Fetva Meclisi
Soru
Oruca ne zaman ve nasıl niyet edilir?
Cevap
Benzer fetvalar
Niyet etmek orucun şartlarındandır. Niyetsiz oruç sahih değildir. Kalben niyet etmek yeterli ise de niyeti dil ile ifade etmek menduptur. Oruç için sahura kalkılması da niyet sayılır. Ramazan orucu, belli günlerde tutulmak üzere adanan oruçlar ile nâfile oruçlar için niyet etme vakti, güneşin batması ile ertesi gün tepe noktasına gelmesi öncesine (10 dk.) kadarki süredir ancak imsaktan sonra yapılacak niyetin geçerli olması için bu vakitten itibaren bir şey yenilip içilmemiş, oruca aykırı bir iş yapılmamış olması gerekir. Aksi takdirde gündüz niyet caiz olmaz. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/85) Bu oruçlar için “yarınki orucu tutmaya” şeklinde mutlak niyet yeterlidir. Bununla birlikte geceden niyet edilmesi ve “yarınki Ramazan orucuna” şeklinde orucun belirlenmesi daha faziletlidir. Ramazan’ın her günü için ayrı niyet edilmesi gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/126-127) Kaza, keffâret ve bir zamana bağlı olmaksızın adanan oruçlar için gün batımından itibaren en geç imsak vaktine kadar niyet edilmiş olmalıdır. Bu tür oruçlara niyet edilirken, “falanca kaza, keffâret veya adak orucuna” şeklinde belirtilmesi gerekir. Şâfiî mezhebine göre ise nâfile dışındaki tüm oruçlara geceden niyet edilmelidir. İmsak vaktine kadar niyet edilmemişse o günün orucu geçerli olmaz. Nâfile oruçlara ise güneş tepe noktasına gelmeden öncesine kadar niyet edilebilir. (Şîrâzî, el-Mühezzeb, 1/331-332)
a- İbadetin aslı niyettir. Niyet edilmedikçe ibadet olmaz. b- ..se,..sa ile niyet olmaz. Kalben 'karar verdim, kesin' denen şey niyettir. c- Oruca imsak vaktinden önce niyet edilmesi esas olan uygulamadır. d- Ramazan orucu, sabit bir gün için adanmış adak orucu ve nafile oruçlar için KUŞLUK VAKTİNE KADAR niyet edilebilir. e- Kuşluk vaktine kadar niyet edebilmek için imsak vaktinden sonra orucu bozacak bir şey yapmamış olmak gerekir. f- Ramazan orucunun kazası, keffaret oruçları, bozulan bir orucun kazası oruçlarında ise İMSAK VAKTİNE KADAR niyet etmek şarttır. g- Ramazan günü oruca niyet etmediği için gündüz yemek yiyen kebair (büyük) bir günah işler. Keffaret ise gerekmez. Çünkü keffaret, başlanmış bir ibadetin bozulmasına yönelik bir cezadır. O kişinin büyük bir tevbe ile Allah'a yönelmesi gerekir.
Hanefi mezhebine göre KAZA ORUCU için niyet imsak vaktine kadar yapılmalıdır. İmsak vaktine kadar niyet yapılmazsa oruca başlanmış olmaz. Bu sadece kaza orucu için böyledir. Diğer oruçlar için ise (imsaktan sonra bir şey yenilip içilmedi ise) öğle yakınına kadar niyet yapılabilir. Oruç tutmak maksadı ile sahur yemeği hazırlanması ve bu sebeple sofraya oturulması bir niyettir. Sözlü olarak niyet yapılmamış olsa da “neden sofraya oturdun bu saatte?” şeklindeki bir soruya: “yarın oruç tutmak için” diyecekse o bir niyet hâlidir. Sözlü niyet yapmamasının zararı olmaz.
Bu durum Ramazan ayında olursa o günü kaza eder. Ramazan dışındaki nafile oruçlar için ise yapacak bir şey yoktur, başka bir nafile onun yerini tutar.
Ramazan orucu farz olduğundan, sahura kalkmakla kişi fiili niyet etmiş sayılır. Ayrıca dil ile niyet etmeye gerek yoktur. Gıda ve vitamin içeren, besleyici veya serum niteliğinde olan aşılar orucu bozabilir. Ancak tedavi amaçlı ve besleyici olmayan aşıların orucu bozmayacağı kanaatindeyiz. Zorunlu olmamakla birlikte Ramazan sonrası bir gün kaza orucu tutmak, kalbin tereddüdünü gidermek ve iç huzuru sağlamak için bir ihtiyat olabilir.
