Fetva Meclisi
Soru
Hocam, Ramazan ayında öğleden önce yapılması planlanan bir aşımız var. Ancak bu aşı yapılmayabilir de. Bu durumda oruçla ilgili niyetimiz nasıl olmalıdır? Sahurda oruç tutmak niyetiyle kalksak ve sonrasında aşı olursak kefaret gerekir mi? Aşı olunmazsa oruç devam edeceği için niyetin hükmü ne olur? Bu konuda nasıl bir yol izlemeliyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Ramazan gecesinde sahura kalkıp yemek yemek niyettir; sözlü niyet şart değildir. Sahurda yemek yerken yarın tutmayacağım diye söyleseydi o zaman sahur yemeği niyet olmazdı. Bu durumda sahurda yemek yoluyla niyet edip sabahleyin tutmayacağım diyerek yiyen keffaret ile cezalandırılır.
Böyle bir gerekçe ile oruca niyet etmemek olamaz. İş yoğunluğu oruca mani değildir. Evet, niyet etmezseniz kefaret değil kaza etmeniz gerekir ama büyük bir günaha girersiniz, hayatınızın bereketini giderirsiniz maazallah.
a- İbadetin aslı niyettir. Niyet edilmedikçe ibadet olmaz. b- ..se,..sa ile niyet olmaz. Kalben 'karar verdim, kesin' denen şey niyettir. c- Oruca imsak vaktinden önce niyet edilmesi esas olan uygulamadır. d- Ramazan orucu, sabit bir gün için adanmış adak orucu ve nafile oruçlar için KUŞLUK VAKTİNE KADAR niyet edilebilir. e- Kuşluk vaktine kadar niyet edebilmek için imsak vaktinden sonra orucu bozacak bir şey yapmamış olmak gerekir. f- Ramazan orucunun kazası, keffaret oruçları, bozulan bir orucun kazası oruçlarında ise İMSAK VAKTİNE KADAR niyet etmek şarttır. g- Ramazan günü oruca niyet etmediği için gündüz yemek yiyen kebair (büyük) bir günah işler. Keffaret ise gerekmez. Çünkü keffaret, başlanmış bir ibadetin bozulmasına yönelik bir cezadır. O kişinin büyük bir tevbe ile Allah'a yönelmesi gerekir.
Orucun sahih olması için niyet etmek şarttır. Niyetsiz oruç makbul değildir. Ramazan orucuna, akşamdan itibaren kuşluk vaktine kadar niyet edilebilir. Şöyle ki: Normal olarak oruca, sahur yemeğini yedikten sonra niyet edilir. Ancak sahurda uyanamayıp yeme içme zamanının bittiği imsak vaktinden sonra kalkan bir kimse, güneş doğmuş olsa bile kuşluk vaktine kadar o günün orucuna niyet edebilir. Yeter ki imsak vaktinden sonra orucu bozacak bir şey yapmasın. Niyet oruçta da diğer ibadetlerde de esasen kalp ile olur. Yani geceleyin, yarın oruç tutacağını kalbinden geçiren kimse niyet etmiş demektir. Oruç tutmak düşüncesi ile sahur yemeğine kalkan kimsenin bu düşüncesi uygulamalı bir niyettir. Oruca kalp ile niyet etmek yeterlidir. Ancak kalp ile yapılan bu niyeti dil ile söylemek müstehap görülmüştür.
Ramazan ayında oruç tutmak farzdır. Müslüman olanın bu farzı yerine getirmesi gerekir. Bir Müslüman özrü olmadığı hâlde, Ramazan ayında oruca niyet etmeyerek yiyip içerse tutmadığı günlerin orucunu gününe gün kaza etmesi gerekir, kefaret lazım gelmez. Çünkü kefaret, oruç tutmamanın değil, başlanan orucu bozmanın cezasıdır. Hiç niyet etmediği için, kefaret gibi bir ceza ile karşılaşmıyorsa da samimi bir tevbe etmedikçe kendisini Allah’ın azabına müstahak hâle getirecek bir suç işlemiş olmaktadır. Hem tevbe etmeli hem de acilen tutmadığı günler kadar kaza orucu tutmalıdır.
