Fetva Meclisi
Soru
Hocam bir videonuzda “Allah’ın otoritesine başka birini bulaştırmaktır şirk” tarzında bir cümleniz oldu. Ardından “diploma, sosyal güvenlik...” tarzında devam ettiniz. Ben bir üniversite öğrencisiyim ve türlü türlü günahlara giriyoruz. Gerek üniversitede eğitim alırken gerek takıldığımız arkadaş grubunda ve buna benzer yerlerde günah işliyoruz. Sizin bahsettiğiniz şirki tam olarak anlamadım. Şimdi vesvese olmaya başladı, acaba ben de mi şirk koşuyorum diye. Bahsettiğiniz şirki çok daha detaylı açıklar mısınız?
Cevap
Benzer fetvalar
Şirk, Allah ile beraber bir ortak icat etmektir. Bu uygulamada da olabilir niyette de. Bunun dışında, Müslüman'ın uygulamadaki hatalarına 'günah' adı verilir. Günah ile şirk arasında ölü ile diri kadar fark vardır. Sizin durumunuz şirkten çok günaha yakın bir durumdur. Ezikliğini hissettikçe şirke kaymamış olduğunuz anlaşılır. Allah'a emanet olun.
Bir talebe olarak yapabileceğiniz bununla sınırlı olabilir. Şunu unutmayacaksın: Senin mümin bir genç olarak vazifen dünyayı düzeltmek değildir. Vazifen gafil olmamak ve yapabileceğini yapmaktır. Sonuçlar Allah’ın takdirindedir. Sen kimsenin kalbine hükmedemezsin. Ama bütün kalplere sesini duyurmak için çırpınırsın. Bütün asırlarda bütün müminlerin kaderi böyle olmuştur. Belki bir adım ilerisi olarak senin bu hassasiyetini paylaşan bir sivil toplum çalışmasına katılırsın, katılmışları desteklersin. Bu kadar, gerisini Allah’a bırak. Uygulaman güzel, öyle devam et ve moralini bozma sakın. Sen ibadet yapıyor gibi yap, sonucu Allah’a sal.
Biz şöyle İMAN EDİYORUZ: Günah ne kadar büyük olursa olsun, Allah’ın rahmeti ondan çok daha büyüktür. Allah’ın affetmediği bir günah yoktur. Yeter ki kul ciddi bir tevbe yapsın. Sonra da tevbesini korusun. Günahın birden çok kere işlenmiş olması da bu gerçeği değiştirmez. Tevbe bozulmuş tekrar işlenmiş, tekrar tevbe gelmiş, tekrar bozulmuş olması da gerçeğimizi değiştirmez. Bunun aksini düşünmek aklını şeytana kaptırmaktır. Allah hakkında iyi düşünmek imanımızın gereğidir. Zaten başka kapımız da yoktur. Acilen tevbeye yönelin, zamanı iyi değerlendirin, şeytana takılmayın.
Yaşadığınız vesveseler, imanınızı kaybettiğiniz anlamına gelmez. Aksine, bu tür düşüncelerden korkmanız ve rahatsız olmanız, kalbinizde iman olduğunu ve Allah’a yakın olma arzusu taşıdığınızı gösterir. Vesvese şeytanın bir oyunudur ve sizi korkutarak Allah’tan uzaklaştırmaya çalışır. Bunun için aşağıdaki tavsiyelere dikkat edebilirsiniz: Vesvese gelince dikkatinizi dağıtın: Vesveselerle zihinsel bir mücadeleye girmeyin. Dikkatinizi başka bir konuya çevirin veya zikirle meşgul olun. Şeytandan Allah’a sığının. Vesvese geldiğinde “Eûzü billahi mine’ş-şeytani’r-racîm” deyin. Kendinize karşı merhametli olun: Allah, kasıtsız hatalarımızdan ve bilmeden yaptıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutmaz. 🔸Yanlış bilgi veya bilgisizlikle haramı helal ya da helali haram sanmanız, Allah katında bir küfür değil, hata olarak değerlendirilir. Çünkü bir şeyin kasıtlı ve bilinçli olarak inkâr edilmesi küfre götürür. Bilmeden hata yapmak ise affedilebilir. 🔸Cennet ve cehennem ebedidir. Ancak sizin bu konuda yanlış bir bilgiye inanmanız, bilmeden yapıldığı için küfre düşmenize neden olmaz. Bu konudaki korkunuz yersizdir. Samimi bir şekilde “Ya Rabbi, bilmeden hata yaptım, beni bağışla” dediğinizde Allah sizi affeder. 🔸Yaşadığınız vesvese ve korkuların yoğunluğu sizi ümitsizliğe düşürmüş olabilir. Ancak intihar asla bir çözüm değildir ve büyük bir günahtır. 🔸Bu süreçte bir manevi rehberden, psikolojik danışmandan veya güvendiğiniz bir hocadan yardım almayı düşünün. Son olarak Allah sizin çabalarınızı görüyor ve samimi pişmanlığınızı kabul ediyor. Bu vesveseler sizin imanın tadını aradığınızın bir göstergesidir. Sabırlı olun, dua edin ve asla ümitsizliğe kapılmayın.
Siz bu konuya Allah sizi muhtemel tehlikeli bir sonuçtan kurtarmış diye baksanız daha isabetli bakarsınız. Kurtulduğunuza şükredin ve size bir çeşit zulüm yapanı da sizi yaratana havale edin, rahat edersiniz.
