Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben tövbe eden birisiyim ve geçmişte birçok çirkin günah işledim ancak hepsinden pişman oldum. Şimdi Allah’ın izniyle kapanmayı ve günahlardan uzak durmayı düşünüyorum. Ancak sürekli olarak şüphe ve korku içindeyim. Helale haram, harama helal dediysem ya da şirke girdiysem diye çok endişeleniyorum (mesela dilek gibi şeylerin günah olduğunu önceden bilmiyordum). Şeytanın vesveseleri nedeniyle Allah’ın zatı hakkında kötü düşünceler aklıma geliyor. Bunun beni küfre veya şirke götürüp götürmediğinden korkuyorum. Sürekli tevbe edip istiğfar çekiyorum. Rabbimin zatını hayal etmenin mümkün olmadığını biliyorum ama bu düşünceler beni çok etkiliyor. Üniversite öğrencisiyim ve bu durum derslerime odaklanmamı da zorlaştırıyor. Geçmiş günahlarımı düşünüp üzülüyor, hatta ara sıra intihar düşünceleri bile aklıma geliyor. Bir de cennet ve cehennemin ebedi olduğuna dair bir konuda yanlış bir bilgi alıp buna kısa süreliğine inanmış olabilirim. Sonradan bu bilgiyi hatırlayınca, o anlık inancımın beni küfre düşürüp düşürmediğini sorguluyorum. Emin bile değilim, yanlış bir şey mi yaptım, tereddüt içindeyim. Cennet ve cehennem ebedi değil mi? Cahillikle yapılan böyle bir hata küfre düşürür mü? Ne yapmam gerektiği konusunda yol gösterir misiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu vesveselerin yarın bir gün yeniden zihninizde yankı bulması, sizin de bu vesveselere kulak asmanız yuvanızın huzurunu ciddi bir şekilde riske atabilir. Bu sebeple karar vermeden önce iyi düşünmenizi, mümkünse bir psikoloğa gidip bu konuda danışmanlık almanızı tavsiye ederiz. Allah yardımcınız olsun. Allah'a emanet olun.
Tekrarlayıcı istenmeyen düşünceleriniz veya dürtüleriniz varken ki aklınızdan hiç çıkmadığını belirtmişsiniz, sizi günlük hayatta oldukça meşgul eden bir yerdeyken elbette ki size bir uzman desteğini ısrarla tavsiye edeceğim. Bunun üzerine çalışılmadığında, ciddi anlamda endişe ve duygusal bunalıma yol açabilir. Bu düşüncelere kapılmamak için çaba gösterseniz de onlar daha da güçlenebilir. Örneğin böyle bir düşünce akla her geldiğinde, kişi mümin olduğundan "emin" olabilmek için günün yarısını şehadet getirerek, tövbe ederek imanını tazelemekle geçirebilir. Şeytan zaaflarımızı bulur ve tam buradan saldırmak için fırsat kollar. “Şeytan vesvesenin kaynağıdır. Bu düşünceler onun telkinleridir ve dolayısıyla ben bunlardan sorumlu değilim. Bu nedenle vesveseler doğrultusunda davranışlar sergilememe hatta bunlar üzerinde durmama bile gerek yok" deyin ve bu düşünceleri orada bırakın. Yani tüm bunlar zihnin sizden bağımsız size söylediği, inanmanızı istediği sözlerdir. Dikkate almanız gereken düşünceler ve hiç önemsememeniz gereken düşünceler arasında ayrım yapmalısınız. Bir düşünceye sahip olmak o düşüncenin gerçek olduğu anlamına gelmez. Bu durumda "ben düşüncelerim değilim" şeklinde bir ilke edinebilirsiniz. Düşünceler geldiğinde bir iki dakikalık nefes egzersizleri yapıp bedeninize yönelebilirsiniz, farkındalığınızı bedeninize ve şimdiki ana verebilirsiniz. Ayrıca vesvesenin zihin düzeyinde olduğunu, şeytanın belli bir yerden sonra müdahalesinin olamayacağını, kalpte imanın muhafaza edildiğini, kalbinizde taşıdığınız inanca denk olmadığını bilerek ikisini ayrıştırabilirsiniz. Rabbim hayırlı ve kalıcı şifalar versin.
