bu isimler ve sıfatların biz insanlar olarak anladığımız anlamı ile Allah’a yakıştırılması uygun mudur değil midir diye endişe edilmesinden kaynaklanan ilmi bir tartışma sonucu tefviz yani anlamını Allah’a salma, içeriğine karışmamayı tercih etmişlerdir. Bu manadaki tefviz iki türlü yapılmıştır. Birincisi, bu tür isim ve sıfatların varlığını kabul edip anlamlarını yok kabul etme yani ne anlama geldiğini bilemeyeceğimizi kabul etme şeklinde olandır. İkincisi de bu tür isim ve sıfatların anlamlarının bilinebileceğini ama Allah Teâlâ için konuşulduğunda bizdeki anlamı ile düşünülemeyeceğini “Allah’ın zatına ve azametine uygun bir anlamı olacağını” söyleyen tefviz vardır. Örneklendirecek olursak âyet, “Allah’ın eli, Allah’ın Arş’a istiva ettiğini…” bildiriyor. Birinci anlayışa göre böyle bir âyet vardır ama ne demektir bilemeyiz sonucu çıkar. İkinci anlayışa göre ise bu ayetlerde veya hadislerde bahsedilen anlam gayet açıktır ama bu açık anlamı Allah için uyarlayamayız, nasıl ve ne kadar olacağını da tartışmayız şeklinde bir sonuç çıkmaktadır.
İsmin çoğulu olan “esmâ” kelimesi ile “en güzel” anlamındaki “hüsnâ” kelimesinin oluşturduğu bir sıfat tamlaması olan “esmâ-i hüsnâ”, “en güzel isimler” anlamında Yüce Allah’ın isimleri için kullanılan bir terimdir. Kur’ân-ı Kerîm’de, “Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O’na mahsustur.” (Tâhâ, 20/8); “...En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nun şanını yüceltmektedirler. O galiptir, hikmet sahibidir.” (el-Haşr, 59/24) mealindeki âyetlerde ifade edildiği gibi en güzel isimler Allah’a mahsustur. Çünkü bütün kemâl ve yetkinliklerin sahibi O’dur. O’nun isimleri en yüce ve mutlak üstünlük ifade eden kutsal nitelemelerdir. Allah Teâlâ’nın (c.c.) Kur’ân’da ve sahih hadislerde geçen pek çok ismi vardır. Kul bu isimleri öğrenerek Allah’ı tanır, O’nu sever ve gerçek kul olur. Kur’ân’da, “En güzel isimler Allah’ındır. O hâlde O’na o güzel isimlerle dua edin...” (el-A‘râf, 7/180) buyrularak esmâ-i hüsnâ ile dua ve niyazda bulunulması istenmiştir. Esmâ-i hüsnânın birden fazla olması, işaret ettiği zâtın birden çok olmasını gerektirmez, bütün isimler o tek zâta delâlet eder: “De ki: İster Allah deyin ister Rahmân deyin, hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O’na aittir.” (el-İsrâ, 17/110)
Esmâü’l hüsna olarak bildiğimiz Rabbimizin isimleri zikir olarak kullanılabilir. Aynı zamanda Rabbimizin bu isimlerinin manalarının kavranarak zikredilmesinin hayatımıza yansıyan kısmı olacaktır. Bu durum Allah sevgisini, Kur’an ve Sünnet’e daha sıkı sarılmamızı, ihlasımızın artmasını ve huzurlu bir mü’min olabilmemizi sağlar. Rabbimizi tanımak; O’nun yüceliği karşısında acziyetimizi hissetmek, imanımızın tadını hissederek yaşamamıza vesile olur. Nerede olursak olalım Rabbimiz ile bir arada olma şuurunu zikirle yakalayabiliriz biiznillah.
Selamünaleyküm. Bu, ihtimal kıyamete kadar kimsenin çözemeyeceği kadar köklü bir yer edinmiş sorunlardandır. O yolu izleyen mü'minlerin niyetlerini Allah Teâlâ bilmektedir. Onları itham etmek kimsenin görevi değildir. Samimi niyetlerle yapıyorlarsa ve bunun üzerinden kişisel zevklerini tatmin etmek ve menfaatlenmek gibi bir tutum içinde değillerse onlarla mücadele etmenin yersizliğini düşünüyorum. Yaşadığımız dönem, insanların yanlışlarını tespitten çok neyin doğru olduğunu ispat etme dönemidir. Eğer tasavvuf hatalı ise hatasız olan zühdü ortaya koymalıyız. Birileri Allah'ı zikretmeyi teşvik için tasavvufu metot olarak kullanırken hata ediyor, diğerleri de Allah'ı zikrin ne tilavet ne tesbihat olan hiçbir çeşidi ile meşgul olmadığı hâlde, sadece başkalarının yanlışlarını tadat ederek İslam'a hizmet ediyorsa bu kabullenilemez. Herkes doğru bildiğini yapsın, hesabımız Allah'a kalacaktır.
Selamünaleyküm. Müsaade ederseniz ben isim belirtmeyeyim. Sadece hangisi daha güzel diye sorulanlara cevap veriyorum, yönlendirici olmak istemiyorum. Anlamı ahlaksızca ve kâfirlere ait bir mesaj ihtiva etmeyen her isim isim olarak verilebilir. Allah yavrunuza sıhhat ve afiyet ihsan etsin.
Selamünaleyküm. Dua etmek, istekte bulunup almak değildir. Dua etmek, en büyük ve tek kapıya yalvarmaktır. Yalvarmamızın kabul edilmesi veya edilmemesi bizim etkileyebileceğimiz bir sonuç değildir. Biz yalvarırız, yalvarmamızdan da sevap bekleriz. Para verip almak gibi bir şey değildir dua. Bir de böyle bakın.
alemin yaratılışı konusundaki diğer fetvalar
Hadisler, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize ait sözler demektir. Bir söz, ona ait olmadıkça ya da ona ait olduğuna dair bilgimiz olmadıkça 'hadis' olarak anılmaz. Ama bu arada, hadis olmaması o sözün yanlış olmasını da gerektirmez. Bir sözün, güzel ve doğru bir söz olması başka şey, Peygamber'e ait olması başka şeydir. Bütün doğru ve güzel sözlerin Peygamber'e ait olması gerekmediği gibi, onun her sözünün bizim nazarımızda güzel görünmesi de şart değildir. O ne buyurdu ise onu öylece alır, irdelemeyiz. Zira o, Allah adına konuşmaktadır. Bu nedenle de onun söylediğini bildiğimiz sözler için HADİS ifadesini kullanırız. Sorduğunuz sorudaki söz, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme ait değildir. Yani, onun böyle bir söz söylediğine dair bilgimiz yoktur. Ancak bu durum, bu sözün yanlış olduğunu da göstermez, doğru olduğunu da. Böyle bir söz, bizim Peygamber'imize ne değer katar ne de değerini eksiltir. Onunla ilgili söyleneceklerin en güzelini Kur'an söylemiştir. Daha güzeline ihtiyacımız yoktur. Bu tür sözlerin peşinde vakit israf etmek hatadır.
Bu sözün bir hadis olarak aslı yoktur, uydurmadır. Uydurma bir söz üzerinden de akide konuşulmaz.