Nafile tuttuğunuz oruçlar dışında tüm oruçlar için -farz, kaza, kefaret- geceden niyet edilmelidir. İmsak vaktine kadar niyet edilmediyse o günün orucu geçerli olmaz. Sizin durumunuzda da zaten imsak vaktinde iken üzerinize farz olmadığı için günün geri kalan kısmında da aynı şekilde oruca niyet edemeyeceğiniz için kaza orucu olur. Gün içinde ne zaman gusül alırsanız iftara kadar Ramazan’a olan saygımızdan dolayı herhangi bir şey yiyip içmeyiz. Tutmak istediğiniz oruç nafile bir oruç ise öğle vaktine kadar niyet edebilirsiniz.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Ramazan oruç ayıdır. Farz olan oruç Ramazandadır. Dinimizin geçerli saydığı bir özür olmadıkça oruç, Ramazan ayından sonraya ertelenemez. Ertelemenin caiz olması için şu özürlerden birinin bulunması gerekir. Bu özürler genel çizgilerdir. Her Müslümanın kendisine mahsus durumu, ilim ehline danışarak karar vermesi gerekir. -Hastalık: Bir hasta, oruç tuttuğu takdirde hastalığının artmasından veya uzamasından korkarsa oruç tutmayabilir. Hastalığın durumu, geçmiş tecrübelerden bilinebileceği gibi, uzman bir doktorun tavsiyesiyle de öğrenilebilir. Hastalığı iyileşince tutmadığı oruçları kaza eder. İyileşmenin belli bir zamanda olması gerekmez. Yıllarca uzasa bile vebale girmesi söz konusu değildir. -Yolculuk: Ramazan ayında en az doksan kilometre mesafeye yolculuğa çıkan kimse oruç tutmayabilir. Gittiği yerde de on beş günden az kalacaksa ve kendisine ait bir yer değilse orada da oruç tutmayabilir. Yolculuk hâli bitince tutmadığı günleri kaza eder. Oruç tutmasında bir güçlük yoksa yolcunun oruç tutması daha hayırlıdır. Çünkü yolcunun oruç tutmaması sadece bir izindir. Sırf oruç tutmamak için yolculuğa çıkmak, oruç tutmamaya ruhsat oluştursa da iman zayıflığına delalet edeceği için tevessül edilmesi yanlış bir hareket olur. -Tehdit Edilmek: Orucu bozmak için ölümle veya vücuduna bir zarar verilmekle tehdit edilen kimse, orucunu bozabilir. Bu tehdidin inandırıcılığı önemlidir. Bozduğu orucu sonra tutar. -Gebe ve Emzikli Olmak: Hamile veya emzikli olan bir kadın, oruç tuttuğu takdirde kendisine veya çocuğuna bir zarar geleceğinden korkarsa oruç tutmayabilir. Hamile veya emzikli kadının oruç tutup tutamayacağı ile ilgili kararı uzman bir doktorun tavsiyesi ile verebileceği gibi kendi kararını kendisi de verebilir. Sütünün kesildiğini tecrübe etmesi, ayakta duramayacak hâle gelmesi, ciddi baş ağrısı, baş dönmesi gibi nedenlerle karar verip, oruç bırakabilir. Böyle bir kadının oruç tutmamasının hiçbir günahı yoktur. Hamileliğinin ileri günlerde olması da şart değildir. Hamilelik ve emziklilik hâli sona erince tutmadığı günleri kaza eder. -Şiddetli açlık ve susuzluk: Oruçlu bir kimse, açlık veya susuzluk sebebiyle aklının bozulmasından veya vücuduna ciddi bir zarar geleceğinden korkarsa orucunu bozabilir. Bu konuda bilhassa yaz aylarında susuz kalmanın doğuracağı tehlikeli sonuç dikkate alınır. Ancak, susamakla, susuzluktan bayılmak gibi bir durum arasında önemli farklar olduğu bilinmelidir. Sonra uygun bir zamanda tutmadığı oruçları kaza eder. -Yaşlılık ve Düşkünlük: Vücudu günden güne düşen ve oruca dayanamayan iyice ihtiyarlamış olan kimseler oruç tutmayabilir. Böyleleri için belirli bir yaş oranı yoktur. Önemli olan vücudun ayakta duramayacak hâle gelmesidir. Bunlar sonradan da orucu kaza edemeyecekleri için tutamadıkları her günün orucu yerine fidye verirler. Bu özürlerden biri nedeniyle oruç tutamayan mü’minin Ramazan gününde yemesi ve içmesi günah değildir. Ancak Ramazanın azametini dikkate alarak, yemeyi ve içmeyi aleni yapmamak gerekmektedir.