Allah’ın haram ettiği ve temiz insan fıtratının çirkin gördüğü işleri yapanların yaptıklarını kendilerinin veya başkalarının gizlemesi bir din ilkesidir. Dinimiz çirkinliklerin Müslüman bir toplumda yapılması ve yayılmasına karşı tedbirler getirmiştir. Müslüman bir toplumda işlenen bir haram ve o haramın gündem olması çok farklı şeyler değildir. Bugün yaşadığımız toplumlarda haramların güç kazanmış olması, kimi zamanlarda haram ve çirkinliklerin temiz işlerden daha değerli gibi gösterilmesi sonucu birdenbire oluşmamıştır. Önce işlenmesine ses çıkarılmaması ardından da yerilmek için bile olsa teşhir edilmesi bir nevi reklamının yapılır olmasını sağlamıştır. Konuşula konuşula benimsenmesine yol açılmış oldu. Çirkin ve ayıp iken ona da yer verilebilir bir hava oluşmuştur. Dinimizin emri insanın kendisini kötülükleri ile teşhir etmemesidir. Mü'min de diğer mü'mini teşhir etmeyecektir. Bu nedenle fakihler cezası olan bir suçu işleyeni görenin şahitlik yapması caiz olduğu gibi kul hakkı üzerine olmayan konularda örtmesinin daha değerli olacağını söylemişlerdir. İşlenmiş haramların gizlenmemesi, Allah’a karşı cüretin zamana yayılmış şekliyle de olsa güçlenmesi demektir. Bir başka risk de teşhirle beraber insanlardaki hayânın erimesidir. Hayânın eridiği bir toplumda ezanların yükselmesi o toplumu ahlâk ve dininde sabit bir toplum yapmaya yetmeyecektir. Bir zaman sonra insanların işledikleri günahları bir övgü vesilesi gibi anlattıklarına şahit olunabilmektedir. Çok önemli bir husus da şudur: İnsanın işlediği günahın gizli kalması tevbe edip kendini düzeltmesi için daha uygun bir ortamdır. Günahı teşhir olmuş biri için tevbe uzak daldaki bir meyve gibi kalabilir. Şeytanın bir günahın daha fazla yayılması için uğraştığı bu dünyada bizim hedefimizin günahların hiç işlenmemesi olsa da bari bir günah daha az bilinsin olması gerekiyor. Bu yüzden de Müslüman’ın hatasını örtmeye büyük bir sevap vaat edilmiştir. İnsanların gizli hatalarını araştırıp bulmak kişilik zafiyeti olarak görülmüştür. Günahların konuşulması ve teşhirinde sakınca görmemek, bir dini zafiyettir. Maslahat ve mefsedet yani kâr zarar dengesi bilmemektir. Hataların teşhiri ile uğraşmak, kindarlık, hırs, rekabetten sıyrılamama, başkaları üzerinden yükselme ve acelecilik gibi zafiyetlerin beslediği tutumlardır. İnsanların hatalarını teşhir beraberinde gıybeti getirecektir, toplum ahlakını eritecektir, haklının ve doğrunun kati olmadığı alanlarda söz söylemeye sebep olacaktır. Bunlar da bir helalleşme gerektiren kul haklarıdır. Elbette fasıklığını teşhir eden ve reklamını yapan için bu kurallar söz konusu değildir.
diploma konusundaki diğer fetvalar
Vekil olarak atadığınız kişi (şantiye şefi) işin ehli ve görevlerini eksiksiz yapıyorsa, vekâlet verme işleminiz caizdir. Ancak işin güvenlik ve teknik sorumluluklarını tamamen ihmal edip sadece isim olarak görünmek ve gelir elde etmek doğru olmaz. Yani diplomanızı sadece formaliteden kullanıma sunmuş fakat sorumluluğu tamamen ihmal etmişseniz ve fiiliyatta inşaatta bir güvenlik veya kalite problemi doğmuşsa bu etik ve dinî açıdan uygun olmaz. Bu durumda size tavsiyem, şantiye şefi olarak sizin yerinize işleri yürüten kişinin işini düzgün yaptığından, inşaatın teknik şartlara ve iş güvenliği kurallarına uygun ilerlediğinden emin olun. Vekilinizi sıkı bir şekilde denetlemek ve sorumluluklarınızın yerine getirme konusuna dikkat edin. Allah, helal ve bereketli kazançlar nasip etsin, ailenizi ve evladınızı hayırla büyütmeyi kolaylaştırsın.
Diploma kiralamanın özellikle insan hayatı ile alakalı direkt bir risk bulunan alanlarda yapılması caiz değildir. Oluşabilecek hatalarda direkt mesuliyet altında kalır bu işi yapan. Böyle bir uygulama ile kazanılan parayı çalınmış bir para gibi ağır haramlardan görmeyebiliriz. O paraya zaruri ihtiyacı bulunan geçmişte kazanılan parayı bir yere iade etmeyebilir. Böyle değilse yani bir zaruret yoksa o parayı sıradan bir vakfa veya camiye verebilir.
Müslüman kopya çekmez, kopya haramdır. Kopya çeken günah işlemiş olduğu için tevbe etmesi gerekir. Tevbe birinci düşünmesi gereken şeydir. Tevbe etti ise geriye o diploma ile girdiği işin hakkını verip veremediği kalır. Eğer işinin hakkını en azından diğer arkadaşları gibi verebiliyorsa kazancı biiznillah haram olmaz. İşin hakkını vermiyorsa böyle bir sorun olmasa bile kazancı sorunlu olacaktı.
Kadın üniversite okumaz diye bir şey yoktur. Üniversite de okur ama üniversiteyi yaratılış gayesi durumuna getirmez. Dini eğitimde kabiliyeti varsa orayı değerlendirir. Tıp kabiliyeti varsa orayı değerlendirir. Herkesin kabiliyeti farklıdır. Allah Teâlâ herkesi farklı fırsatlarda ve kabiliyetlerde yarattı. Üniversiteye gitmekle üniversiteyi içine yerleştirmek arasındaki farka takılanlar içi üniversite bir fitne konusu olur.