Şeytanın bizimle mücadelesi uzun geçmişli ve derin planlıdır. Sizi hayırdan kökten engellemeye çalışması onun ilk hedefidir. Onu beceremediğinde ise belirttiğiniz gibi makul kılıklı bir gerekçe ile üzerinize gelir ve neticede siz KAŞ YAPARKEN GÖZ ÇIKARABİLİRSİNİZ. Dininizin size emrettiklerini, tavsiyelerini kuralına göre yapın. Uç takıntılara takılmamaya çalışın. Allah yardımcınız olsun.
Hanımefendi anlattığın gibiyse Allah’a yönelmiş, samimi, geçmişiyle yüzleşmiş ve kendini düzeltmiş bir insan. Bundan sonrası senin kendi karakterini tanımana kalmış. Gerçekten bu vesveseleri bırakabilirsen güzel bir evlilik yapabilirsin. Ama her tartıştığında bu kızın geçmişi zihninde belirip seni rahatsız edecek/ettirecekse ne kendine ne de bu kızcağıza eziyet etme. Gerekirse Müslüman bir aile terapistinden de destek alarak bir sonuca ulaşmaya çalışabilirsin. Allah hayırlısını nasip etsin.
Kardeşim, Allah seni bırakmamış ki bu soruyu soruyorsun. Bu zaten Allah’ın seni bırakmadığının, rahmetinin üzerinde olduğunun işaretidir. Şeytan ise tam bu noktada insanın içini karıştırmak, hayırlı bir kul olmaktan alıkoymak için vesvese verir. Sana göstereceğim adımlara dikkat etmeni istiyorum. Birinci Adım: Abdestin, namazın, orucun, sadakan niyetin doğruysa, farzlarına uyuyorsan Allah katında geçerlidir.Bu vesveseler imanın işaretidir, imansız adam zaten bunları düşünmez. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Rabbinizden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” (Zümer sûresi 53. âyet) İkinci Adım: Vesvese ile uğraşma, onu adam yerine koyma. Aklına geliyor mu? Bırak gelsin. Hemen “Bunlar boş düşünceler, Allah bana şahdamarımdan daha yakındır, O bana yeter” de ve ibadetine devam et. Vesvese geldikçe zihninle değil, davranışlarınla cevap ver: Namazına, abdestine, orucuna devam et. Üçüncü Adım: Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem buyurur ki: “Şeytan size vesvese verirse, ‘Ben Allah’a iman ettim’ deyin ve geçin.” (Müslim, Îmân, 212) “Acaba abdestim olmadı mı?” diyorsan: Aldın ve bitti. Geçersiz değildir. “Namazım olmadı mı?” diyorsan: Oldu ve kayıtlara geçti. Şeytanın sana dediği: “Olmadı!” Senin diyeceğin: “Oldu!” Çünkü İslam kolaylık dinidir, zorluk dini değildir. (Bakara sûresi 185. âyet) Dördüncü Adım: Kendini ibadete layık görmemek, aslında kibirden uzak bir alçak gönüllülüktür. Bu güzel bir duygudur. Ama şeytan bunu suistimal eder. Biz hiçbir zaman Allah’ın rahmetine layık değiliz. Ama Allah Teâlâ ibadetimizi ister ve kabul eder. Kabul etmek de etmeyeceğini düşünmek de Allah’ın işidir, bizim değil. Biz emredileni yaparız. “Ey Rabbim! Ben sana muhtacım, ben hiçbir şeyim!” de, devam et. Dua, ibadettir. Özetle, Kardeşim, vesveseyi adam yerine koyma, önemseme, cevap verme. Abdestini, namazını öğrendiğin şekilde yap ve devam et. Sürekli tevbe istiğfar et: “Allah’ım şeytanın şerrinden Sana sığınırım.” de. Allah’ın rahmetini düşün. Aksi düşünceler şeytandandır. Allah seni terk etmedi. Bütün ibadetlerin boşa gitmiyor. Şeytan istiyor ki: “Bunlar boşuna, bırak bu işleri” desin. Sen tam aksine, “Allah bana yeter” deyip devam et. Hem mübarek olursun hem vesveseden kurtulursun. Rabbim yardımcın olsun. Seni de bizi de sabit kadem eylesin.