Oruç tutmaya gücü yetmeyen düşkün ve yaşlı kimseler ile iyileşme ümidi olmayan hastalar, Ramazan ayının her günü için bir fidye verirler. Fidyenin tutarı aynen fitre kadardır. Fidye vereceği yıl, verilen fitre ölçü alınarak verilir. Fidye, fitre verilebilen fakirlere verilmelidir. Herhangi bir hayır gibi kullanılmamalıdır.
Ramazan ayında oruç tutmak farzdır. Müslüman olanın bu farzı yerine getirmesi gerekir. Bir Müslüman özrü olmadığı hâlde, Ramazan ayında oruca niyet etmeyerek yiyip içerse tutmadığı günlerin orucunu gününe gün kaza etmesi gerekir, kefaret lazım gelmez. Çünkü kefaret, oruç tutmamanın değil, başlanan orucu bozmanın cezasıdır. Hiç niyet etmediği için, kefaret gibi bir ceza ile karşılaşmıyorsa da samimi bir tevbe etmedikçe kendisini Allah’ın azabına müstahak hâle getirecek bir suç işlemiş olmaktadır. Hem tevbe etmeli hem de acilen tutmadığı günler kadar kaza orucu tutmalıdır.
Bir insana orucun farz olması için, - Müslüman olması, - Akıllı olması, - Ergenlik çağına gelmiş olması şarttır. Bu şartları taşımayanların oruç tutması farz olmaz. Ancak oruç tutarlarsa, tuttukları oruç ibadettir.
Ramazan ayında bozulan bir gün orucun yerine altmış gün peş peşe oruç tutmaktır. Bu altmış gün cezadır. İlave olarak da bozulmuş gün sayısı kadar oruç tutulacaktır. Böyle bir kefaretin peş peşe olması şarttır. Son günde bile kopma olması hâlinde yeniden başlamak gerekir. Mecburi bir zaman yoktur, ilk fırsatta tutulmalıdır. Kefaret tutulduktan sonra da Allah’tan affını talep etmek gerekir.
Ümmeti Muhammed’in bu asırda belki de en çok mağdur olduğu, aslını idrakten mahrum olduğu nimetlerden biri de Kadir Gecesi nimetidir. Onlarca yıl yerine bir geceyi ihya ederek âbad olup, cennete nail olmak gibi büyük bir nimet ve lütuf olan bu gece, kandillerle ve simitlerle geçiştirilecek bir gece değildir. O, bir gezi ve muhabbet gecesi olamaz. Bunun için Kadir Gecesi ile ilgili olarak şu hususlara dikkat edelim: 1-Bu geceyi Allah Teâlâ Ramazan ayı içinde gizlemiştir. 27. gece diye kesin bir gece yoktur. En muhtemel günlerin en ihtimalli gecesi, kesinlik ifade etmemektedir. Her şeyi matematik kurallarına göre ve yükünü azaltarak halletme alışkanlığımızı bu geceye de uygulamaya kalkıştığımız için böyle bir sonuçla karşılaştık. Aslında işin sırrı onu bütün bir ay boyunca arıyor olmaktır. 2-Bilhassa son on gün Kadir Gecesi için yüksek ihtimalli gecelerdir. Dolayısıyla son on gününü, daha yoğun bir Ramazan günü olarak geçirmek gerekirken, Ramazan ayının sonuna doğru bitkinlikler gösterilen bir ortamda bitirilmektedir. 3-Kadir Gecesinde ne yapılabilir? Bu soruyu Aişe radıyallahu anha annemiz Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme sorduğunda şu cevabı almıştır: “O gece şöyle dua et: Allah’ım! Sen çok bağışlayıcısın. Kerimsin. Bağışlamayı seversin. Beni bağışla.” Demek ki o gece Allah’a el açma gecesidir. Maksat günahlardan kurtulmaktır. Günahlardan kurtulacak işleri yapmaktır. Bize Kadir Gecesini tanıtan sevgili Peygamber’imiz sallallahu aleyhi ve sellem, bunun dışında özel bir ibadet tanıtmamıştır. Ashabıkiram ve diğer selef büyükleri mescitlere kapanıp, bu geceyi çevrelerinden uzak, seccadeleri başında tevbe ve istiğfarla, tefekkürle geçirmişlerdir. Onlardan iyisini yapacak durumda değiliz. Kadir Gecesini -camiler bile olsa gezerek geçirmek, özel yemeklerle ihya etmeye kalkışmak ciddi bir zayiattır. Umudumuzun, kaynaklarımızın zayi edilmesidir.