Tutulmayan orucun yerine KAZA yapılır. KAZA, tutulamayanı eksik veya fazla yapmadan aynıyla tutmaktır. Bir güne bir gün iki güne iki gün şeklinde. Eğer oruca niyetlendikten sonra caiz olmayacak bir şekilde yeme içme veya cima yoluyla oruç bozulursa bu bozmanın cezası olarak KEFFARET devreye girer. KEFFARET altmış gün peş peşe oruç tutmaktır. İlave olarak da kaç günün orucu bozulmuşsa o da ilave edilir. Ramazan gününün orucuna hiç niyet etmemek, günü oruçsuz geçirmek ise keffareti gerektirmez. Çünkü keffaret, sözkonusu günahın cezasına katlanıp ondan kurtulmaktır. Hiç niyet etmeme kabalığını keffaretin kaldırması mümkün değildir. Onu yıllarca süren göz yaşları ve büyük bir tevbe paklayabilir. Sonra da tutmadığı kadar orucu kaza eder. Allah Teala nefislerimize uymaktan bizi muhafaza buyursun.
aşı konusundaki diğer fetvalar
Bahsettiğiniz deneyler, Sağlık Bakanlığı'nın bilgisi dışında yapılıyorsa, mevzuata ve uluslararası etiğe aykırıysa, ciddi sağlık riski taşıyorsa, yan etkileri kalıcı zarar verebiliyorsa, deneye katılan kişi tam olarak bilgilendirilmeden yapılıyorsa caiz olmaz/haramdır.
Biz bir yığın zihin bulandırıcı şeyi ekmek için bile duyuyoruz, ekmeği buna rağmen yemeye devam ediyoruz? Artık hayat, her şeyin birbirine karıştığı bir şekil aldı. Devletin yetkili kurumlarını çok açık bir yanlış söz konusu olmadıkça dikkate almak zorundayız. Dediler, yaptılar gibi sözlerle kendimizi tüketemeyiz, çocuklarımızı tehlikeye atamayız. Allah yardımcımız olsun.
Bu konu doktorların konusudur. Müslüman uzman bir doktorun dediğini yapın.
Bu hususta aşı yaptırmakla gireceğiniz risk, yaptırmamakla gireceğiniz riskten daha hafiftir. Size yaptırmanızı tavsiye ederiz. Tıbbın bu konudaki delilleri ve gerekçeleri kendi çapında bilimseldir. Sizin duyduğunuz ve ürktüğünüz neticeler ise bilimsel değildir. “Mış’lı” ifadelerle önümüze getirilen şeylerden korkup kenara çekilemeyiz. Bu mantıkla bakıldığında yarın çocuğunuza ekmek de yediremezsiniz. Allah Teâlâ yavrunuza sıhhat ve afiyet ihsan etsin, onu ismi ile müsemma kılsın.
Fıkhen tabi olmamız gereken kural şudur: Zanna dayanarak kati bilineni terk edemeyiz. Tıbbın şu andaki aşı bilgisi milyonlarca hatta milyarca çocuk üzerinde başarılı olmuştur. Belli hastalıklar aşı uygulamasından sonra unutulur olmuştur. Evet, ortada netileğini ve muhtevasını hatta uzun vadede sonuçlarını bilemeidğimiz bir uygulama bulunmaktadır. Bunlar neticede zandan öteye gidemeyen şüphelerdir. Şüpheyi ilerletmek için ise bilimsel denebilecek veriler gerekir, o da elimizde yoktur. Geriye zan kalıyor. Zanna dayanarak aşıyı ihmal etmenin vebal olacğını kanaat ederim.
Aşı, hastalığa karşı bir önlem olarak yapılır yani bir tedavidir netice olarak. Gerekli bir tedavi nedeniyle ceninin düşmesi bir cinayet değildir. Bilerek böyle bir şey yapılacak olsa idi onun için tevbe ve kefaretten söz edebilirdik. Sizin için gereken bir şey yoktur. Geçmiş olsun.