Size öncelikle şunu söylemeliyim: Bu durum size ait bir sonuç değildir. Belki pek çok insan için olabilecekler arasında bir durumdur. Bunu da imanla ilgili kabul etmemek gerekir. Bir mide ağrısını nasıl kabul ediyorsak öyle kabul ederiz. Gelir ve geçer görmek gerekiyor. Sabırlı olun, yılmayın. Bu birinci tavsiyedir. İkinci olarak da muhakkak bir psikologla görüşün. Üçüncü olarak da gündeminizi biraz daha yoğunlaştırın. Kitaplar okuyun. Gezi yapın. Namazı cemaatle camide kılın. En az bir vakti muhakkak camide kılın. Faydasını siz de izleyeceksiniz. Dua etmeyi de unutmayın. Allah yardımcınız olsun.
cehennem konusundaki diğer fetvalar
Fazla detaya girmeden konuyu üstünden anlatmakla iyi etmişsiniz. Çocuğun bu tür şeyleri merak etmesi normal. "Uzaklara gitti." "Allah yanına aldı." gibi cevaplar çocuğun kafasını karıştırabilir. İnsanın gömüldükten sonra başka bir âleme gittiğini yine detaya girmeden, onun kabul edebileceği şekilde anlatabilirsiniz. Bu biraz da sizin iletişim ve ilişki şeklinize ve çocuğunuzun durumuna ve tarzına göre değişir. Ama sakin olun, siz de telaş yapmayın ki çocuk da telaş yapmasın. Allah'a emanet olun.
O'na itaat edelim diye yarattı. Bizim O'na ihtiyacımız olduğu için yarattı. Hoşumuza giden zevkleri de O verdi. Zorlanacağımız işleri de O emretti. Böylece kim samimi bir şekilde yaratıcısına vefa gösterecek kim de O'na nankörlük edecek bunu görmek istedi. Böylece hiç kimsenin mazeret hakkı kalmayacak ve herkes kendi işlediği amellerle cenneti ya da cehennemi hak edecek. Yaptıklarımız bizlerin şahidi olacak. Allah bunları biliyor ama bizim de mazeret etme hakkımızı kaldırıyor ve bu noktada hiç kimseyi zorlamıyor, kilitlemiyor. Her insan kendi özgür iradesiyle doğruyu ya da yanlışı tercih ediyor. İmanın hakikati de burada ortaya çıkıyor. Haramlardan kaçmak ve emredilen ibadetleri yapmak kendine zor gelen insanlar iman etmemekle çözüm bulacağını zannediyor. Gerçekten düşünen insanlar ise meseleyi idrak ediyor ve imanın tadını alıyor. Allah doğrudan ayırmasın.
Kur'an’ımız ve hadislerde geçen cennet ve cehenneme ait ne varsa onlar hakikatin ta kendisidir. İnsanlar anlasın diye yapılmış tasvirler değildir. Elbette dünyada yaşayan insanlar olarak ne cenneti ne cehennemi dünyada iken hayal edemeyiz. Buradaki tasavvur gücümüz buna yeterli değildir. Orada anlatılanlar da olduğu gibidir. Böyle iman ederiz, bu imanla ölmek isteriz.
Bu konuda farklı görüşler var ve şu görüş kesindir diyemeyeceğimiz bilgilerdir onlar.
Çocuklara kapasitelerinin üstünde eşya taşıtamayacağımız gibi bilgi de veremeyiz. Neyi ne kadar anlattığınızın ayrıntısını bilmediğimiz için şu kadarı fazla olmuş diyemeyeceğiz size. Bir fazlalık olduğu ise muhakkaktır. Bir de o çocuğa mahsus özel bir durum da bulunmuş olabilir; çocuk hassastır, ince duyguludur veya benzeri bir durum olabilir. Netice olarak dert etmeyin. O konuları bir süre konuşmayın. Çocuğu rahatlatacak konulara dalın. Cennetten, meleklerden, çocukların güzelliklerinden bolca konuşun. Yemek fazla tuzlu olunca ne yapıyorsanız burada da onu yapın, hafif şekerle yemeği biraz daha kaynatın, denge kurulur biiznillah. Endişe etmenize gerek yoktur.
Hangi kibrin ve hangi imanın cennet ya da cehennem nedeni olabileceğini beşerden birileri olarak biz kararlaştıramayız. Elimizde kibir ve iman ölçebilecek bir cihaz yoktur. Bu tür kararlar Allah’a kalmıştır. Bize düşen o tür sıkıntılardan uzak durmayı becermek ve onun için gayret etmektir.