Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Anne karnındayken ölüp kendiliğinden düşen veya tıbbi müdahalelerle alınan cenine ne yapılması gerekir?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Anne karnında ölen cenine cenaze muamelesi yapılmaz. İnsan ve insana ait şeyler saygın olduğu için cenaze muamelesi yapılmaz ama saygın bir şekilde toprağa konur.
Selamünaleyküm. Ölen bir kadının karnındaki cenine müdahalenin gereği yoktur. Doğmak üzere olan bir bebeğe kurtarma yapılabilir ya da doktorların kurtarılabileceğini tahmin ettikleri bebek kurtarılabilir.
Anne karnında ölen bebeğin anneye zarar vermesi mümkün olduğu için alınması gerekir. Almamakla hata ettiniz. Rahimden ölü alınan ceninin cenazesi olmaz. Ameliyat sonrası onu normal ameliyat parçalarına yapılan işlem gibi bir yere koyarlar. Allah sabırlar versin.
Ölen insanı doğal hâli ile mezara koymak gerekir. Elle alınabilen dış ilaveler alınmalıdır. Ağızdaki diş gibi ilaveler ise bırakılır.
Normal doğumla doğan ve en azından ağlayarak canlı doğduğu anlaşılan bir cenin için normal cenaze işlemi yapılır. Yıkanır, kefenlenir ve cenazesi kılınır. Mezara konur. Anne karnında ölen çocuk ise normal bir cenaze gibi işlem görmez. Yine insan olduğu için temizlenip bir mezarlığa konur. Tıbbi enkaz gibi muamele yapılmaz. Allah Teâlâ size sabırlar versin, annesine afiyetler ihsan buyursun.
Selamünaleyküm. Duygusallıkla bakıldığında işi 'koyun yüzmek' şeklinde görebilirsiniz. İşe bir de bir insanın hayatının kurtulması gözüyle bakın, kendinizi öyle bir durumda hissedin. Bu meseleler zaten ittifak edilmiş meseleler değildir. Cevapta da hissetmişsinizdir, görüşler arasında bir tercihe işaret edilmektedir. Ortada icma edilmiş bir durum yoktur. Allah, bizi kullarına muhtaç olmadan bu âlemden alsın diye dua edelim.
TIP ve SAĞLIK konusundaki diğer fetvalar
Gebeliği önleme yöntemlerinden biri de spiral adı verilen rahim içi araçlarıdır (RİA). Bu işlevinin yanı sıra uzmanların verdiği bilgiye göre spiral, rahim içi zarının incelmesini sağlayarak döllenmiş yumurtanın rahime tutunmasına da engel olabilmektedir. Öte yandan bu uygulama sırasında bir kadının mahrem yerlerine göz ve el teması söz konusu olmaktadır. Bu sebeple tıbbi bir gereklilik olmadıkça spiral uygulamasından uzak durulması uygun olur.
Gebeliği önleyici tedbirlere başvurarak doğumu kontrol altında bulundurmak bireysel düzeyde kaldığı ve sağlık açısından zararlı olmadığı müddetçe caiz görülmektedir. Uzmanların verdiği bilgiye göre doğum kontrol hapları ile ertesi gün hapları ise; yüksek doz hormon içerdiğinden, hormonal dengesizliklere ve âdet düzensizliklerine sebep olmakta, ayrıca döllenen yumurtanın rahime tutunmasına engel olabilmektedir. Bu itibarla söz konusu hapların doğum kontrol yöntemi olarak kullanılmaması uygun olur.
Tüp bebek uygulamasında yumurta alımı ya da embriyo transferinden sonra hastaya ve bu işlemi uygulayanlara gusül almak gerekmez.
Biyolojik bir varlık olarak insan yavrusunun döllenmeden doğuma kadar geçen süredeki gelişim aşamaları tıbbi terminolojide zigot, embriyo ve fetüs kavramlarıyla ifade edilmektedir. Erkek üreme hücresi sperm ile dişi üreme hücresi oositin (yumurta) döllenmesiyle oluşan “zigot” 5-7 günlük bir süreçte rahme tutunur. Yedi günlük bu organizmaya “embriyo” denir. Gebeliğin ilk sekiz haftası ise “embriyonal dönem” olarak adlandırılır. Sekizinci haftadan sonra embriyo “fetüs” ismini alırken, doğuma kadar geçen süreye de “fetal dönem” denilmektedir. Fıkıh ıstılahında ise anne rahmindeki bebek için “cenin” kavramı kullanılmaktadır. Gelişiminin muhtelif aşamalarına göre “gayru müstebîni’l-hılka (organları henüz belirmemiş)” ve “müstebînü’l-hılka (organlarının bir kısmı ya da tamamı belirginleşmiş)” cenin isimleri ile anılmaktadır (İbn Nüceym, el-Bahr, VIII, 341; Bilmen, Ömer Nasuhi, Hukuk-i İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhıyye Kamusu, Bilmen Yayınevi, İstanbul 1985, III, 145). Fakihlerin çoğunun, rahimdeki oluşumu canlı olarak tanımlarken gizli ya da görünür bir şekilde insan sureti taşımasını gerekli görmeleri, düşen kitlenin cenin olduğundan emin olmak ihtiyacından kaynaklanmıştır. Günümüz tıbbi bilgilerin ortaya koyduğu üzere, ister laboratuvar ortamında ister anne rahminde olsun, sperm ve yumurtanın döllenmesiyle oluşan embriyo henüz organları belirmemiş olsa da insan olma potansiyeli taşıyan bir canlıdır; dolayısıyla hayat hakkına sahiptir.
İnsan varlığı sperm ve yumurtanın döllenmesiyle başlamakta olup ilk anından itibaren yaşam hakkının korunması gerektiğinden araştırma amaçlı embriyo üretilmesi, embriyonun deney aracı olarak kullanılması kesinlikle caiz görülemez. Bu, İslam’ın insan hayatının ve onun saygınlığının korunması ilkesine de aykırıdır.
Hayatın korunması, İslâm’ın korunmasını emrettiği beş temel değerden biridir. Yaşama hakkı, yumurta ve sperm hücrelerinin döllenmesiyle başlar. Bu aşamadan itibaren, annenin hayatının korunması dışında bir gerekçeyle gebeliğe son vermek caiz değildir. Ancak çoğul gebeliklerde ceninlerden yaşama perspektifi bulunmayana müdahale edilmediği takdirde diğerlerinin de kesin olarak öleceği durumlarda hasta olan cenine müdahale ile sağlıklı olanların hayatı korunabilir. Ceninlerden hepsinin sağlıklı olup birini diğerine tercih imkânı olmayan durumlarda ise bir canın yaşatılması için bir başka canın öldürülmesi dinen kabul edilemez.